deneme etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
deneme etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Ağustos 2019 Çarşamba

Mış gibi yaşamak...


    Sabahın 5 buçuğunda yazıyorum bunları. 
İnsan, mış gibi yaşamaktan yoruluyor bazen.  Her şeyin hakikatli yaratıldığı bu dünyada mış gibi yapıp durdukça aldığı her nefesi habire ziyan ediyormuş gibi hissediyor.  Mış gibi yaşamak berbat bir şey. 

    Mesela hiç de merak etmediğin halde "nasılsın" diye sormak karşındakine.  Ya da nasıl olduğunu  merak ettiklerine kırgın olduğun için soramamak nasıl olduklarını. Al, mış gibi yaşamak işte. 

    Mesela inanıyorum bir yaratan olduğuna demek. Ama kullarından istediklerine sırt dönmek. Ona saygı duyuyormuş gibi yapmak. Mış gibi yaşamak.  

    Mesela bir sanat eserine aşık olma derecesinde hayranlık duymak.  Ama sanatçının hislerini önemsememek. Mış gibi yaşamak.  

    Mesela asla başlayacağına inanmadığın halde,  söyleyip durursan kilo veririm sandığın o diyete başlama planı. Mış gibi bir şey o da. 

    Asansörde karşılaştığın komşuna saliselik sahte gülümseyişin, mış gibi yaşamak sadece.  

   İyi insan olduğunu söylemek ama karıncaların üstüne basıp geçmek.  Mış gibi yaşamak.  

    Acize,horlanana,mülteciye,sokaktaki dilenciye bile, saniyelik bir acımayla bakıp geçiverişin... Merhamet değil işte o.  Mış gibi yapmak sadece.

   Sevgili peygamberi çok sevdiğini söylemek ama çocuklarla sohbetinde onları kendine eşit seviyede tutmadan sohbet etmek. Sünneti ıskalamak... Bak mış gibi yaptın yine.  
  
    Her yeni güne mucizevi bir şekilde uyanması tüm kainatın ve insanın ise sadece uyku sersemi oluşu o saatlerde... Gerçekten yaşamak değil de bu,  mış gibi yaşamak sadece.

    Daha örnekler çoğaltılabilir. Ama yetsin bu kadar. Farkındalığımız artsın dilerim.  Gerçekten yaşamak güzel şey. Mış gibi değil de gerçekten yaşamak...  Kalıpları kırmak gerek sadece.  

Sevgiler olsun ama gerçek olsun ahali...  
Fotoğraf, Florya / İstanbul 


18 Ağustos 2019 Pazar

İhtiyarlar



    Nerde bir ihtiyar bulsam hazine bulmuş kadar seviniyorum.
Onlarla vakit geçirmenin bir sürü faydası var. Şahsen ben faydasını bolca görenlerdenim.

    Mesela bir tanesi bana eşlerle uzun süren mutlu bir yuvanın sırrı sabırdır demişti.  Bir sabah eşiyle kahvaltı ederlerken başına gelen bir anıyı anlatmıştı sonra. Masadan kalkarken yanlışlıkla ayağına basmış eşinin. Eşi de "Biraz dikkatli olsana! " diye çıkışmış. Ayağında terlik olan hatun terliği eline alıp "sen eşimin ayağına nasıl basarsın! Seni fırlatayım da gör! " Deyip uzağa fırlatmış. Sonra ikisi de gülüşmüşler ve  kahvaltıya devam etmişler. Bu anı aklıma kazılı kaldı yıllarca. 
    Mesela başka biri yemek yaparken iyi bir sonuç almak için kendini yemeğin yerine koymak gerektiğini öğretmişti. Ne kadar nazik davranırsan o kadar lezzetli bir  yemeğin ortaya çıktığını onun yemeklerinden öğrendim. 
    Mesela  bi tanesi de bana bir dua öğretmişti.  Yatarken yapılan bir dua, aynen şöyle :
Allah'ım sağımı nurlandır,
Solunu nurlandır,
Önümü nurlandır,
Arkamı nurlandır,
Üstümü nurlandır,
Altımı nurlandır,
Beni nurlandır,
İmanımı nurlandır.
Amin.
Çok sevmiştim bu duayı. Nur, ışık demek bilirsiniz :)
    Bir tanesine de kırılmıştım evvel zamanlardan birinde. Basıp gitmiştim ortamdan. Akşam olup ışıklar kararınca iki dondurma alıp gelerek benim gönlümü almıştı. Benden yaşlı olmasına rağmen büyük tevazu göstermişti. Tevazuyu öğrendim ondan da.
   İhtiyarlar çoğu zaman güzel insanlar velhasıl.İstisnaları bilmem. Ama hepsinde sayfalar dolusu yaşanmışlık var o kesin.  Yeter ki saygı gösterelim,  arkadaş olmak isteyelim,  yeter ki halini hatırını sorup kapaklarını kaldıralım. Sonra da öğrendiklerimizi de bi güzel arşivleyelim.
Sevgiler herkese :)
Fotoğraf, Çanakkale.

