Şehrin kıyısında kalan, boyası dökülmeye yüz tutmuş yeşil renkte bir apartmandı. Salaş bi kafenin girişini andıran pejmürde bahçesine bir iki tane eski koltuk atılmıştı. Akasya ağacını hatırlıyorum bi de. Girişin hemen solunda, genizleri yakan kokusuyla, gelen misafirleri karşılardı.
insanlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
insanlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
2 Kasım 2019 Cumartesi
21 Ekim 2019 Pazartesi
Sen de başla...
Ah sevgisiz kalmış kalpler...
Dün gece bir dostum anlatmaya başladı. Anlatırken dili yetmiyordu da... gözleriyle de boşaltmak ister gibiydi içindeki dertleri. Ruhuna ağırlık veren yükleri... İki saniyeden fazla bakamıyordum gözlerine onu dinlerken. O kadar çok şey yığılıyordu ki ortalığa. Hangi birini toparlamalıyım düşüncesi kafamda. Yılları anlattı, taşıdığı ağırlıkları, içine sinip kalan hüzünleri, kıyıda köşede unutup gittiği ufak sevinçleri bile... Bir tek "vefa" kalmamıştı içinde. Aradı taradı ama bulamadı. Yaşlandıklarında eşine göstereceği gram miktarı vefası kalmamıştı. Buna tek sebep, anlattığına göre hiç sevgi görmemişti.
Dün öğleden sonrası başka bir yaşlı teyze ve eşi ile çay içiyorduk. Zono hastalığına yakalanmış zavallı teyzecik. Geçmiş olsun ziyaretimizde konu konuyu açtı ve sohbet "mizaçlara" kaydı. Yaşlı amca kenetledi ellerini kucağında. "Ben takmam bi çok şeyi" diyerek arkasına yaslandı. Yaşlı teyzenin dudaklarında acı bir gülümseme belirdi. Daha önceleri çok anlatmıştı eşinin duyarsızlığını, bencilliğini ve sevgisizliğini.İşte dedi. "Birilerinin rahatlığı, birilerini Zono yapıyor böyle."
Bir kaç gün önce aldım başka bir dostumun haberini. Kilometrelerce öteden... Sonunda boşanmışlar. İki yalnız insan düşmüştü şimdi kalabalıkların içine. Hep istiyordu kocası zaten. Kadın ise hep klasiklerdendi. Kadın çalışkan, kadın düşünceli, kadın kocasının adını dilinden düşürmeyen... Ama terk eden erkek. Gerekçe ise manidar : " Aşık olmak istiyorum." Yine bir sevgi yoksunluğu ve arayış.
Hayat akıp gidiyor. Günler geceler birbiri ardınca takipte. Her şeyin hızla ilerlemesi her şeyin doğru ve tam gittiği anlamına gelmiyor. Planlar yapıyoruz. Güzel eşlerle evleniyoruz ya da yakışıklı beylerle... Evler alıyoruz, arabalar, şu yazlık, bu arsa... Vakit ilerliyor. Bazı şeyler artıyor, bazıları eskiyor, bazıları yıpranıyor ama bazı şeylerin varlığı ile hiç alakadar değiliz. Sorgulamayı unutuyoruz. Hep stoktan kullanıyor ama o stoğa ekleme yapmayı akıl edemiyoruz. Sevgiler... Zamanla tükeniyor farkında mıyız ? Yanımızda sandıklarımız bi bakıyoruz ki çook uzaklarda aslında. Sebep ? Sebep : Sevgi bitmiş.
Muhasebeyi sağlam yapalım o vakit... Sevgi stoğunu hunharca kullanmak yerine onun artmasına gayret edelim. Her ne ise onu çoğaltan... Bazen olmadık bir zamanda sarılma, bazen olmadık zamanda dert sorma, bazen en gerilimli halde gülmeye başlama, bazen olmadık zamanda olmadık şekilde rutinlerin dışına çıkma... Her ne çoğaltıyorsa... Azaltmayalım da arttıralım sevgileri. Eşe, dosta, komşuya, her muhatap olduğuna... Yorulmadan sevgi aşıla ! Her kalbin biricik yaratılmış olduğunu unutma ve etrafını sevgisiz bırakma. Herkes böyle düşünürse sevgisiz kalp kalmaz dünyada.
Hadi, sen de başla.
Sevgiler canlar...
Etiketler:
gülmek,
ilişkiler,
insanlar,
iyi haftalar,
iyilik,
kalp,
kişisel gelişim,
sevgi,
sevmek,
yazmak
29 Nisan 2019 Pazartesi
Ortaya karışık
#Geçtiğimiz Cuma gecesi harika bir deneyim yaşadım. Onlıne yazarlık kursu almak müthiş bir deneyimdi benim için. Ve kurs alan diğer arkadaşların yazarlık heyecanını görünce yalnız olmadığımı bilmek de çok keyif vericiydi.
#Bu sabah kahvaltıya misafirim vardı, sonra kahveye başka arkadaşım geldi.Güne okuyarak başlamadığım günlerde birden Antartika'ya uçmuşum da o denli gurbette kalmışım hissine giriveriyorum nedense.
#İnsanların havadan sudan sohbet ederken konuyu ısrarla siyasete getirmeye çalışmasından daha itici bir şey var mı şu hayatta ?
# Üst kattaki doktor komşum piyano çalan minnak oğlunun çıkardığı seslerden dolayı bize rahatsızlık verdiklerini düşündüğü için üzüldüğünü söyledi geçen gün. Oysa minnağın çaldığı parçaları keyifle dinliyorum. Günden güne kendini geliştirmesi bana azim konusunda ilham veriyor.Mozart'ın Türk marşını tek çırpıda çalıyor. Ve ben bazen yazarken onun piyanosunun tuşlarından gelen naif notalarla doğaçlama fon müziği kazanıyorum. Bunu komşuma da söyledim. Mutlu oldu.
#Ramazanın yaklaşması bana heyecan veriyor. Bambaşka yaşamak istiyorum bu ramazanı. Bol enerjili. Bol paylaşımlı. Tek saniyesini bile ziyan etmeden. Hadi inşaallah...
#Bez bebek dikmeye başladım. Güzel sonuçlara ulaşırsam eğer paylaşırım bloğumda. Bebeğine sevinçle sarılan minnak kalpleri düşününce heyecanım artıyor.
