# Babam bizimle yine yeniden hamd olsun ! 80 yaşında kendisi. Bi süreliğine bizimle yaşayacak. Kulakları ağır işittiği için ona söylediklerimi yüksek sesle duyurmam gerekiyor. Ama sesimi yükseltirken de rahatsız oluyorum çoğu zaman, sanki onu rencide edecekmişim gibi geliyor. Bi değişik...
#Şehir kütüphanesine abone oldum. Hem spor olsun gider gelirim bi kaç haftada bir diye, hem de aradığım bazı kitapları bulurum diye. Buluyorum da... Kütüphaneler iyi ki varlar.
#Geçen gün, büyüdüğüm kasabadaki Aysel teyzeyi aradım. Annemin kankasıydı bir zamanlar. Annemi kaybettikten sonra onun dostları daha bir kıymete bindi gözümde. Tek başına yaşıyor Aysel teyze. Romatizmaları azmış son dönem, onu anlattı. Oturduğu daire üçüncü kat. Odun sobası yakıyormuş halen. Eşi vefat etmeden önce, bi makara sistemi kurup odunu kömürü daha kolay daireye taşımayı akıl etmiş ama Aysel teyze binanın görüntüsü bozulur diye reddetmiş. Şimdi zar zor taşıyormuş. Bazen de iyi kalpli insanlar yardımcı oluyormuş. Yalnızlık ve gitgide zorlaşan fiziksel koşullar... Yine güzel bi ihtiyarlık duası yaptırdı yüreğime.
# Geçen gün üst katımdaki doktor komşumla (beyin cereahı) asansörde karşılaştık. Genelde hep koşuşturma içinde ve telaşlı olur. Göz kontağı bile kurmaz pek, vakti yok kadının haklı. Ama geçen gün beni gördüğünde sarılıp öptü. Şaşırdım. Bi şeylere susamış gibiydi. Ayak üstü lafladık. Belki de sıradan bir muhabbete susamıştı.
# Blog dünyasını gezemiyorum pek ama aklım kalıyor aslında çoğunda. Kimler neler yapıyor nelerden bahsediyor. Ah vakit ah...
# Günler çıldırmış bir hızla akıyor resmen. Koşuşturmadan rutinlere bile yetişmek mümkün değil. Uzun yaz günlerini özlemek için erken mi ?
# Farkındaysanız ne kadar ağır oturaklı şeyler yazdım, Amelie köşesine hem de. Sanırım artık gerçekten olgun biri olmaya başladım şükürler olsun. Yani yaşım gibi hani kırklar filan... Neyse hadi inşaallah.
#Kışın gelmesiyle birlikte kaloriferleri açtık. Kalorifer peteklerimizde bir hava boşluğu var sanırım. Belli aralıklarla tık tık diye ses çıkarmaya başlıyor. O esnada gidip düğmesini hafifçe kımıldattığınızda ses kesiliyor. Önceleri sinir oluyordum çünkü sürekli yerimden kalkmam gerekiyordu. Geçen gün aklıma hematoloji doktorumun dedikleri geldi. Kanımda pıhtılaşma eğilimi varmış. "Sürekli hareket halinde olmalısınız Bilge hanım. Uzun süreli durağanlıklardan kaçının. " Tabi yaa... dedim sonra kendi kendime. Okumayı sevdiğim için vaktimin çoğu oturarak geçiyor malesef. Yani çoğunkla öyle... Mevlâ benimle ki beni öylece kendi halime bırakmıyor. Kalorifer petekleriyle irkiltip beni harekete geçiriyor şükürler olsun.
# Bugünlerde ısırgan otuyla aşk yaşıyoruz. Her türlü seviyorum onu seviyorum duysun alem ! Salatası, mücveri, böreği... O kalp ben.
# "İrade terbiyesi" diye bir kitaba başladım. Yazarı Jules Payot. Okuyanınız vardır belki. Bitirince paylaşırım yorumumu. Şimdilik faydasını görüyorum diyebilirim ama.
Hadi bugünlük bu kadar olsun ;)
Sevgiler herkese, iyi bakın yüreciğinize...
kitap etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kitap etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
13 Aralık 2019 Cuma
9 Ekim 2019 Çarşamba
Amelie kafası/5
Beyin fazlalığını boşaltım seansı olan Amelie kafası yazılarımı sevdiğinizi söylüyorsunuz. Ah bi de bana sorun. Ben de en az sizler kadar seviyorum :) Bence hepimize zaman zaman bu kafadan lâzım;) O vakit başlayalım :)
#Ne zaman içimde birilerine karşı sinir ve öfke biriktirmeye başlasam asırlardır süregelen doğal işkence metodu olaraktan serçe parmağımı sehpanın ya da kanepenin kenarına çarpıyorum.Ve anında kendime gelip düşüncelerimi güncelliyorum (Hadi bunu da açıklayın ateistler :))
#Trump'ın hayata bakışı eşittir üç yaşındaki bebişlerin emzik savaşı. Aslında ABD kültürüne cuk oturan başkan.