14 Ağustos 2019 Çarşamba

Beyaz yakalı

                        
    Ah ne mutsuz ne mutsuz. Çalışmak istemiyormuş. Her gün kapitalist sistemin içinde ırgat gibi koşturmak canına yetmiş. 

    Banka sektöründe çalışan bir beyaz yakalı hatun o... Ama kendini modern yüzyılın kölelerinden biri olarak görüyor. Dört yaşında bir oğlu var.  Mutlu anlarına şahitlik etmek istiyor ama mütemadiyen yorgun.Oğlu herşeyden çok onu sevsin istiyor ama bunu sağlamak için bile  enerjisi yok. 

   Söylediğine göre yarımmış her şey. Yarım anne, yarım çalışan, yarım kadın, yarım aşçı, yarım temizlikçi. Her şey yarımmış hayatında. Bu tükenmişliğin ardında küçük küçük dağlar oluşmuş. Biri isyan dağı, biri kibir, biri ümitsizlik... Daha vardır ama gördüklerim bu kadarı. 

    İsyan dağının taşı toprağı gani. Her şeye isyanı var her şeye... Uçan kuşa, esen rüzgâra... Öfke ve hınç dolu tüm aleme. Kibir dağını, çalışmayan ama güzel ve rahat ömür süren insanlara duyduğu aşağılama yükseltmiş habire. Ona göre kocasının durumu iyi olup da çalışmayan her kadın; çıkarcı, acınası ve embesil tüketici. Ama o öyle mi ya,  o emekçi, o alın terinin parlattığı anlı açık bir gurur timsali.Ümitsizlik dağını ise önyargıları yükseltip büyütmüş. Öyle bir ümitsizlik ki bu, her şeyi kesinlikle en doğru şekilde bildiği için bu durumun içinden çıkış asla mümkün değil kabulü ile sabitlenmiş zihnine ümitsizliği. 

    Eşi çalışmasını istemiyor aslında." Az kazanalım ama mutlu olalım" dedi yanımızda. Sanırım kendini bu kıskacın içine yine bizzat kendisi sokmuş durumda. Çünkü günümüzün saygın  kadın profili malumunuz: Yüksek topuklar üzerinde bulutlara yükselmeli kadın.  Mutlu mutsuz çok şey değil.  Ve sonuç bu...  
Koca dağların arasında ezilip  kalmışlık.

    Sık sık bir araya gelmek durumundayız. Öyle zamanlarda oksijeni tüketiyor adeta ortamdaki. Ona en başta söylemek istediğim şey, dünyanın üç günlük olduğu tabi. Sonra  hayatta ne istediğini tam olarak netleştirmesi ve rotasını ona çevirmesi gerektiği... Yaradana bi miktar güvenmesi gerektiği velhasıl. V. s. Ama o dinleyemiyor beni.  İki nedeni var belki de.  İlki nefes almaya zorlanırken dinleme yetisini kaybedişi  belki. İkincisi ise,  ben de kocasının durumu iyi olup çalışmayan bir kadınım onun cephesinde. Konuşmamın pek değeri yok yani kısaca. Oysa tüm rahmet onca zahmet sonrası zuhur eder ve her konfor zorlu kararların bebişidir. Ama hayatımdaki zorlu dönemlerime şahit olmadığı için hakkımda derin önyargılar taşımakta. Ah gidi ah...  
   Ona anlatamadım ya şuraya iliştireyim dedim: 
Ne yaparsanız yapın yarın ölecekmiş gibi sevgi ve huzurla yaşayın. Az yiyin az giyin az harcayın ama huzurla yaşayın.  
Sevgiler herkese!  

12 Ağustos 2019 Pazartesi

Bayram bin renk...

Bayram mı ? 

Bayram biraz " Çok karıştırdım ben almayayım" dır. 
Biraz "Ya ben Ayşe halalara gitmem ya ne işim var! " dır. 
Biraz "Bak görüyo musun bayram deyip bi aradı mı? " dır.  
Biraz "Al şu bozuklukları,çocuklara bayram harçlığı olsun"dur.  
Mesela bazıları için biraz da  "Bayram gelmiş neyime"dir. 
Bazen de" Bugün bayram her şey serbest çocuklar! " dır.  
Kimisi için mezarlık ziyaretidir sadece mesela bayram, yaşayanı kalmamıştır filan... 
O kadar çok insana bi o kadar çeşitte akseder bayram. Bin renkte bir çiçek gibidir biraz. 
Herkesin bayramı kutlu olsun.  Sevinçli kalpler, hüzünlü kalpler ve aradaki ruh hallerinde seyreden tüm kalpler... Herkesin bayramı bayram olsun  emi canlar!  