#Bazı ilişkilerde samimi olabilmek için soğuk nezaketten özenle kaçınmak gerektiğini anladım geçtiğimiz hafta. Soğuk nezaketle yürüyecekse bu gemi, bi yığın adam var diyorsun. Sen acizliğini ve çaresizliğini de adam gibi koyabiliyosan ortaya o zaman benim için özelsin diyorum yani. Ya da tam tersi de geçerli. Sen samimi olmak istediğin birine, rahatça yetersiz olduğun yönleri açıp risk almalısın bazen. Böyle karmaşık şeylere mesai yapmasa beyin cillop olacak bende de. Ah işte genler...
#Ha bi de şunu öğrendim. Asla çok güçlü olduğunu düşünme. Çok fazla güç kaybettiren bir şey bu. Ama güçsüz olduğunu kabul etmek ise tablet tablet vitamine değer bir güç desteği.Yemişim kişisel gelişimcileri. Bu da aklımda olsun.
#Salonumdaki saksılardaki çiçekler, büyürken dikey pozisyon yerine yatay pozisyonu tercih ediyorlar. Böyle saksıların üstünde yayım yayım yayılmış kalanşolarım var. Relax olma konusunda bitkiler ev sahipleri ile senkronize mi yanii ? Bilim bunu açıklasın.
#Yaşadığım şehirde, yani İzmir'de bir kitap gurubu oluşturmak istiyorum. Yani senin gibi okumayı seven insanlarla arada bir buluşup okuduğunuz kitaplar üzerine sohbetler ediyorsunuz. Yeni kitaplardan bahsediliyor filan... Maksat senin gibilerle kaynaşma olsun. Hatta yazma gurupları da kuranlar varmış. Bunu araştırmaya başlıyorum en kısa zamanda.
#Binaların azametli dikey halleri ve de heybetli plaza girişleri içime sıkıntılar bastırıyor.
#Günlerce yazasım gelmesine rağmen şu ana kadar ki hayatımda tek bir yayınevine tek bir satır şey göndermemiş olmam gerçeği hayatımın özeti gibi karşımda durup durur. Seviyorum da çabalamıyorum ben. İnsan, eşya, iş her şey için bu geçerli sanki. Olmaz ki.
#Sosyal medyada canımlı cicimli yazmak samimiyetsizmiş. Bu da acımasız genelleme. Ne diyeyim ben şimdi karşımdaki blogcanın adını bilmiyorsam mesela. "Şşştt" mi diyeyim? "Huu kardeş"mi diyeyim? Tabiki nazikçe canım cicim filan dicem. Yav zaten babannemin lakabı "Şekerim hacı" ise ben kromozomlarımı nereye kadar zorlayabilirim ki sert ve ketum olsunlar diye ? Hiç zorlayamam valla. Tabiki canım cicim derim. Ay hemen asıp kesmeyin insanları allaseniz.
#Bu hafta hastanede kontrollerim cillop gibi geçsin gitsin ve artık kan sulandırıcı iğne kullanmama gerek kalmasın diye dua ediyorum habire. Siz de duama katılın olur mu. Alın işte samimiyet ;)
Bugünkü Amelie kafası tarzı döktürmeler de bu kadar olsun canlar.
Selamette ve sevgide kalınız hepiciğiniz ! :)
Fotoğraf, Kızlarağası hanı, Kemeraltı/ İzmir
Hadi adını andık gücenmesin, şunu dinleyin de gidin ;)
27 Şubat 2019 Çarşamba
Kadınlar günü şeysi...
#Kadınlar tamamen oturma şekillerine göre yanlarına denk gelen kadınlarla ufak sohbetler açıp konuşmaya başlayarak odanın içinde dağınık bir uğultunun oluşmasını sağlıyordu.
#Ellili yaşlarda olduğunu tahmin ettiğim bir teyze oğlunun düğünü için aldığı bol pullu mor elbiseyi anlatırken kafasının üstünden çıkardığı kalpler tavana fırlıyordu.
#İçlerinden bir tanesi diğeri için "Bu para harcamayı çok seviyor valla" diyordu. "Ver eline iki üç bin lirayı bir saat içinde harcayıp gelsin." Bir iki dakika sonra da ülkedeki olası bir kıtlık halinden bahsedildi. Durum iyiye gitmiyor denildi. Maaşlarımız kesilirse naparız diye dertlenildi.
#İyi bir fakültenin iyi bir bölümünde son sınıfta okuyan evin genç gelin adayı, ders çıkışı gelip ikram servisine yardım ederken tam da bir Osmanlı gelini edasında hareket ediyordu. Acaba evlendikten sonra da iş çıkışı gelip kayınvalidesinin gün muhabbetine dahil olur muydu ? (İnşaallah hep birlikte olurlardı)
#İkram tabaklarında börek seçeneği ikiye çıkmıştı. Tek börek seçeneğini bile başarıyla kıvıramayan ben, iki çeşit böreği de afiyetle yerken başımın derdi ikram sorunsalına yine keyifsiz bir bakış fırlatmıştım.
#Salon parkelerinin üstüne nostaljik bir halının serilmiş olması beni keyiflendiren tek detaydı. Bazı yerleri yıpranmış bazı yerleri daha sağlam eski zaman bir el işleme halının desenlerini inceleyip dururken ben, kadınlar hunharca gezilesi alışveriş yerlerinden konuşuyorlardı.
#Orta yaş ve üzeri kadınların toplandığı her mekanda zamane gençliğinin sağlam bir dedikodusu icra ediliyor bu çok net. Ama bu zamane neslin yetiştirilmesinin de bu orta yaş ve üzeri guruba ait bir mevzu olduğu üzerinde pek durulmuyor o da çok net.
#Pembe fuşya eşarbı taktığım için ev sahibesi bana dönüp "sen nasılsın bitanem" diye sordu sorusunu. Yaş skalamın yine altlarda tahmin edildiğini düşünürken gülümseyip "İyiyim sağolun siz nasılsınız " dedim sadece. Ama içimden dediğim şuydu " Ay kırkına gelmişim nasıl olayım iyi valla. Her pembe fuşya eşarplıyı genç çıtır görmeyin beaa ! Bazıları o eşarpları mahalle baskısıyla da örtebiliyor işte."
#Evin aile büyüğü bana bakarak "Pek tatliş bir gelininiz var, huyu da güzel mi ?" diye sordu kayınvalideme. O esnada az biraz satın alınmış yeni eşya hissiyatı yaşamadım değil. Bi yandan da hep söyleniyordum kendime "ah bunlar hep fuşya pembe yüzünden!"