#Bi deri bileklik aldım. Aynı 60 lı yılların hippilerinin taktıklarına benziyor. Hiç çıkarmıyorum onu sağ bileğimden. Yemekte, gezmekte, abdestte hep benimle. O sağ bileğime bağlı ama beni bağlarımdan koparıyor adeta. Özgürlük hissi aşılıyor.60 lı yılların hippilerinin hisleri gibi...
#Günlük planlara ısınmaya başladım son dönem. Bu planların içinde uzun yürüyüşler ve hatta yürüyüşler içinde uzun okumalar olduğundan belki de :) Yürüyüş yolu tenha olduğu için okuyabiliyorum yürürken. Bilim de söylüyor ama ben de söylemiş olayım ki okuduklarım bu şekilde daha akılda kalıcı. Üstteki fotoğraf, o anlardan birinde çekildi.
#Kış dönemi arka balkonumda D vitamini saatleri ayarlanacak ve okuma eylemi bu saatlere devredilecek. Hadi bakalım inşaallah.
#İnsanların mutsuz olmasından, mutsuz görünmesinden fenalık geldi. Siyaseti konuşuyor sonuç mutsuz, ailesini konuşuyor sonuç mutsuz, ayakkabı bağcığını konuşuyor sonuç mutsuz. İyi de mutlu olmak için senin katkın ne hayata? Diye sorasım geliyor. Bi de en zor koşullarda hayatını sürdürmeye çalışırken mutluluk ve şükür hali içinde yüzü gülenleri tanıyorum nadiren de olsa. Ah canlarım...
#Önümüzdeki günlerde bi ameliyat geçiricem. Ha bugün ha yarın ararlar hastaneden. Hayat öyle güzel ki. Ameliyatlarla bile, hastanelerle bile, suratı asık hemşirelerle bile :))
#İzmir denince herkesin aklına deniz, güneş, palmiyeler geliyor. Ve hatta sevgi dolu insanlar geliyor. Benim de öyleydi.Bayılırdım İzmir'de yaşama fikrine. Ama buraya gelince attığım her adımda büyük çöp yığınları görmekteyim. Deniz kenarından ücra kesimlere kadar çoğu yer çöplere teslim olmuş gibi. Diğer yandan insanlar gözle görülür şekilde kamplaşmış durumda. Makyajlı yaşlı teyzeler var burda mesela onlara gülümsediğimde böyle tuhaf tuhaf bakıyorlar. Her hangi bir yerde yardım etmek istesem tedirgin olup teşekkür bile etmiyorlar. İstisnalar kaideyi bozmaz tabi. Acaba tesettürlü biri olduğum için mi diye düşünesim geliyor ama yok canım diyor içimden bi başka ses. Hangi yüzyıldayız diye ekliyor. "İzmirli olmak" markasının içi boş malesef. Her şey çok güzel değil burda, çevre ve bazı insanlar bakımından en azından... Ha mutsuz mu olucam? Cık... Çünkü coğrafya değişmez kaderdir. Ve öğreneceklerim olmasa burda işim nedir? Yine de Ah hayalimdeki İzmir, en azından sen hep öyle kal :)
#Sonbahar gitmek üzere. Ama ben ona doyamadım bu sene. Az daha kalsa ya :)
#Sosyal medyadan epey uzaklaştım son dönem. Telefonla vakit geçirmekten de... İşin sırrı vakti programlamak ve sosyal medyaya atacağın şeyleri sevdiğin yakınlarına atmaktaymış meğer :) İyi geldi. Tavsiye ederim.
Tamam bugünlük de bu kadar olsun ;) Şu evden çıkıp, yeni öğrendiğim kitabevinin yolunu tutayım ve sonbahar güneşinden az daha nasipleneyim.
Herkeslere sevgiler ! :)
#Ne zaman içimde birilerine karşı sinir ve öfke biriktirmeye başlasam asırlardır süregelen doğal işkence metodu olaraktan serçe parmağımı sehpanın ya da kanepenin kenarına çarpıyorum.Ve anında kendime gelip düşüncelerimi güncelliyorum (Hadi bunu da açıklayın ateistler :))
#Trump'ın hayata bakışı eşittir üç yaşındaki bebişlerin emzik savaşı. Aslında ABD kültürüne cuk oturan başkan.