... 

5 Ağustos 2019 Pazartesi

Buçuk kromozom fazlalı...

   Sanırsam bir Down sendromlu'dan yarım kromozom filan eksiğim. Sanki buçuk kromozom döndürmüş gibi beni down sendromlu olmaktan. Kendime ve çevremdeki yaşıtların davranışlarına baktığımda bu kanıya varıyorum. Yani şimdi öyle olsa bile bunu buraya niye yazdım?  E çünkü bloğumu az biraz günlük yazar gibi de kullanıyorum da ondan.  

1 Ağustos 2019 Perşembe

Hamarat kelebek

   Bugünlerde acayip hamarat bir insanım.  Bin şükür. Kelebekler gibi ordan oraya uçup duruyorum sanki. (Sırf fotoğrafa atıf yapmak için kurdum şu cümleyi)

   Sabahları afyonumun patlaması sürecini nerdeyse minimuma indirdim diyebilirim. Yok öyle sabah uyanınca eline telefon almalar dakikalarca instagram kaydırmalar filan.  Çünkü babam bize geldi ve uyanır uyanmaz kahvaltı yapmak ister tatliş insan. Baba olunca bekletemiyosun. Koca olursa bekletirsin. Ayılır bayılır ağırdan alırsın,  olmadı hadi dışarda yapalım mı deyip  elin oğluna bir de simit peyniri kitlersin, oldu bitti işte kahvaltı.   Ama babacık olursaaa... Gözünü mutfakta açıp, kendini çay demlerken buluyorsun uyur uyanık.

    Kahvaltıdan sonra bulaşıklar halledilip ev düzene sokuluyor.  Bir yandan yeni güne niyetler yapılıyor. Dualar ediliyor.  Bugünlerde şöyle diyorum :
Allah'ım bugün öğreneceğim şeyler beni daha da olgunlaştırsın, gelişmeme katkı sağlasın ve beni sana daha da yaklaştırsın. Daha da daha daa...  Yetmez bu yakınlık bana! Amin...
    İşler bitince ara vermeden hoop evin kütüphane köşesine ışınlanıyorum. Sabahları serin oluyor köşe. Ama öncesinde ocaktaki çay ısıtılıp yanına kayınvalidemin Konya dan getirdiği kuruüzümler konuluyor. Her gün 21 tane kuruüzüm... Hadis var hakkında araştırın isterseniz. Çay tepsisiyle masaya oturuluyor. Bahrül medid'den yudumlamak için kollar sıvanıyor.  Onun ne olduğunu merak eden yan taraftaki kategori kısmında var,  tık tık yapsın oraya. Öğle vaktine kadar devam ediyor bu okuma eylemi.  Ama durun bi dakika!  Arada bir mola verip sabah sporumu da icra ettiğimi söylemeliyim. Çünkü sağlam kafa sağlam vücut kombini biliyorsunuz :)