#Gün sonu gelip akşam yemeklerimizi yerken büyük bir görevi yerine getirmiş olmanın rahatlığıyla eşim kişisine günün detaylarını anlattım kıkırdaya kıkırdaya. Buna rağmen sözüm bitince bana sorduğu soru manidar : Sen strese mi girdin bugün biraz ? :))
#Akşamına güzel kalpli arkadaşlarımla buluşurken yine aynı fuşya pembe eşarbı taktım mecburiyetten. Dalga geçileceğimi de hesaba katarak az tedirgindim ama herkes sadece "iyi ki geldin!" havasındaydı ve ben içimden geçirdim "Ohh işte bu insanların arası benim yerim :)
Kadın günleri çılgınca icra edilen ritüeller memleketimizde ;) Dün de böyle bir gündü işte. Ama yine de ara sıra katılıp gündemin nabzını tutmak lazım diye düşünüyorum artık. Hem büyükleri memnun etmek hem de bizim gibi kitap şeysi canlıların azıcık sosyalleşmesi adına... Bu arada iyi ki Amelie kafası kategorisini açtım da içimi boşaltıyorum buraya da işte.
Sevgiler blogcanlar ! :)
Fotoğraf, Alaçatı'dan...
20 Şubat 2019 Çarşamba
İnsan ve çevre
İzmir'e yeni taşındığım günlerde vaktimin sadece bana ait olmasını sağlamak için bazı kararlar almıştım. Hayatımdaki insan sayısını az tutacaktım. Arkadaşlık adı altında boş muhabbetler angarya görüşmeler gibi vesair şeylerden uzak durulacaktı. Hayatıma mecburi dahil olanların ise (aile gibi yakın komşular gibi...) vaktimi düzenli kullandığımı bilmelerini sağlayacaktım. Yani kulağa çok yabani kararlar gibi gelebilir ama benim için tek önemli olan Mevla'nın rızasına uygun yaşamaktı, ve vaktin gram miktarı dahi ziyanına gönlüm razı değildi.O günlerde böyle düşünüyordum en azından. Hayatımda kuvvetle bağlı olduğum şeyler; dergilerim, kitaplarım ve kendi tercihlerim doğrultusunda geçirebildiğim vaktim olmuştu sadece. Böyle yaşamak bana iç huzur sağlıyordu. Dingin bir ruh hali ve de bolca neşe.Lakin zaman içinde tuhaf bir şey oldu.
Etiketler:
Biraz duygusal,
çevre,
insan,
insanlar,
psikoloji,
sosyal varlık,
yazılar
14 Şubat 2019 Perşembe
Yaşadığım öyküler
Beni onunla gören etrafımdaki herkes "Onunla arkadaşlığını gözden geçir" diyordu. Sürekli onu etrafa savunmak zorunda kalıyordum : "Bakın o aslında çok iyi biri, bakmayın frapan giyimine havalı duruşuna...Bana çok iyiliği dokundu zor zamanlarımda. Hep yanımdaydı. Özünde iyi biri o... "Burun kıvırıp geçiyordu insanlar. Bir süre sonra onları inandırmaya çalışmaktan da vazgeçtim. Ama ben hep onun çok iyi bir dost olduğuna inanmaya devam ettim. Neden ? Kafamdaki matematik hep şuydu: Çünkü bana çok iyiliği dokunmuştu. Ona yüz çevirmek vefasızlık olurdu.Vefasızlık kitabımda yazmazdı.
Etiketler:
Biraz duygusal,
deneme,
dostluk,
hikaye,
insan,
insanlar,
kısa hikayeler,
öykü,
öyküler,
Yaşadığım öyküler,
yaşam,
yazmak
31 Ocak 2019 Perşembe
Hangisini tercih edersin temalı mim
Selimhan kardeş bir mim pas etmiş. Soruları hazırlayan ReHiTu blogcanıymış. Yeme içme odaklı gibi geldi azıcık. Erkekler niye yeme olayına bu kadar takılı abicim ben bilmem ki. Neysem her ikisine de teşekkür edip söylenmeden cevaplara geçeyim hanım hanımcık.
Hangisini tercih edersin? Uçabilme yeteneğinin olmasını mı yoksa su altında da nefes alabilmeyi mi? Neden?Tabiki uçabilme şeysi olsun isterdim. Kuşlar tadını çıkarıyo bu dünyanın valla, ben size söyleyeyim ;)Hangisini tercih edersin? Sonsuza dek etrafının kitaplarla çevrili olmasını mı yoksa evcil hayvanlarla mı?Neden ? Kitaplarla... Hayalgücüm bir sürü evcil hayvanı da etrafa yığdırır nasıl olsa. Ama kitap demek başka başka hayalgüçleri demek. O sebep daha kıymetli. Hangisini tercih edersin ? Büyük ellere sahip olmayı mı büyük ayaklara sahip olmayı mı ? Neden ? Ay hiç düşünmemiştim bugüne kadar. Yani sırf bunu cevaplamak için bir şeyler yazmış olmayayım. Her şey tastamam işlevsel yaratılmış bence :)Hangisini tercih edersin? Geriye kalan hayatının tamamında çay içmeyi mi yoksa kahve içmeyi mi? Neden?Şu sıralar çaycıyım. Bi sıralar kaheciydim. Bu konuda gelgitlerim var :)
Hangisini tercih edersin ? Pilav üstü kuru mu yoksa köfte patates mi ?Neden ?Pilav üstü kuru diyeyim, besin değeri itibariyle. Hangisini tercih edersin ? Sınırsız döner mi ? Yoksa sınırsız kokoreç mi?Kokoreç hastasıyım. Napiim gerçek bu :)Hangisini tercih edersin ? Ölüm saatini bilmeyi mi , yoksa nasıl öleceğini bilmeyi mi ? (Ölüm tarihini ve ölüm şeklini değiştiremiyorsun) Neden ?Ölüm tarihini bilmeyi genelde kimse istemez ama ben ölüm şeklinden ziyade tarihi bilmek isterdim sanırım. En azından ne kadar vaktim kaldığını bilir ona göre motive olurdum ahirete hazırlık konusunda. Ama ölüm şeklini bilsen napıcan ? Bi faydası yok gibi. Hangisini tercih edersin 500 yıl gelecekte yaşamayı mı yoksa 500 yıl geçmişte yaşamayı mı ? Neden ? Tabiki geçmişte. Her şey daha basitmiş o dönem. Anadolu'nun mis gibi bi kasabasında tatliş tatliş yaşar giderdim. İkramlar sunum çılgınlığına kurban edilmemiş selfi şeysi henüz moda olmamış filan. Ooo mis gibi işte. Sade ve anmalı hayatlar... Hangisini tercih edersin? Her yıl yenilenen tek seferlik uluslararası bir uçuş bileti mi yoksa yurt içine geçerli sınırsız uçak bileti mi ? Neden ? Yurt içi o kadar çok yer var ki gezilecek... Zamanı daha çok geziyle daha verimli kullanmak adına ikinci seçenek daha cazip. Hangisini tercih edersin daha çok dinlemeyi mi daha çok konuşmayı mı ?Neden ? Kesinlikle daha çok dinlemeyi... Dinlemek demek konuşmak için malzeme biriktirmek demek. O sebep zenginlik demek aslında. Ama çok başarılı değiliz toplum olarak bu konuda. Ben çalışıyorum ama bu alanda. Biraz yol kat ettim gibi. Yani inşaallah :)
Ben bu mimi isteyen herkese göndereyim. Çünkü zaten benim olası gönderebileceğim kişileri Selimhan kardeş yazmış :) İleriki günlerde ben de bir mim hazırlayacağım içimden geldi :))Bu arada fotoğraf önceki yazdan sanırsam, muazzam gün batımına hayranlık temalı adet üzere :))Herkeslere selamlar sevgiler blogcanlar. Bugünkü bloğuma ayrılan vakit bu kadar ;)Şimdi gün başlasın ! ;)
23 Ocak 2019 Çarşamba
İç seslerimiz
Bir aile büyüğüm vardı... Günlerce konuşmamıştık zamanında. Sebebi kalbimi çok kıran bir şey söylemesiydi. Büyük olarak ona yakıştıramadığım bir şeydi. Sık sık arardım önceleri aramaları kesmiştim. Beraber olduğumuzda yüzüme düşen gölgeye de engel olamıyordum. Fark etmiş tabi. Bir gün bana dedi ki : Tavrını beğenmiyorum, bir şeyler var sende. Yalnız bu ifade "otur konuşalım" tarzında değildi pek. Daha çok şikayet ve azar şeklindeydi.