#Bi deri bileklik aldım. Aynı 60 lı yılların hippilerinin taktıklarına benziyor. Hiç çıkarmıyorum onu sağ bileğimden. Yemekte, gezmekte, abdestte hep benimle. O sağ bileğime bağlı ama beni bağlarımdan koparıyor adeta. Özgürlük hissi aşılıyor.60 lı yılların hippilerinin hisleri gibi...
#Günlük planlara ısınmaya başladım son dönem. Bu planların içinde uzun yürüyüşler ve hatta yürüyüşler içinde uzun okumalar olduğundan belki de :) Yürüyüş yolu tenha olduğu için okuyabiliyorum yürürken. Bilim de söylüyor ama ben de söylemiş olayım ki okuduklarım bu şekilde daha akılda kalıcı. Üstteki fotoğraf, o anlardan birinde çekildi.
#Kış dönemi arka balkonumda D vitamini saatleri ayarlanacak ve okuma eylemi bu saatlere devredilecek. Hadi bakalım inşaallah.
#İnsanların mutsuz olmasından, mutsuz görünmesinden fenalık geldi. Siyaseti konuşuyor sonuç mutsuz, ailesini konuşuyor sonuç mutsuz, ayakkabı bağcığını konuşuyor sonuç mutsuz. İyi de mutlu olmak için senin katkın ne hayata? Diye sorasım geliyor. Bi de en zor koşullarda hayatını sürdürmeye çalışırken mutluluk ve şükür hali içinde yüzü gülenleri tanıyorum nadiren de olsa. Ah canlarım...
#Önümüzdeki günlerde bi ameliyat geçiricem. Ha bugün ha yarın ararlar hastaneden. Hayat öyle güzel ki. Ameliyatlarla bile, hastanelerle bile, suratı asık hemşirelerle bile :))
#İzmir denince herkesin aklına deniz, güneş, palmiyeler geliyor. Ve hatta sevgi dolu insanlar geliyor. Benim de öyleydi.Bayılırdım İzmir'de yaşama fikrine. Ama buraya gelince attığım her adımda büyük çöp yığınları görmekteyim. Deniz kenarından ücra kesimlere kadar çoğu yer çöplere teslim olmuş gibi. Diğer yandan insanlar gözle görülür şekilde kamplaşmış durumda. Makyajlı yaşlı teyzeler var burda mesela onlara gülümsediğimde böyle tuhaf tuhaf bakıyorlar. Her hangi bir yerde yardım etmek istesem tedirgin olup teşekkür bile etmiyorlar. İstisnalar kaideyi bozmaz tabi. Acaba tesettürlü biri olduğum için mi diye düşünesim geliyor ama yok canım diyor içimden bi başka ses. Hangi yüzyıldayız diye ekliyor. "İzmirli olmak" markasının içi boş malesef. Her şey çok güzel değil burda, çevre ve bazı insanlar bakımından en azından... Ha mutsuz mu olucam? Cık... Çünkü coğrafya değişmez kaderdir. Ve öğreneceklerim olmasa burda işim nedir? Yine de Ah hayalimdeki İzmir, en azından sen hep öyle kal :)
#Sonbahar gitmek üzere. Ama ben ona doyamadım bu sene. Az daha kalsa ya :)
#Sosyal medyadan epey uzaklaştım son dönem. Telefonla vakit geçirmekten de... İşin sırrı vakti programlamak ve sosyal medyaya atacağın şeyleri sevdiğin yakınlarına atmaktaymış meğer :) İyi geldi. Tavsiye ederim.
Tamam bugünlük de bu kadar olsun ;) Şu evden çıkıp, yeni öğrendiğim kitabevinin yolunu tutayım ve sonbahar güneşinden az daha nasipleneyim.
Herkeslere sevgiler ! :)
Etiketler:
Amelie kafası,
dergi,
güzel şeyler,
hayat,
kitap,
okumak,
program,
vakit,
yaşam
30 Temmuz 2019 Salı
Bu ülke
Geçtiğimiz anneler gününde almıştı bu kitabı sevgili eşim. Annelik nasip olmadı bana. Şu saatten sonra olur mu bilmem. Rabbim bilir. Hiç bir konuda ihtirasla istememeyi öğretti yıllar bana. Annelik de öyle bir arafta konu benim için. Olsa süper olur ama olmuyorsa da vardır Mevla'nın bir bildiği düşüncesindeyim yani. Sevgi dolu anne evlat diyaloglarına bayılırım, bebişlere her türlü tav olup dibim düşene kadar hayran kalırım filan... Ama yine de böyle şeylerin içimde yakıcı hisler oluşturmasına fırsat vermiyorum şükür. Rabbimin izniyle tabi...