    Neyse öğleden sonra programı başlıyor ardından.   Günün yemeği titizlikle tespit edilip uygulamaya konuluyor. Yemek yapmadan güne devam etmem mümkün değil. Önceleri yoktu bu hassasiyet. Yemeğiyle kocasını mutlu etme eğilimli Geyşa ruhu ne ara içime kaçtı ben de çözemedim. Dedim ya bunlar hep Emine Beder sendromu.  Ya da Sahrap Soysal mı demeliyim?  İkisinin karışımı bir şey oldum işte şu aralar.  Günün geri kalanında biraz  eve dair işler güçler  (çoğunlukla ıvır zıvır temizlik ya da çekmece düzenlemece v.s.) alıyor vakti. Yalnız bi nokta var.  Bu işler yapılırken telefon yanımda ya bir beyin bilimci döktürüyor oluyor youtube zımbırtısında,  ya da kaçırdığım bir açık oturumu dinliyorum. Ütü yaparken bir kaç sesli kitap da bitirmişliğim var.  Yani işler körü körüne yapılmıyor bilgilendirici videolarla vokallerine kavuşturuluyor mutlaka. Ve bazen videolar otomatik oynamaya başlayınca hiç hedeflemediğim videolar açılıp çok ilginç şeyler öğreniyorum. Bana faydalı şeyler. Faydalı çünkü neden?  Çünkü sabah duasını yapmıştım ya o yüzden :) Çaktınız mı??  Önce iyi niyet,  ardından güzel dua ve hoop gelişme!  Her gün ayrı bir vadide geçmiş oluyor sanki böylece :)
   Öğleden sonra için bir arkadaşla çay saati yapılacaksa da bazı kriterler var tabi.  Zaman sınırlaması oluyor en başta. Saldım çayıra türünde oturup kalkmalara ısınamadım oldum olası. Saat 18 de kalkmayı mı planladım?  Aynen uyguluyorum.  Yani çoğu zaman diyeyim bari.
   Eve geliyorum, eşim kişisi gelene kadar az biraz instagramda sevdiğim sayfaları ya da Semerkand dergi sayfalarını karıştırıyorum. Sonra sofrayı hazırlıyorum ve bunu yaparken kısa bir şeyler dinlemek için yine telefonumu açıyorum.  Hoopp eşim geliyor. Yemek yedik,  sofrayı topladım derken saat 7 30 oluyor. Benim yürüyüş vaktim! Her gün en az 40 dk.  yürümeye çalışıyorum. Evin arkasındaki uzun yürüme parkurunda... Palmiyeli hoş bir İzmir köşesi burası. Yürüyorum çünkü sağlam kafa biliyosunuz siz nerede oluyor dimi?  Taş kafalı olucam yakında, bi o kadar sağlam olacak  yani :) Neyse yürüyüş sonrası eve gel.
   Akşam eşim kişisi ya bir gezme planlamıştır ya da doğaçlama bi teklifle gelir filan... Ya da güzel bir film açılır çay demlenir şükürle içilir. Ama hiç okuma saati olmaz çünkü eşim kişisi buna yanaşmaz. Bana kalsa süper olur aslında.  Gün böylece biter.  Boş kaldım mı hiç?  Hayır, ya da çok az.  Ama sürekli duyduğum şey şu : "Ay Bilge, hayat sana güzel valla iş yok güç yok."  Ya da şu: " Kızım tutanın yok çekenin yok gez dolaş işte! " Ya da şu:" Ay yaa çocuk filan da yok napıyosun gündüzleri sıkılıyo musun çook"  Yani hayat güzel tabiki şükür de o kadar da boş kalmıyorum be. Kalmamalı da hiç kimse.  Diyesin gelir ama demez es geçersin.  Niye diyeyim ki.  Önce Allah bilsin. Sonra bloğuma yazarım bloğum bilsin :))
Yani bu yazının ana fikri şu canlar : Ev hatun kişilerini boşun boşu görüyorsunuz ya hani bazen. Boş başak dik dururmuş,  dolu başak eğilirmiş.  Bunu da unutmayın tamam mı?  Ha bir de... Bence yeryüzündeki en büyük başarı, bir insanın kendini bilerek huzuru yakalamasıdır. Çünkü tüm insanların huzurlu olduğu bir dünya tadından yenmez olurdu.
(Başak benzetmesi klişenin dibi oldu ama neyse :))Bu arada son olarak belirtmeliyim ki tüm bunlar Rabbin istemesi ve yardım etmesiyle mümkün olan şeyler.  Onun rahmeti olmasa yaşam enerjisinin zerresi bulaşmaz ruhlarımıza. Şükür milyon kere.
Hadi gidip yatayım. Yarın yoğun bi gün yine ve hamarat kişiler çok yorulup erken uyumak ister malum :)
Sevgiler ahali!  ;)
Fotoğraf, Çanakkale'de bir tepeden...  geçtiğimiz aylarda çekmiştim.

29 Temmuz 2019 Pazartesi

Plansız yaşam...

   Büyük planların insanı olamıyorum. Günlük bile olsa plan yapma alışkanlığım yok. Bazılarına bakıyorum da bir hafta içinde nerede ne yapacağının çizelgesini yapıyor mesela. Kişisel gelişimciler de bas bas bağırıyor halen,  plan yapın diye. Yok bende yok.

    Buna neden olan travmatik değişiklikler oldu hayatımda. Kuvvetli hislerle yapıp inandığım planlar hayal oldu. Hatta bi baktım,  her şeyin tam tersi oldu.  Bu Mevla'nın "Fazla heyecan yapma, planları ben yaparım" deme şekliydi belki.

    Sonunda kabullendim. Plan yapmıyorum. Vakit önüme neyi getirirse onu yaşıyorum. Ne varki insan, hayatının düzgün ve istikrarlı yürümesini de istiyor tabi.  Bu kapsamda bir şeyler yapmak da istiyor. Ben de planı yapanla aramı güzel tutmaya gayret ediyorum ve de en küçük an dilimlerini planlayıp vakti boş geçirmemeye gayret ediyorum. Plansız ama sorumsuz değil, ihtirassız ama miskince değil... Böyle bir tavır işte.  Her zaman başarılı mıyım tartışılır... Ama yine de çılgınlar gibi yıllık plan yapıp her şeyin alt üst olmasını izlemekten daha iyidir.