O an... İşte o kritik an, evrensel trip mekanizması işleseydi "Yok bir şeyim" deyip ortamı terk eder giderdim. Ve belki araya giren bir küslük... Daha uzun ayrılık... Belki üzerime düşen bir sürü hakkı vardı ve hepsi öylece muallakta asılı kalacaktı. Yani o tek trip cümlesini söylersem eğer... Sadece tek cümle : "Yok bir şeyim"
O an için çok dua etmiştim öncesinde. Sevdiğim bir kişiydi çünkü. (Siz o kişi yerine eşinizi koyun, annenizi, babanızı, arkadaşlarınızı v.s.) Onu kaybetmek istemiyordum. Ayrıca kalbini kırmak da istemiyordum. Hayat boyu, kalp kırarak elde edilen başarılar bana pek gerçek başarı gibi gelmemiştir zira. Büyüklerin kalbi de kolay kırılır malum. Bu yüzden, vakti geldiğinde kendimi en saf şekilde ifade edebilmek için çok dua etmiştim. İşte şimdi o an gelmişti. Hadi bakalım Bilge dedim kendime. Sahne senin. Sabır mı nefsin mi ? Öyle zor bi andı ki. Nefsim bas git diyordu aslında bas git ! Sana söylediğini hatırla ve "yok bişeyim" deyip bas git ! Diğer yanda vicdanım ise yapamazsın diyordu yapamazsın... Medeniyet konuşmayı telkin eder. Anlat derdini, konuş. Allahım bana yardım et diyordum bi yandan. Onun yardımı olmadan en cevval hatipler susup kalmaz mı, onun yardımı olmadan en kuvvetli savunmalar cılız bir sese dönmez mi.Öyle...
Gözlerimin içine bakmaya devam ediyordu sorar mahiyette... Allah'ın yardımı yetişti. İçimdeki bas git diyen sesi kesti önce. Sonra oturdum karşısına. Usul usul anlatmaya başladım. Bak böyle böyle böyle...
O da derdini anlattı. Meğer benim anladığımdan çok başka bir şey söylemek istemiş o an. Ve daha önemli bir şey söyledi sonunda. Sen kalbine benimle ilgili böyle bir düşünce gelince, tabloya neden en geniş açıdan bakmadın ? Benim o maksatla seni üzmek istemeyeceğimi neden düşünemedin? Bi kaç saniye sessizlik... Diyemedim ki, "Seslerim var benim... İçimde derinlerde... Konuşup duran sesler. Onlar bazen düşünmemi engelliyor.O sebeptir herhalde."
İçimizde sesler var cidden. Bıdı bıdı konuşup duran. Bazen en yakınlarımızı o sesler yüzünden kırıyoruz. O sesler yüzünden de çokça kırılıyoruz. O sesi susturup Mevla'nın verdiği asıl sesi kullanmak ve konuşmaya başlamak... Aslında tüm yapmamız gereken bu iken, biz tam tersini yapıyoruz. İşler bazen bu yüzden çıkmaza giriyor işte.
Neyse o gün öptüm onu yanaklarından. Sarıldım sıkı sıkı.. Haksız olduğumu bile bile şöyle dedim yine de : " Bi daha bana böyle şeyler hissettirme sen de !" İç ses pes etmez ki hiç :)
Günaydın canlarr! Tüm o güzel canları taşıyanlar ! Arada böyle ufak hikayeler yazıp blogda bunun için bir kategori açayım diyorum. Ne dersiniz ? :)
Şuraya müzğimi de koyar giderim. Ama gece dinleyin olur mu, gündüz için aşırı sakinlik verebilir, işler güçler kalmasın :)
O an... İşte o kritik an, evrensel trip mekanizması işleseydi "Yok bir şeyim" deyip ortamı terk eder giderdim. Ve belki araya giren bir küslük... Daha uzun ayrılık... Belki üzerime düşen bir sürü hakkı vardı ve hepsi öylece muallakta asılı kalacaktı. Yani o tek trip cümlesini söylersem eğer... Sadece tek cümle : "Yok bir şeyim"
O an için çok dua etmiştim öncesinde. Sevdiğim bir kişiydi çünkü. (Siz o kişi yerine eşinizi koyun, annenizi, babanızı, arkadaşlarınızı v.s.) Onu kaybetmek istemiyordum. Ayrıca kalbini kırmak da istemiyordum. Hayat boyu, kalp kırarak elde edilen başarılar bana pek gerçek başarı gibi gelmemiştir zira. Büyüklerin kalbi de kolay kırılır malum. Bu yüzden, vakti geldiğinde kendimi en saf şekilde ifade edebilmek için çok dua etmiştim. İşte şimdi o an gelmişti. Hadi bakalım Bilge dedim kendime. Sahne senin. Sabır mı nefsin mi ? Öyle zor bi andı ki. Nefsim bas git diyordu aslında bas git ! Sana söylediğini hatırla ve "yok bişeyim" deyip bas git ! Diğer yanda vicdanım ise yapamazsın diyordu yapamazsın... Medeniyet konuşmayı telkin eder. Anlat derdini, konuş. Allahım bana yardım et diyordum bi yandan. Onun yardımı olmadan en cevval hatipler susup kalmaz mı, onun yardımı olmadan en kuvvetli savunmalar cılız bir sese dönmez mi.Öyle...