Ne var ki şu anneler günü gelip çatınca az biraz dengem oynuyor. Yani belki de çok biraz :) Bilemiyorum artıkın. Hayır rahmetli anneciği kaybetmişim 2010 da. Kendimin de bir evladı yok halihazırda. Ama her yer "anne anne!" nidalarıyla inlerken iç sesi susturmak zor tabi. Her şeyin ama her şeyin, tüm varlıklarımızın ve yokluklarımızın da Allah'tan gelen güzel birer mektup olduğu gerçeğini hatırlayarak pansuman etmek var ya hani dertleri... İşte o süper bir şey. Anında kalıcı etki. Bin şükür...
Yine de geçtiğimiz anneler günü dedim ki kocam kişisine: " Bak kocacım ! Doğum günümde istemem evlilik yıldönümü filan da tırt! Ama anneler gününde bana hediye alacaksın! Kitap olursa makbule geçer! " Ay ne yapayım onun akıl etmesini mi bekleyeyim? Hiç bekleyemem. Arabada gidiyorduk. Canımcım hemen hay hay deyip rotasını değiştirdi arabanın. En yakın kitapçıya gidip mutlu etti beni. Cemil Meriç'in "Bu ülke" siyle buluşmamız böyle oldu işte :)
Şu fikir kitabından bahsetmek için bu alakasız girişi yapmak da bana özgü yapacak bir şey yok :)
"Bu ülke" bir iki kez okunası bir kitap bence. Daha çok bir ansiklopedi havasında sanki. Yazarın dönemine ve öncesine dair fikir adamları,akımlar,tarihi gelişmeler ve dillendirilmeyen onca gerçeğin en objektif şekilde aktarımı yapılmış. Ayrıca Cemil Meriç'in biyografisi de mevcut kitapta. Fildişi kulesini kıskanmamak mümkün değil. O da ne derseniz yazarla birlikte efsaneleşen bir metafor diyebiliriz belki. Cemil Meriç gibi fikir adamlarının değerinin yaşarken bilindiği özel bir dünya hayal ediyorum. Ne güzel olurdu.
Kitaptan bir kaç alıntıyla sonlandırayım yazıyı.
"Din, aşk, şiir. Boşlukta yuvarlanan insanın, bir yıldıza attığı merdivenler..."
"Münakaşa eden iki insan... Aynı graniti yontan iki heykeltıraş, aynı hakikati arayan iki yol arkadaşı, hedefi tahrip değil terkiptir bu kavganın.... "
"Denize attığın bir şişe her kitap. Asırlar kumsalda oynayan birer çocuk, içine gönlünü boşlattığın şişeyi belki açarlar, belki açmazlar."
Ah ruhum... Diyor insan değil mi. Okuyalım güzelleşelim be canlar. Tavsiyemdir kitap. Sevgiler herkeslerime :)
Ne var ki şu anneler günü gelip çatınca az biraz dengem oynuyor. Yani belki de çok biraz :) Bilemiyorum artıkın. Hayır rahmetli anneciği kaybetmişim 2010 da. Kendimin de bir evladı yok halihazırda. Ama her yer "anne anne!" nidalarıyla inlerken iç sesi susturmak zor tabi. Her şeyin ama her şeyin, tüm varlıklarımızın ve yokluklarımızın da Allah'tan gelen güzel birer mektup olduğu gerçeğini hatırlayarak pansuman etmek var ya hani dertleri... İşte o süper bir şey. Anında kalıcı etki. Bin şükür...
Yine de geçtiğimiz anneler günü dedim ki kocam kişisine: " Bak kocacım ! Doğum günümde istemem evlilik yıldönümü filan da tırt! Ama anneler gününde bana hediye alacaksın! Kitap olursa makbule geçer! " Ay ne yapayım onun akıl etmesini mi bekleyeyim? Hiç bekleyemem. Arabada gidiyorduk. Canımcım hemen hay hay deyip rotasını değiştirdi arabanın. En yakın kitapçıya gidip mutlu etti beni. Cemil Meriç'in "Bu ülke" siyle buluşmamız böyle oldu işte :)
Şu fikir kitabından bahsetmek için bu alakasız girişi yapmak da bana özgü yapacak bir şey yok :)
"Bu ülke" bir iki kez okunası bir kitap bence. Daha çok bir ansiklopedi havasında sanki. Yazarın dönemine ve öncesine dair fikir adamları,akımlar,tarihi gelişmeler ve dillendirilmeyen onca gerçeğin en objektif şekilde aktarımı yapılmış. Ayrıca Cemil Meriç'in biyografisi de mevcut kitapta. Fildişi kulesini kıskanmamak mümkün değil. O da ne derseniz yazarla birlikte efsaneleşen bir metafor diyebiliriz belki. Cemil Meriç gibi fikir adamlarının değerinin yaşarken bilindiği özel bir dünya hayal ediyorum. Ne güzel olurdu.