    Mesela önceleri, gün içinde ne okumayı ya da  neyi öğrenmeyi planlarsam bir asker edasıyla başına geçiyordum. Bu denli plan gerilim yaratıyor ve okuduğum ruhuma ulaşmıyordu. Ulaşsa da bir duygu birikintisi oluşmadığı için kalıcı olmuyordu. Şimdilerde okuma işini de dsiplinden azade kıldım. Güne başlarken niyetime alıyorum çoğu zaman: "Allah'ım bugün ne yaparsam senin rızan için olsun" diye. (Çünkü niyetlerimiz devasa önem taşıyor hayatlarımızda.Niyet demek kim olduğun demek. Ama bu başka bir yazının konusu. )  Gün dolu dolu geçiyor o vakit şükür. Karşıma çıkan şeyler okuduklarımdan daha etkili oluyor ve elime tevafuk eseri alıp okuduklarım daha bir kalıcı oluyor. Çünkü plan yapma kibrini taşımıyorsun o vakit. Yaradana emanet ediyorsun varlığını. Tüm planların sahibine yani. O müfredatı hazırlayıp önüne koyuyor.

   Hayatımın bir dönemimde kişisel gelişimciler mürşidim olmuştu, şu anda çoğu delikanlı türk gencinde olduğu gibi... Zaman gülümsüyor sanırım böyle zamanlarda. Devam et diyor devam et... "Sana ben neler göstereceğim gör bak." Sonra aynı o  zaman,  her şeyin ne kadar da yalan olduğunu gösteriyor. Çırpınıp durmanın tamamen safsata olduğunu. Kişisel gelişimcilerden daha güvenilir bir mürşide ihtiyacın olduğunu hatırlatıyor sana. Sonra onu buluyorsun. Ve sükunete bürünüyor her şey. En azından şükür ki benim çizgim bu şekilde yön buldu. Yok illâ da kişisel gelişimciler mürşidimdir diyenlerin halen çırpındığını görmekteyim.

    Sonuç olarak beni plansızlığa iten trajedik zaman dilimleri için bir teşekkür borçluyum  Mevlaya. Dünya hayatı çok kısa. Kısa ama çarçur edilesi de değil. Çok özel bir yolculuk. Anlamına uygun sindire sindire yürümek lâzım bu yolda. Krokilerle çılgına dönmüş hız tutkunu ruhlarla değil... Belki patikalara evrilir ya da büyük ana yolların ayrımına gelirsin ama plan yapmadan yürümelisin. Varış yerinde seni bekleyenin isteğine uygun adımlarsan  yolu, hiç plan yapmasan da sükunet ve sevgiyle tamamlarsın onu.
Bugün de bu kadarlık :)
Sevgiler olsun canlar.
Fotoğraf, Balat/İstanbul

16 Temmuz 2019 Salı

O kadar da özne değilsin be yavrum...

Bu başlığı kendime attım.  Yani içimdeki ben duysun diye.  İnşaallah duyar. Aslında hepimiz az az da olsa içimizdeki benlerle konuşsak dışarıdan eleştirel bir ağızmış gibi.  Güzel olmaz mı ? Olur olur...

    Öyle bir zamanda yaşıyoruz ki artık insanoğlunun kendini bir tek Yaradanın yerine koymadığı kaldı.  Her eşyanın en iyisini kullanalım, en iyi yerleri gezelim, en iyi yemekleri yiyelim haaa hepsinden önemlisi var!! Nedir o?  En kaliteli dostlar bizim olsun.  Tabi tabi. (Bulursan bu kadar madde esiri insan içinde manevi zenginliği olan bir dost bana da haber ver.)

   Bu kadar "en iyi"yi neden ve nasıl hak ediyoruz ya da hak ettiğimizi düşünüyoruz o da ayrı konu ama meselenin daha özünde olan bir şey var.  Daha facia bir şey. Daha acınası bir şey. O nedir peki?  Bulamayışımız! Bulamıyoruz çünkü her şeyin en iyisine tek bir hayat içinde kavuşmak çok zor.  Velev ki zar zor kavuştun, bu sefer de kaybetme korkusu huzur bırakmıyor.  Çünkü eninde sonunda o güzelliklerden kopacağını biliyorsun.

    Bir tanıdığım vardı. Bu saydığım "en iyi"lere aşağı yukarı sahip olmuştu. İyi bir eş iyi bir meslek çok tatliş çocuklar ve sabah akşam gezmeler tozmalar amanın!  Tam bir instagram çiçeğiydi :))  Bir keresinde ailesiyle çekildiği mutlu bir fotoğrafın altına şöyle yazmıştı: Keşke zaman durup kalsa!  Evet çünkü biliyordu şimdi mutluydu ama bir akıbet gelecek ki hepsinden ayrılacaktı. Belki onun ayrımına vardığı bir andı.