Gözlerimin içine bakmaya devam ediyordu sorar mahiyette... Allah'ın yardımı yetişti. İçimdeki bas git diyen sesi kesti önce. Sonra oturdum karşısına. Usul usul anlatmaya başladım. Bak böyle böyle böyle...
O da derdini anlattı. Meğer benim anladığımdan çok başka bir şey söylemek istemiş o an. Ve daha önemli bir şey söyledi sonunda. Sen kalbine benimle ilgili böyle bir düşünce gelince, tabloya neden en geniş açıdan bakmadın ? Benim o maksatla seni üzmek istemeyeceğimi neden düşünemedin? Bi kaç saniye sessizlik... Diyemedim ki, "Seslerim var benim... İçimde derinlerde... Konuşup duran sesler. Onlar bazen düşünmemi engelliyor.O sebeptir herhalde."
İçimizde sesler var cidden. Bıdı bıdı konuşup duran. Bazen en yakınlarımızı o sesler yüzünden kırıyoruz. O sesler yüzünden de çokça kırılıyoruz. O sesi susturup Mevla'nın verdiği asıl sesi kullanmak ve konuşmaya başlamak... Aslında tüm yapmamız gereken bu iken, biz tam tersini yapıyoruz. İşler bazen bu yüzden çıkmaza giriyor işte.
Neyse o gün öptüm onu yanaklarından. Sarıldım sıkı sıkı.. Haksız olduğumu bile bile şöyle dedim yine de : " Bi daha bana böyle şeyler hissettirme sen de !" İç ses pes etmez ki hiç :)
Günaydın canlarr! Tüm o güzel canları taşıyanlar ! Arada böyle ufak hikayeler yazıp blogda bunun için bir kategori açayım diyorum. Ne dersiniz ? :)
Şuraya müzğimi de koyar giderim. Ama gece dinleyin olur mu, gündüz için aşırı sakinlik verebilir, işler güçler kalmasın :)
Etiketler:
gündelik yazılar,
insan,
insanlar,
kısa hikayeler,
medeniyet,
nefs,
oku,
okumak,
vicdan,
Yaşadığım öyküler,
yazıyorum,
yazmak
22 Ocak 2019 Salı
Blogger aşkına!
Bu sabah itibariyle blog dünyasına dair ufak tefek notlarım şöyle canlar :
# İnşaallah çok tatlı blogcanlar tanıyacağım bu sene. Ya da ne zaman nasipse işte. Hatta tanımaya başladım bile ! :)
#Blog okumanın keyif vermesi için yaşımın 40 a tekabül etmesi gerekiyormuş. Başka yaşamları gözlemleyip hayattan lezzet almak isteyen 40 yaşı beklesin ! mottosunu taşıyorum artıkın ;)
#Orta yerimden ikiye çatlasam da laf olsun diye yorum yazamıycam galiba. Oysa bu işte hızlı olmak için az ama öz yorumu bolca yaz diyollaa :/
#Bloğun teknik donanımıyla uğraşmak eşittir dibi tutmuş tencere temizlemek. Çok net.
#Bir blogcan "Hayatım dört dörtlük valla. Gezip dolaşıp yiyip içiyorum annem be! " ayarında yazıyor ve bana hiç bir şey vermiyorsa uzay mekiği hızında ortamdan uzaklaşıyorum.
#Bazı bloglarda aklıma hayalime gelmeyecek bakış açıları yakalayınca kendi zekamdan utanıp "vay be, sen çok yaşa ademoğlu ! haykırışıyla tepkiselleşiyorum :)
#Mutfakta çorbamı karıştırırken, " bloğuma şehir belirten ziyaretçi sayacını nasıl eklerimkine?! " gibi ıvır zıvır blogger şeysilerini düşünüyorum.
#Yemişim "seo"sunu ya da "google plus" platformlarını filan dicem dee... daha fazla güzel insana ulaşmak için kuzu kuzu bunlara da çalışmam gerek diye düşünüp sesimi yutuyorum. Pehh!
Bunun gibi şeyler işte. Bu arada bloğumla ilgili önerileriniz ya da fikirleriniz varsa yedi yirmi dört açığım blogcanlar :) Beynim az daha yoğurt olsun, tabi tabi kendiminkiler az geliyo ne de olsa :)))
Güzel Salılar olsun hepiciğimize :)
Blogger aşkına şu dımbırtıyı bırakıp da gideyim, şık olur ;)
Not: Fotoğraftaki, geçen geceden arkadaş evindeki çay görseli.
# İnşaallah çok tatlı blogcanlar tanıyacağım bu sene. Ya da ne zaman nasipse işte. Hatta tanımaya başladım bile ! :)
#Blog okumanın keyif vermesi için yaşımın 40 a tekabül etmesi gerekiyormuş. Başka yaşamları gözlemleyip hayattan lezzet almak isteyen 40 yaşı beklesin ! mottosunu taşıyorum artıkın ;)
#Orta yerimden ikiye çatlasam da laf olsun diye yorum yazamıycam galiba. Oysa bu işte hızlı olmak için az ama öz yorumu bolca yaz diyollaa :/
#Bloğun teknik donanımıyla uğraşmak eşittir dibi tutmuş tencere temizlemek. Çok net.
#Bir blogcan "Hayatım dört dörtlük valla. Gezip dolaşıp yiyip içiyorum annem be! " ayarında yazıyor ve bana hiç bir şey vermiyorsa uzay mekiği hızında ortamdan uzaklaşıyorum.
#Bazı bloglarda aklıma hayalime gelmeyecek bakış açıları yakalayınca kendi zekamdan utanıp "vay be, sen çok yaşa ademoğlu ! haykırışıyla tepkiselleşiyorum :)
#Mutfakta çorbamı karıştırırken, " bloğuma şehir belirten ziyaretçi sayacını nasıl eklerimkine?! " gibi ıvır zıvır blogger şeysilerini düşünüyorum.
#Yemişim "seo"sunu ya da "google plus" platformlarını filan dicem dee... daha fazla güzel insana ulaşmak için kuzu kuzu bunlara da çalışmam gerek diye düşünüp sesimi yutuyorum. Pehh!