Kitaptan bir kaç alıntıyla sonlandırayım yazıyı.
"Din, aşk, şiir. Boşlukta yuvarlanan insanın, bir yıldıza attığı merdivenler..."
"Münakaşa eden iki insan... Aynı graniti yontan iki heykeltıraş, aynı hakikati arayan iki yol arkadaşı, hedefi tahrip değil terkiptir bu kavganın.... "
"Denize attığın bir şişe her kitap. Asırlar kumsalda oynayan birer çocuk, içine gönlünü boşlattığın şişeyi belki açarlar, belki açmazlar."
Ah ruhum... Diyor insan değil mi. Okuyalım güzelleşelim be canlar. Tavsiyemdir kitap. Sevgiler herkeslerime :)
Etiketler:
annelik,
bu ülke,
Cemil Meriç,
edebiyat,
fikir,
iç sesler,
kitap,
Okuduklarımdan,
şükür,
ütopya,
yazar,
yazmak
15 Şubat 2019 Cuma
Kelimelerin sihri ve Euzü...
Sevgili cemaati müsliminn ! diyerekten cuma hutbesi ayarında bir başlangıç yapayım diyorum ama çok da şeyapmaya lüzum yok :)
Neysem bugün günlerden Cuma ve de adet olduğu üzere Bahrü'l Medid'den alıntılarla bloğun akış seyri devam eder.
Geçen hafta Besmele ile ilgili bir kaç alıntı paylaşmıştım bu hafta ise "Euzü besmele" ile ilgili bir kaç alıntı paylaşıyorum.
Çağımız vesvese çağı oldu sanki. Vesvese şeysini bilirsiniz "Çaydanlığın altını açık unuttum mu? "Bana neden öyle dedi ki bu şimdi ?" "Acaba şu hastalığım mı varkine?" gibi birbirinden beyin yakıcı bıdı bıdı edici fısıltıların içimizde dolaşıp durması hali. İşte bu "Euzü besmele" cümlesi özellikle vesvese üzerinde oldukça etkili olması hasebiyle önemli bir başlangıç.
Kelimelerin sihrine inanır mıyız ? İnanmasak kitaplarla çevrili okuma dünyalarına niye bunca gönül verirdik ki ? İşte yürekten inanarak okunursa sihrini gösteren o cümleye dair Bahrü'l Medid'den bir kaç not şöyle :
# "Euzü billahi mineşşeytanirracim" Kısaca manası şudur : Kovulmuş şeytanın şerrinden Allah'a sığınırım.
#Euzü..çeken kul, şeytanın kalbe vereceği vesveseden Allah'a sığınmış olur.
#Euzü..ile Allah'a sığınma, bilerek ve kalpten yapılırsa fayda verir.Taklit ve gafletle yapılan duaların faydası ya az olur ya da hiç olmaz.Bazıları Euzü.. çekerken şeytan ondan kaçmak yerine, daha fazla ona yakın olur, kalbine girer, vesvese verir. Bunun sebebi cehalet ve gaflettir.
#İnsanın yüce Allah'a sığınacağı şeyleri şu şekilde üç gurupta toplamak mümkündür:
1. Cehalet
2. Günahlar
3. Hoşa gitmeyen sevimsiz şeyler, afetler ve korkular.
#Nahl suresinde :" Kur'an okumak istediğin zaman, ilahi rahmetten kovulmuş şeytanın şerrinden Allah'a sığın" emri vardır. Bunun için Euzü Besmele, Kur'an okumaya başlamadan önce okunmalıdır. Doğrusu ve genel olarak kabul edilen görüş budur.
Bu kadarlık yetsin canlar ;) Herkesin cumasını kutlarım ve de sağlıklı sıhhatli vesveselerden uzak çook cumalarımız olsun duasıyla bu yayını da noktalarım :)
Sevgiler herkeslerime :)
1 Şubat 2019 Cuma
Bahrü'l Medid' e giriş
Dedim ki kendime "Bilge gel kızım, cumaları adam gibi şeyler yaz. Bi ciddi bi hanım ol.Laklakçı leyleklik nereye kadar annem?! " Tamam dedi öte yanım. Bazen kendi kendimin sözünü dinlediğimde kendimi epeyce seviyorum :) (Bu son cümle de böyle ayarsız bi ifade olarak tarihe not düşülsün:)) Neysem...