    Yani demem o ki, öznesi değiliz şu hayatın sadece nesnesiyiz. Bir kenarda duran ve bir süre sonra oradan eksilip gidecek bir nesne... O zaman neden özne taklidi yapıp duruyoruz.
 "En güzel şeyleri yiyorum yuppiee!  Hatta bunu herkes bilsin aman haaa!!! "  Bu saçma hezeyan bir nesne için fazla abartılı değil mi. Bir de bunu yaparken kırıp incittiklerimiz özendirdiklerimiz ve bir sürü yıkıcı duyguyu  inşa edişimiz...
"Ay sadece kaliteli insanlarla dostluklar kurarım" Ooo ne kalite sendeki de ama. Bir yaralı yüreğe derman olma da git maddi manevi kendini düzeltmiş seçkinlerle gönül eyle. Yönsüz kalmış bir çaresize ışık tutuvermek senin neyine?! Sen kaliteli dost bul anca... (Şahsen bu insan seçme mevzusunda da çok radikal dönüşümler içindeyim bilahare ayrı bir yazıda buna da yer vermek isterim hatta. ) Açıkçası bir hayat kadınına  cesaret verip güzel bir yöne evrilmesini sağlayacaksa eğer muhabbetim, en kaliteli(!) dosta ayrılacak vaktin önüne koyarım o muhabbeti.

    Yahu özne değiliz!  Tekmişiz biricikmişiz gibi davranıp duruşlarımız niye?  Tabiki Rabbimizin biriciğiyiz ama bizim gibi milyon tane biricik var yeryüzünde. Kimisi ücra bir varoşta kimisi yatta handa hamamda...  Herkesin serüveni farklı hikayesi ve imtihanı farklı ama aynı olan bir şey var. Herkes Rabbinin biriciği!  O vakit niye her şey etrafımızda dönüyormuş gibi gülücükler saçıyoruz?

    Gülücüklerimizi tüm bu evrenin bir parçası oluşumuzun şükranı için saçsak ya.  Dönüp duran şu  alemin onca  tılsımlı yaradılmışına duyduğumuz hayranlık için saçsak ya. Kendimiz, sahip olduklarımız ve maddi şeyler dışında gülümseyerek hayatın içinden çekip çıkarılacak onca şey varken...Denizler okyanuslar varken...  Bir yudumluk bile yer kaplamayan varlığımızla vakit kaybedip durmak niye ?

    Mevlana'nın "güneş gibi ol" deyişini ben nasıl algılayayım ki başka?  Güneş her ücraya nüfuz etmek için yanmıyor mu deli gibi? Gösteriş telaşından ziyade her zerreye ışık vurmaya gayret etmiyor mu?    "Kaliteli dost seçerim valla" diyor mu ?  Rabbi ona öyle emretmedi mi çünkü?

   Neyse coştum dostlar...  Gün başlasın hadi. Sihirli tılsımlı halleriyle ne öğretecekse öğretsin bugün de zaman. Ama hiç unutturmasın özne olmadığımızı.
Günaydınlar herkese.

Fotoğraf, Denizli'de bir dere kenarı. Kök kısımları kendinden daha fazla bir ağaç. Toprağın üstünde gördüğümüzde ne kadar farklı.  Hiç bir şey göründüğü gibi değil dimi. Biz de dahil olmak üzere... Daha dikkatli bakalım kendimize. Neyiz aslında?

11 Temmuz 2019 Perşembe

Derviş kafası

   Ah yeryüzü...
Tıpkı bir kaplumbağa gibi ağır ve sakin yürüyüp gitmek ne güzel senin üzerinde.
Telaşsız, iddiasız,hesapsız ve seyre odaklı bir yürüyüşle...  Kimileri derviş kafası der buna.  Beğenmezler. Anca öylece  yürüyenler bilir kıymetini.
Bir iki adım atıp seyre dalmak... Sindirmek anı ve öylece devam etmek yola.

   Yeryüzü vefalı yeryüzü cömert.  Sen ona dikkatini verirsen ve saygıyla yürürsen hazinelerini açar sana. Baktıklarını ama görmediklerini görmeye durursun ve farkına varırsın daha nice ince adımların varlığını. Suyun selameti, havanın hu zikri,yaprağın titreyişi ve bir karıncanın nihayetsiz telaşı... Ve en önemlisi insanın hem sevgili hem dost hem de en ürkünç halleri...