Bunun gibi şeyler işte. Bu arada bloğumla ilgili önerileriniz ya da fikirleriniz varsa yedi yirmi dört açığım blogcanlar :) Beynim az daha yoğurt olsun, tabi tabi kendiminkiler az geliyo ne de olsa :)))
Güzel Salılar olsun hepiciğimize :)
Blogger aşkına şu dımbırtıyı bırakıp da gideyim, şık olur ;)
Not: Fotoğraftaki, geçen geceden arkadaş evindeki çay görseli.
Etiketler:
blog,
blog okumak,
blog yazmak,
blogger,
detaylar,
insan,
insanlar,
okumak,
teknik,
yazmak
21 Ocak 2019 Pazartesi
Bir kumaşçı dükkanında...
Hafta sonu eşim kişisiyle dışarıya çıktığımızda bi ara kumaş dükkanlarından birine girdim. Ben ilgilendiğim kumaşa bakınırken önümde üç kadın hem kumaşlara dokunup hem sohbet ediyorlardı.Biri genç ikisi daha yaşlıcaydı. Aralarındaki en genç olan, daha yaşlı olanlardan birine dedi ki : "Ay yanındaki arkadaşın ..... abla da ne kadar eli sıkı. Deminden beri dokunuyor kumaşlara ama bi tanesini bile alamadı. Hep de gidip gidip en ucuzlara dokunuyo valla. " Yani yaşlı olanlardan birine diğerini çekiştiriyordu bu genç hanım. Cimrilikle itham edilen teyze gülümsedi. Çok kibar bir dille şöyle dedi : "Hanım kızım, ben dikişten pek anlamıyorum. Kumaşları ziyan ederim diye korkuyorum." Genç hanımın bu yersiz ithamına karşı sabredip, saldırgan bir dil kullanmamayı tercih etmişti.
Gezinmeye devam ediyoruz. Ne ben aradığım kumaşı bulabiliyorum ne onlar... Ama ben nereye bakıyorsam yanımda onlar ve muhabbetlerine mecburen kulak misafiriyim. Sonra dayanamadı genç olan. Tekrar bir çıkış yaptı : "Bak bak yine en ucuzlarına bakıyor. Ah teyze ah ! " Çiğ çiğ güldü ardından.Üstelik sesi o kadar yükseldi ki tüm mağaza onları dinlemek zorunda sanki. Cimrilikle itham edilen teyze yine nazikçe ve kısık sesle bir şeyler söylemekle yetindi. O an benim de içime, öfkeyle genç olana parlayıp sesini alçaltmasını söylemek hissiyatı geldi mi ? E geldi. Ama mağdur teyzeyi rol model aldım. Oradan nazikçe tam da uzaklaşıyordum ki... Dayanamadı diğeri. "Kızım sen bana baksana bana! Sen ona cimri diyorsun ama o öyle biri değil. Şu kulağımdaki altın küpeleri görüyor musun? (Kocaman altın küpelerine gitti eli) Bana bu küpeleri bu arkadaşım hediye etti. Sırf hatıra kalsın diye hem de.Hiç bir şey göründüğü gibi değildir." Bir sessizlik...Allı morlu oldu genç olanın yüzü. Sustu. Nihayet susabilmişti.
Aradığım kumaşı bulamadığım için elim boş çıkıyordum dükkandan. Ama kalbim bi dolu dersle yüklenmişti. Hunharca savunmalar yerine nazikçe cevaplar verebilme becerisi, tüm göstergelere rağmen önyargısız kalabilme erdemi, lafını bilmezlerle yola çıkmanın meşakkati,gereksiz konuşmaların insanı düşürdüğü durumlar. Hepsi de ayrı ayrı ders başlıkları oldu o gün için. Güzel bir alışveriş olmuştu aslında. Bir kaç dakikaya karşın bi dolu ders...
Ve pazartesi bloğum için de güzel bir konu... İnşaallah bu dersler kalbimizde atıl vaziyette kalmaz da hayatlarımıza en güzel şekilde akseder. Aksetsin diye yaşanıyor esasen. Hiç bir şey sebepsiz değil ki. Neden o gün o hatunlarla aynı kumaş dükkanına yolum düşmüştü ki ?
Misss haftalar olsun blogcanlarım :) Bugün yepyeni bir haftanın Pazartesisi ;)
Gezinmeye devam ediyoruz. Ne ben aradığım kumaşı bulabiliyorum ne onlar... Ama ben nereye bakıyorsam yanımda onlar ve muhabbetlerine mecburen kulak misafiriyim. Sonra dayanamadı genç olan. Tekrar bir çıkış yaptı : "Bak bak yine en ucuzlarına bakıyor. Ah teyze ah ! " Çiğ çiğ güldü ardından.Üstelik sesi o kadar yükseldi ki tüm mağaza onları dinlemek zorunda sanki. Cimrilikle itham edilen teyze yine nazikçe ve kısık sesle bir şeyler söylemekle yetindi. O an benim de içime, öfkeyle genç olana parlayıp sesini alçaltmasını söylemek hissiyatı geldi mi ? E geldi. Ama mağdur teyzeyi rol model aldım. Oradan nazikçe tam da uzaklaşıyordum ki... Dayanamadı diğeri. "Kızım sen bana baksana bana! Sen ona cimri diyorsun ama o öyle biri değil. Şu kulağımdaki altın küpeleri görüyor musun? (Kocaman altın küpelerine gitti eli) Bana bu küpeleri bu arkadaşım hediye etti. Sırf hatıra kalsın diye hem de.Hiç bir şey göründüğü gibi değildir." Bir sessizlik...Allı morlu oldu genç olanın yüzü. Sustu. Nihayet susabilmişti.
Aradığım kumaşı bulamadığım için elim boş çıkıyordum dükkandan. Ama kalbim bi dolu dersle yüklenmişti. Hunharca savunmalar yerine nazikçe cevaplar verebilme becerisi, tüm göstergelere rağmen önyargısız kalabilme erdemi, lafını bilmezlerle yola çıkmanın meşakkati,gereksiz konuşmaların insanı düşürdüğü durumlar. Hepsi de ayrı ayrı ders başlıkları oldu o gün için. Güzel bir alışveriş olmuştu aslında. Bir kaç dakikaya karşın bi dolu ders...
Ve pazartesi bloğum için de güzel bir konu... İnşaallah bu dersler kalbimizde atıl vaziyette kalmaz da hayatlarımıza en güzel şekilde akseder. Aksetsin diye yaşanıyor esasen. Hiç bir şey sebepsiz değil ki. Neden o gün o hatunlarla aynı kumaş dükkanına yolum düşmüştü ki ?