Etiketler:
alimler,
Allah dostları,
Bahrü'l Medid,
cuma,
evliyalar,
insan,
kitap,
kitaplar,
okumak,
seyru suluk,
tefsir,
yaratılış,
yazmak
29 Ocak 2019 Salı
Ayşe Sevim
Bonesi yamur yumur gözüken bu bayan yazarın adı Ayşe Sevim. Şimdi siz diyeceksiniz ki "Aaa kadının bonesine laf etti !" Yoo valla onun yazılarında kendisiyle geçtiği dalgalara siz şahit olsanız benim yazdığım şeye çoktan gülüp geçeceğini bilirdiniz.
Bana birileri "Hey Bilge Bilge ! Söylesene yeryüzünde yaşayan ve bi asansörün içine 24 saat tıkılıp kalmak isteyebileceğin tek insanoğlu kimdir bu dünyada?!" diye sorsalar kesinlikle onun adını söylerim. Neyse böyle de absürt soru olmaz da... Yani "Sessiz bir köşede saatlerce oturup sohbet etmeyi istediğim bir insan kendisi" diyerekten az önceki uçuk hayali sileyim akıllardan.
Onu instagramda tanıdım. İyiki de tanımışım. O günümüzün çoğu yazarlarının tam aksine, yazarlığı "Temizliğe kendi kapısının önünden başlamak" boyutunda icra eden özel bir sanatçı. Bir çok kitabı var. Çocuklar için de birbirinden zihin açıcı kitapları mevcut. Ayrıca şiirleri... Ahh nefis... Bir de "net yazı" isminde onlıne bir yazarlık atölyesi var. Hem de çok tatliş bir anne bence :) Açın bakın kitaplarına çalışmalarına hangi birini yazayım, google amca diye bir şey var dimi ama. Hem hepsini buraya yığdırırsam sıkılırsınız. Kısaca on parmağı on marifet ama yine de kendini yerden yere vurur durur her seferinde. Bu yüzden beni avladı ya işte. Toplumu öteleyen sanatçı kibri yerine kendi nefsiyle savaşlarını anlatan modern bi Donkişot !
Aaa bu arada instagram şeysinde bi kere olsun yazdığım yorumlara cevap vermişliği yok, hain.Gerçi kimseye pek cevap vermiyor. Eminim veremiyordur. Ama yine de günün birinde tanışırsam ( ki inşaallah) mutlaka bununla ilgili iki çift laf yiyecek benden kaçarı yok.
Şiirilerinden bi kuple ile veda edeyim ve herkeslere güzel Salılar dileyeyim canlar ;)
"yorgunluktan yaratılmış bütün kızlar
kat kat kestirip kuaförde kabuslarını
ay ışığından rujlar sürüyorlar
dünyanın jelatinini açmadan yaşlanıyor hepsi"
Bana birileri "Hey Bilge Bilge ! Söylesene yeryüzünde yaşayan ve bi asansörün içine 24 saat tıkılıp kalmak isteyebileceğin tek insanoğlu kimdir bu dünyada?!" diye sorsalar kesinlikle onun adını söylerim. Neyse böyle de absürt soru olmaz da... Yani "Sessiz bir köşede saatlerce oturup sohbet etmeyi istediğim bir insan kendisi" diyerekten az önceki uçuk hayali sileyim akıllardan.
Onu instagramda tanıdım. İyiki de tanımışım. O günümüzün çoğu yazarlarının tam aksine, yazarlığı "Temizliğe kendi kapısının önünden başlamak" boyutunda icra eden özel bir sanatçı. Bir çok kitabı var. Çocuklar için de birbirinden zihin açıcı kitapları mevcut. Ayrıca şiirleri... Ahh nefis... Bir de "net yazı" isminde onlıne bir yazarlık atölyesi var. Hem de çok tatliş bir anne bence :) Açın bakın kitaplarına çalışmalarına hangi birini yazayım, google amca diye bir şey var dimi ama. Hem hepsini buraya yığdırırsam sıkılırsınız. Kısaca on parmağı on marifet ama yine de kendini yerden yere vurur durur her seferinde. Bu yüzden beni avladı ya işte. Toplumu öteleyen sanatçı kibri yerine kendi nefsiyle savaşlarını anlatan modern bi Donkişot !
Aaa bu arada instagram şeysinde bi kere olsun yazdığım yorumlara cevap vermişliği yok, hain.Gerçi kimseye pek cevap vermiyor. Eminim veremiyordur. Ama yine de günün birinde tanışırsam ( ki inşaallah) mutlaka bununla ilgili iki çift laf yiyecek benden kaçarı yok.