   Yeryüzünün görünmeyen yüzü beklerken yolun sonunda bizi, adımlarımızla hırpalamadan sakince tamamlamak ne güzel bildiğimiz yüzü. Daim kıl bizde sevgili Mevla,  yavaş adımlar atarken  bolca seyreylemeyi yeryüzünü...

Huzurlu geceler olsun ahali.
Fotoğraf, Bornova/ İzmir'den.

5 Temmuz 2019 Cuma

Vardınız/Varsınız

Ah hep yanımızda olanlarımız...Yokmuş gibi davransak da hep varlarımız...
Değerini fazlaca bilemediklerimiz...Üstü başı belki biraz pejmurde ama ruhu hep düzgün olanlarımız... Anca sıkıldığımızda aklımıza gelince arayıp sorduklarımız...Zarar versek de, kalplerini kırsak da terketmeyenlerimiz... Gösteriş olsun diye değil de mertçe yanımızda duranlarımız...  Saçmalayışlarımıza katlananlarımız... Başkalarının yanında saçmalamayalım diye önümüze set çekenlerimiz... Densiz söylemlerimizi sineye çekip hep afdedenlerimiz... Affettikçe nasıl da büyüyor ruhlarınız bir bilseniz. Küçücükmüşsünüz gibi davranıyoruz ama nasıl büyüyorsunuz bizde ah bir bilseniz. Dertlerimizle dertlenenlerimiz... Sevinçlerimizle mutlu olanlarımız... Abartıyı sevmeyen, yorgun ama onurlu yoldaşlarımız... Güldüğümüzde sebepsiz ama gönülden gülenlerimiz... Belki müzik zevkini bile sevmediklerimiz. Bize benzemeyen taraflarıyla alay ettiklerimiz. Görmezden ve duymazdan gelenlerimiz...
Hepimizin hayatında bir dönem rol almıştır böyle birileri değilmi.  Belki kaybettik belki halen var...  Hepsine hürmeten gönülden bir teşekkür yazısı olsun dedim.  İyi ki vardınız ve varsınız. Şunu bilin ki bizim için kesinlikle "varsınız". Yokmuşsunuz gibi davransak da iyi ki iyi ki yanımızdasınız.

   Güzel cumalar olsun ahali!
 Gizli güzelliklerin avcılığı mahiyetinde bir yazı ilişmiş oldu şuracığa böylece... Avcıyız ne de olsa değil mi :)
Sevgiler herkese...
Fotoğraf, geçtiğimiz ay ki İstanbul gezisinden.

4 Temmuz 2019 Perşembe

Asla

   İnsan yaşı ilerledikçe olmaz denilenlerin olduğunu görüyor. Yapmam dediklerini paşa paşa yaptığını görüyor.Gitmem dediği yerlere tıpış tıpış gittiğini görüyor.  Görüyor da görüyor...

   Hayatının daha başındayken bıdı bıdı konuşan gençler tanıyorum. Peynir ekmek gibi kullandıkları "asla" ile başlayan cümleleri işitiyorum.  Sırıtıyor  içimdeki Bilge. Ne kadar bol keseden atıyor gençler bazen.  İşin kötüsü nasihat de edemiyorsun çünkü o "asla" ların içinde "Asla başkalarının sözleri ile hareket etmem" muhteviyatlı cümleler de işitmiş oluyorsun.

   Gençlere ulaşmanın bir yolu olmalı.  Bu dünyanın sürprizlerle dolu bir bahçe olduğunu ve daha gezecek çok fazla köşe bucak olduğunu... Daha bahçenin başındayken gereksiz konuşmanın saçma olduğunu... Tüm bunları anlatabilmenin bir yolu olmalı.  Sanat iyi bir yol bence.  Sanat iyi...  O sebep yazmaya devam...

   Son olarak iliştireyim şuraya. Bugün asla yapmam dediğim bir şeyi yaptım ve sonuçtan memnun kaldım.  Hatta daha önce niye yapmadım ki diye hayıflandım. Oysa cevap çok basit: "Asla" kelimesini kullandığım için tabiki.
Hadi sevgiler olsun insanlık. Ne yap et ama asla asla deme!  ;)

Fotoğraf: Foça, gün doğarken...

4 Nisan 2019 Perşembe

"Bahar" bir insan olsaydı...

"Bahar" eğer bir insan olsaydı... Çocuksu ama bilgelik dolu, edepli ama hem de kıpır kıpır, cana yakın ama biraz da alımlı biri diye nitelerdim onu. 

   Olmadık yerlerden yoluna atlayıp gözüne gözüne coşkuyla uzanan çiçekler böcekler az çocuksu değil mi :) Ancak... Hayatın muhteşem devimini hatırlatması itibariyle de bilgece haller bunlar.