Misss haftalar olsun blogcanlarım :) Bugün yepyeni bir haftanın Pazartesisi ;)
Etiketler:
dersler,
dükkan,
erdem,
insan,
insanlar,
iyi haftalar,
kısa hikayeler,
kumaş,
mesaj,
öykü,
Yaşadığım öyküler,
yazmak
18 Ocak 2019 Cuma
Mim şeysi :)
Sevgili blogcanımız deeptone bir mim pas etmiş gitmiş dünkü vakitlerde. http://sevdeninsiirler.blogspot.com/ arkadaşımızın hazırladığı bir mimmiş. Ben önceki bloğumu yazarken de pek severdim mim şeysini o sebep hemencik cevaplayayım dedim. Mim de mim amaa. Sorular diyor ki kısaca :"Yahu kimsin sen kimsinn?" Ben kim miyim ? İşte sorular ve cevaplar...
14 Ocak 2019 Pazartesi
Neden "istiridye avcısı" ?
Bir kardeşimiz sormuş. Aslında sık sık gelen bir soru olduğu için bloğumun ismini bi cevaplayayım dedim bugün.
Şimdi şöyle : Hayat akıp giderken çevremizdeki ufak mutlulukların farkındalığı... muhabbetini bilirsiniz. Her yerde tesbih çekilir gibi anılır oldu. Ufak mutlulukları fark etmek, şükür halinde olmak, minimalist yaşam vesaire vesaire... Ama gelin görün ki buna mukabil Avm'ler halen tıka basa dolu. Onların önünden geçerken gördüğümüz araba yığınlarını acınası buluyorum açıkçası. Yani tonlarca insanın vakit geçirmek için daha iyi alternatif bulamayıp belli metrekareler içine hapsolması hadisesi... Herkes sade yaşamdan bahsediyor ama uygulamada böylesi yaşamı inşa için bile batılı satış mekanlarına akın eden bir zihniyet... Neyse, böylesi konularda çok sivriyim, az sesimi keseyim şimdilik. Şurda bloğu açalı iki gün olmuş.
İstiridye avcılığına gelirsek... Ben istiridye içindeki incileri (yani o ufak mutlulukları) tam da içinde yaşadığım atmosferde arayıp bulma derdindeyim sanırım. Hatta belki dertlerin içinde, kaousun içinde,tezatların gölgesinde...
Belli kesime fısıldamak istediğim bir şey var ; Mutluluk ve huzur sadece İskandinav geleneklerine bağlı maskülen mobilyalar içine yerleştirilmiş mumlar eşliğinde içilen kahvelerle inşa olmuyor. Mutluluk emek harcamak, vermek, rezil şeyler yaşayıp şerbet içtim demekle kısaca yaşadığın habitatın koşulları ne ile sınırlıysa onlara sabırla daha esaslı bir bünyeye kavuşuyor esasen.
İşte bunun içinde nişanı keskin bir avcılığa aday olmak gerek. Mutlu yaşamak için ortam inşa etmek değil de tastamam neyi yaşıyorsam onun içinden zorla şükür vesilesi söküp çıkarmak için gereken bir avcılık kısaca. Hayat yolculuğumu bu şekilde tasarladım son yıllarda. Bunlar tamamen benim düşüncelerim tabi.
Blogcağızımın isim hikayesi de işte budur ;)
Güzel haftalar olsun herkeslere :)
Şimdi şöyle : Hayat akıp giderken çevremizdeki ufak mutlulukların farkındalığı... muhabbetini bilirsiniz. Her yerde tesbih çekilir gibi anılır oldu. Ufak mutlulukları fark etmek, şükür halinde olmak, minimalist yaşam vesaire vesaire... Ama gelin görün ki buna mukabil Avm'ler halen tıka basa dolu. Onların önünden geçerken gördüğümüz araba yığınlarını acınası buluyorum açıkçası. Yani tonlarca insanın vakit geçirmek için daha iyi alternatif bulamayıp belli metrekareler içine hapsolması hadisesi... Herkes sade yaşamdan bahsediyor ama uygulamada böylesi yaşamı inşa için bile batılı satış mekanlarına akın eden bir zihniyet... Neyse, böylesi konularda çok sivriyim, az sesimi keseyim şimdilik. Şurda bloğu açalı iki gün olmuş.
İstiridye avcılığına gelirsek... Ben istiridye içindeki incileri (yani o ufak mutlulukları) tam da içinde yaşadığım atmosferde arayıp bulma derdindeyim sanırım. Hatta belki dertlerin içinde, kaousun içinde,tezatların gölgesinde...
Belli kesime fısıldamak istediğim bir şey var ; Mutluluk ve huzur sadece İskandinav geleneklerine bağlı maskülen mobilyalar içine yerleştirilmiş mumlar eşliğinde içilen kahvelerle inşa olmuyor. Mutluluk emek harcamak, vermek, rezil şeyler yaşayıp şerbet içtim demekle kısaca yaşadığın habitatın koşulları ne ile sınırlıysa onlara sabırla daha esaslı bir bünyeye kavuşuyor esasen.
İşte bunun içinde nişanı keskin bir avcılığa aday olmak gerek. Mutlu yaşamak için ortam inşa etmek değil de tastamam neyi yaşıyorsam onun içinden zorla şükür vesilesi söküp çıkarmak için gereken bir avcılık kısaca. Hayat yolculuğumu bu şekilde tasarladım son yıllarda. Bunlar tamamen benim düşüncelerim tabi.
Blogcağızımın isim hikayesi de işte budur ;)
Güzel haftalar olsun herkeslere :)
Etiketler:
blog,
blogger,
düşünce,
insan,
insanlar,
isim,
istiridyeavcısı,
minimalizm,
mutluluk,
standart,
toplum
9 Ocak 2019 Çarşamba
Düne dair...
Buraya okunmadığını bile bile yazmak da güzelmiş meğer. Tazekahve' yi yazmaya başladığım ilk dönemler geldi aklıma. O zaman daha bir sevinçle yazıyordum gerçi ama şimdi de bir başka güzel. Dinginlik veriyor ruhuma. Günden güne alışıyorum. Özlemişim...
#
Dün bütün gün minimalizm üzerine konuşmalar dinleyip akşamına da arkadaşlarla "kanaat" üzerine laflamak... Tesadüf müydü bu? Hiç bir şeyin olmadığı gibi hayır tabi ki.
#
İnsan ilişkileri konusunda çok kötüyüm. Dün daha iyi anladım. Sürekli tekrar eden şeylerden dersler çıkarmıyorum. Dersler ve ödevler konusunda ne zaman iyi oldum ki zaten. Bu da böyle...