Şiirilerinden bi kuple ile veda edeyim ve herkeslere güzel Salılar dileyeyim canlar ;)
"yorgunluktan yaratılmış bütün kızlar
kat kat kestirip kuaförde kabuslarını
ay ışığından rujlar sürüyorlar
dünyanın jelatinini açmadan yaşlanıyor hepsi"
28 Ocak 2019 Pazartesi
Sorular sorular ;)
Herkeslere "selamün aleyküm gençlik !" diyeyim canlar. "Ee çünkü blog yazan insan yüz yaşında olsa bile gençtir ve genç kalmasını becermiştir!" tespitimle de destekleyeyim bu selamı.
Herkese bol huzurlu bol faydalı aktiviteli bol neşeli aksiyonlu bi hafta olsun ! Selametler dilerim blogcanlarım! ;)
Neysem... Sevde kardeşin miminde eşleştiğimiz "Mutluluk için" blogcanımız bir kaç soru göndermiş. Kendisine teşekkür edip en kısa zamanda benim sorularımı da cevaplamak üzere hazır olsun mesajını da iliştireyim. O soruların cevabıyla başlayalım yeni haftaya. Neler mi sormuş ? Altta...
1) İnsanlarda en sevdiğiniz/sevmediğiniz kişilik özelliği nedir ?
En sevdiğim özellikler : * Kalıpların dışında olanlar... Ama saçları maviye boyatmak filan değil kasteddiğim. (Yani boyayan da boyar o da ayrı) Yaradanın gönderdiği kurallar çerçevesinde kalıpların dışına çıkmayı başarabilenler... Bu zordur çünkü. Bunu başaran insanlar da çok özeldir bana göre. O insanlara kolayca ısınırım.
*Sonraa... Neden yaratıldığını düşünen, bunu dert edinen insanların da kendine özgü özellikleri vardır. Okumayı araştırmayı inancı gereğince en doğru şekilde yaşamayı hedef edinirler. Tanırsın onları. Onlar da özeldir, severim. *Herkes dertlidir de... Derdini açık etmeyen, konuşmaya değmez bulan derviş gönüllüler var ya hani. Onları da pek severim. Alır baş köşeye koyarım nerede bulsam.
Sevmediğim özellikler: Yukarıda saydığım özelliklerin topunu taşımayan insanları pek özel bulmam. Sevmiyorum demeyeyim beaa. Yaratılmışı her türlü sevmek lazım Yaradan'dan ötürü demişler. Hem, ya Mevla'nın bildiği benim bilmediğim cillop bi güzelliği varsa ya o şahsın ? Yani seviyorum sevmiyorum ifadelerini değil de.... Senin için özel olmayabilir. Kendine çok yakın bulmayabilirsin gibi tanımlarla belki sınıflandırmak lazım. (Umarım haddini aşan bi cevap olmamıştır :))
2)Asla unutamayacağınız kitap ve film nedir ?
Kitap : "Uçurtma avcısı" olsun. Film de "Lunch box" olsun. Değişir bunlar tabi zamanla.
3)Dünyaya yeniden gelseniz ne olmak istersiniz ?
Aa öğretmen tabiki kesinlikle. Çok cann meslek bana göre. İsmimden ve bıdı bıdı konuşma üslubum dolayısıyla da sürekli "Bilge sen neden öğretmen olmadın yaavv!" geyiğinde adı geçen meslektir :) Ama kader seni ev hatun kişisi ya da kedisi yapmıştır işte. Ya da ikisinin arası bir şey... Yapacak yoktur :)
4)En son dinlediğiniz ve çok sevdiğiniz bir şarkı önerisi ?
Dur onu direk atayım da dinleyelim ;)
Herkese bol huzurlu bol faydalı aktiviteli bol neşeli aksiyonlu bi hafta olsun ! Selametler dilerim blogcanlarım! ;)
17 Ocak 2019 Perşembe
Kalp daralması üzerine...
Bugün bahsetmek istediğim çok önemli bir şey var. Dün okuduğum satırlardan süzülen bir konu : Ruhun kabz hali, yani kalp darlığı.
Bazen şöyle şeyler hissedebilirsiniz: "Pöff bugün işe gitmek hiç canım istemiyor!" Ya da "Allahım yine kalk yine bir sürü ev işi, ay yangın var diye bağırıcam. " Ya da dünyanın en mutluluk verici pozisyonunda olsanız bile içinizde şöyle fısıldayan bir ses olabilir " Her şey mükemmel gözüküyor ama içim neden ferahlamış değil ?? "
İşte tüm bunların nedeni Rabbin belli bir süreliğine kalbinizi imtihana tabi tutmasından mütevellid. Yani evrendeki tüm olumlu koşullar bir araya gelse bile o kalp sıkılacak kaçarı yok. Müslüman şahsın burda sergilemesi gereken tavır şu : Her şeyden önce bunun geçici bir süreç olduğunu kesinlikle bilecek. Allah'tan geldiğini ve sığınılacak tek mercinin de yine Yaradan olduğunu iyice kafasına yerleştirecek. Ha bu süreyi biraz içine dönüp Yaradanıyla yakınlık kurma belki bazı şeylerle yüzleşip özür dileme(tövbe etme) ya da tefekkür etme şeklinde değerlendirirse de bu süreci tadından yenmez bir sükunetle atlatabilir. Hoş olur... :) Her şeyden önce şunu düşünmeli aslında : Muhatap alındıysam özelim demek ki...