Fotoğraf, Forum Bornova arkası otoyol kenarından. Yürüyüş istikametimi o yana çeviriyorum bazen ;)
   Ve bahar... Bir papatyanın masum çehresiyle edep diye haykırmıyor mu çoğu zaman ? Ya tüm bahçeye yayılan irili ufaklı çiçekler ?Onlar da kıpır kıpır bir heyecanın çığırtkanı değiller mi sanki ?

Fotoğraf,  bahçe evimizdeki aile pikniğinden... 
   Çiçeklerle donatılmış bir ağacın yanından geçerken hem içinizi rahatça dökebilecek kadar yakın bulursunuz ona kendinizi, hem de pırlanta takıp takıştırmış bir hatun gibi alımlı bir havası vardır aynı güzelliğin. Hepsi bir arada, sadece baharda... 

Fotoğraf, Ayrancılar/ İzmir'den. Hafta sonu gezimizden. 


   Ne iyi yaptın da geldin yine. Gel otur gönlümün baş köşesine. Şükür seninle dop dolu geçen günlere... :) 


   Bahar kokulu günler olsun heciğinize canlar  ! Baharın geldiğini bi de benden haber alın istedim :) Bahar geldii ! 

   Sevgiler :)

21 Mart 2019 Perşembe

Bugünden kalanlar...




#Neşede, hüzünde, haksızlıkta ya da zaferde... İçinde tutup dışarı çıkmasına izin vermediğin  kelimelerin her biri ruhunun gıdası olup seni güçlendirmeye yarıyor. Ruhunu aç bırakmamak için sus... 

#Vazgeçmek mucizevi bir kazanç unsuru. Vazgeçebildiğin kadar özgürsün. 

#Planların 24 saati aşmasın. 

#İnadını kırmak hayatta gösterdiğin en yüksek başarı ölçütü. 

#Aklı bir ekmek olarak görüyorsan iyi niyet mutlaka ekmeğin tereyağı olsun.

#Gösterdiğin en güçlü mukavemet, genel temayülün kişisel menfaat eksenli tavrına karşın toplumsal menfaati savunmak üzere olsun. 

#Her insanın kalbinde en az seninkinde olan kadar merhamet var. Diplerde olması yok olduğunu göstermez sen çekip çıkarmaya bak.

#Bolca oku, yaz ve ellerini çalıştır. İyi bir yemek yapar gibi, hepsinden belli oranda ve uygun zamanlamayla nasiplen.

#Her gün 24 ayar altın. Borsa değerini ise senin zamanı kullanma anlayışın belirler. 


Bugünden de bunlar not düşüldü ömrün tarihçesine.

Sevgiler canlar... ;) 

Fotoğraf, Konak/İzmir 

14 Şubat 2019 Perşembe

Yaşadığım öyküler

   Beni onunla gören etrafımdaki herkes "Onunla arkadaşlığını gözden geçir" diyordu. Sürekli onu etrafa savunmak zorunda kalıyordum :  "Bakın o aslında çok iyi biri, bakmayın frapan giyimine havalı duruşuna...Bana çok iyiliği dokundu zor zamanlarımda. Hep yanımdaydı. Özünde iyi biri o... "Burun kıvırıp geçiyordu insanlar. Bir süre sonra onları inandırmaya çalışmaktan da vazgeçtim. Ama ben hep onun çok iyi bir dost olduğuna inanmaya devam ettim. Neden ? Kafamdaki matematik hep şuydu: Çünkü bana çok iyiliği dokunmuştu. Ona yüz çevirmek vefasızlık olurdu.Vefasızlık kitabımda yazmazdı

6 Şubat 2019 Çarşamba

Biraz duygusal...

   Annem beni büyütürken bir kız çocuğuna yüklenmesi gereken somut donanımları hep es geçti. İsteyerek yaptı ya da şartlar onu gerektirdi bilemiyorum. Belki ben de çok istekli bir öğrenci olamadım gündelik hayata karışma konusunda. Bir şekilde yaşıtlarımın güncellemesi zamana ve şartlara karşı habire yenilenirken, ben hep gerilerde kalıyordum. Mesela bakıyordum, yaşıtlarım bazen evin o günkü yemeğini tek başına yapabiliyordu. Ama ben halen  önüne hazır getirilen yemeği  yemem için yalvarılan yaşa takılı kalmıştım...Bilge kitap okumak istiyorsa onu okusundu. Meşru dairede ne yapmak istiyorsa onu yapsındı hep. Annecim rahmetli, beni 40 yaşları civarında doğurmuştu. Evin en küçüğüydüm.Bazen benimle ilgili olarak şöyle derdi: "Bunu keyif çocuğu olarak doğurdum. Elini sıcak sudan soğuk suya sokmak istemiyorum, öyle de bir hayat yaşasın inşaallah" Ah kuzum...