#
2019' la ilgili meşhuur, kutsaal ve de olmazsa olmaaz "yapılacaklar" listesini dün ben de hazırladım. Aman daa... Uzun vadeli planları her ne kadar sevmesem de niyete akıllı uslu şeyler alıp yol hayali kurmak da güzelmiş. Hadi Bismillah...
#
Dün gece Özden'e üçüncü kez " Sen evlisin değil mi? " diye sordum. Özden arkadaş gurubumdan çok tatlı bir genç bayan. Gözlerinin içi gülüyor her baktığımda. Onu annesini kaybettiği günün ertesi gününde tanımıştım. Hüzünlü buruk ama cıvıl cıvıl bakan aynı gözler... Evet dedi Özden. Daha önceki buluşmalarda da bir kaç kez onunla ilgili sorular sormuştum kendisine. Cevaplamıştı. Evliydi iki çocuğu vardı. Ama her buluşmada bunları yeniden soruyordum. Onun yerine ben olsam bıkardım benden. Ama her seferinde cıvıl cıvıl bakan gözlerle cevapladı sorularımı. "Biliyorum Özden, evlisin ve iki bebeğin var değil mi?" Kafasını salladı ve teşekkür etti. Neden teşekkür etti ki. Ben etmeliydim halbuki ona. Bu kadar sıcak bakışları olduğu için. Ahh... böyle insanları seviyorum.
#
Bütün insanları katışıksız seviyorum. Sorun şu ki sevdiğimi belli ediyorum. Söylüyorum. Artık bunu pek yapmayacağım sanırım. Onlara sorular sorarım sadece belki artık. Özden'e sorduğum gibi.
#
Seni de seviyorum hayat. Klişe bir labirent ya da eğlenceli bir algoritma macerası... Sen her neysen. Güzelsin, nefes almaya ve vermeye değersin... 🍃
#
Dün bütün gün minimalizm üzerine konuşmalar dinleyip akşamına da arkadaşlarla "kanaat" üzerine laflamak... Tesadüf müydü bu? Hiç bir şeyin olmadığı gibi hayır tabi ki.
#
İnsan ilişkileri konusunda çok kötüyüm. Dün daha iyi anladım. Sürekli tekrar eden şeylerden dersler çıkarmıyorum. Dersler ve ödevler konusunda ne zaman iyi oldum ki zaten. Bu da böyle...
#
2019' la ilgili meşhuur, kutsaal ve de olmazsa olmaaz "yapılacaklar" listesini dün ben de hazırladım. Aman daa... Uzun vadeli planları her ne kadar sevmesem de niyete akıllı uslu şeyler alıp yol hayali kurmak da güzelmiş. Hadi Bismillah...
#
Dün gece Özden'e üçüncü kez " Sen evlisin değil mi? " diye sordum. Özden arkadaş gurubumdan çok tatlı bir genç bayan. Gözlerinin içi gülüyor her baktığımda. Onu annesini kaybettiği günün ertesi gününde tanımıştım. Hüzünlü buruk ama cıvıl cıvıl bakan aynı gözler... Evet dedi Özden. Daha önceki buluşmalarda da bir kaç kez onunla ilgili sorular sormuştum kendisine. Cevaplamıştı. Evliydi iki çocuğu vardı. Ama her buluşmada bunları yeniden soruyordum. Onun yerine ben olsam bıkardım benden. Ama her seferinde cıvıl cıvıl bakan gözlerle cevapladı sorularımı. "Biliyorum Özden, evlisin ve iki bebeğin var değil mi?" Kafasını salladı ve teşekkür etti. Neden teşekkür etti ki. Ben etmeliydim halbuki ona. Bu kadar sıcak bakışları olduğu için. Ahh... böyle insanları seviyorum.
#
Bütün insanları katışıksız seviyorum. Sorun şu ki sevdiğimi belli ediyorum. Söylüyorum. Artık bunu pek yapmayacağım sanırım. Onlara sorular sorarım sadece belki artık. Özden'e sorduğum gibi.
#
Seni de seviyorum hayat. Klişe bir labirent ya da eğlenceli bir algoritma macerası... Sen her neysen. Güzelsin, nefes almaya ve vermeye değersin... 🍃
6 Ocak 2019 Pazar
Değişik
Geçen gün bir arkadaşımla güzel manzaralı bir yerde oturmuş çayımızı içerken ona şöyle dedim : "Yaşadığın yeryüzünde hiç bilmediğin bir yerlerde çok değişik hayatlarım var olması, belki günün birinde onlardan bir şekilde haberdar olabileceğin hissi... Ya da hiç okumadığın o harika kitaba günün birinde sahip olarak okuyabileceğin ihtimali... Ya da aklına gelmeyecek hayatlara aklına gelmeyecek vakitlerde yapabileceğin ufak faydalı dokunuşların var olma ihtimali... Bunlar arasıra aklına gelip içini bir sevinç kaplıyor mu hiç ? "
Bana tuhaf tuhaf bakıp, "Hayır" dedi sadece.
O an içimi kaplayan yine o sevinç... Milyon şükür... ❤
Bana tuhaf tuhaf bakıp, "Hayır" dedi sadece.
O an içimi kaplayan yine o sevinç... Milyon şükür... ❤
4 Ocak 2019 Cuma
Detoks
İzmir'e taşınmadan önce büyük bir arkadaş detoksu yapmaya karar vermiştim. Çünkü Aydın'dayken etrafımda kocaman bir kalabalık vardı. Sıkılmıştım. Sadece öz olanlar kalsın etrafımda demiştim. Aslında ilk bakışta güzel düşünce...
Ama şimdilerde bakıyorum da ne yaparsan yap etrafında tam olarak senin istediğin gibi bir tabakanın oluşmasını sağlamak hiç de kolay değil. Hatta bazen imkânsız. Son üç yıldır bakıyorum da etrafımda toplanan insanlarda hep aynı özellikler... Sanki Mevlanın özellikle söylemek istediği bir şeyi anlayamamışım gibi aynı tiplerle muhatap oluyorum sürekli. Madem değişmeyen şeyler var... O vakit buna karşı koymak yerine bana gönderilene kucak açıp anlamam gereken detayları çözme ve onlardan teoremler oluşturma yolunu seçtim ben de. Kozanın kelebeğe dönüşmesi de böyle bir hikaye değil mi zaten...
Hayat elimizdeki şeylerle güzel. Kucağımızdaki bizim olanlarla hani... Sarılalım onlara. Öğrenelim... O vakit bilgeliğin başı bozuk bir delilikten daha güzel olduğunu fark edebiliriz belki.
Selametler olsun... ❤
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)