Özetle, zaman zaman belki yaptığımız hatalar belki de Rabbin kula kendini hatırlatması bazen de kalbinde dünya sevgisinin azaltılması gibi nedenlerle kalp darlığı imtihanına tabi olabiliriz ama geçici bir süreç olduğunu ve çözümüm yine en sevgiliye sığınmak olduğunu kesinlikle akıldan çıkarmazsak ağır hasarsız atlatıveririz inşaallah.
Ha bu arada bahsettiğim şeyler tabiki sadece inanan kesim için geçerli olan şeyler. Ateist deist filan kardeşler okuyorsa şayet onlara da genel kültür olmuştur işte:) Var mıdır acaba? Varsa da yoksa da herkese selam artıkın.
Evet daha kahvaltı yapılmamış, evde bir yığın iş, öğleden sonra da planlı programlı ve de telefondan anca bu kadar yazabildim canlar. Rabbim kalplerimize selamet versin inşaallah. Ve de kaçtım benn !!
Not: Fotoğraf, salon penceremden kalbi daralan İzmir silueti. Nasıl da konuya cuk oturmuş değil mi ama :)))
Bazen şöyle şeyler hissedebilirsiniz: "Pöff bugün işe gitmek hiç canım istemiyor!" Ya da "Allahım yine kalk yine bir sürü ev işi, ay yangın var diye bağırıcam. " Ya da dünyanın en mutluluk verici pozisyonunda olsanız bile içinizde şöyle fısıldayan bir ses olabilir " Her şey mükemmel gözüküyor ama içim neden ferahlamış değil ?? "
İşte tüm bunların nedeni Rabbin belli bir süreliğine kalbinizi imtihana tabi tutmasından mütevellid. Yani evrendeki tüm olumlu koşullar bir araya gelse bile o kalp sıkılacak kaçarı yok. Müslüman şahsın burda sergilemesi gereken tavır şu : Her şeyden önce bunun geçici bir süreç olduğunu kesinlikle bilecek. Allah'tan geldiğini ve sığınılacak tek mercinin de yine Yaradan olduğunu iyice kafasına yerleştirecek. Ha bu süreyi biraz içine dönüp Yaradanıyla yakınlık kurma belki bazı şeylerle yüzleşip özür dileme(tövbe etme) ya da tefekkür etme şeklinde değerlendirirse de bu süreci tadından yenmez bir sükunetle atlatabilir. Hoş olur... :) Her şeyden önce şunu düşünmeli aslında : Muhatap alındıysam özelim demek ki...
Özetle, zaman zaman belki yaptığımız hatalar belki de Rabbin kula kendini hatırlatması bazen de kalbinde dünya sevgisinin azaltılması gibi nedenlerle kalp darlığı imtihanına tabi olabiliriz ama geçici bir süreç olduğunu ve çözümüm yine en sevgiliye sığınmak olduğunu kesinlikle akıldan çıkarmazsak ağır hasarsız atlatıveririz inşaallah.
Ha bu arada bahsettiğim şeyler tabiki sadece inanan kesim için geçerli olan şeyler. Ateist deist filan kardeşler okuyorsa şayet onlara da genel kültür olmuştur işte:) Var mıdır acaba? Varsa da yoksa da herkese selam artıkın.
Evet daha kahvaltı yapılmamış, evde bir yığın iş, öğleden sonra da planlı programlı ve de telefondan anca bu kadar yazabildim canlar. Rabbim kalplerimize selamet versin inşaallah. Ve de kaçtım benn !!
Not: Fotoğraf, salon penceremden kalbi daralan İzmir silueti. Nasıl da konuya cuk oturmuş değil mi ama :)))
Etiketler:
blog,
blogger,
dergi,
hasbihal,
ilim,
kabz,
kalp,
kitap,
kültür,
okuduklarım,
Okuduklarımdan,
okumak,
ruh,
Semerkand dergi,
yazmak
7 Ocak 2019 Pazartesi
Şeb-i arus
Bugün okuduğum bir makalede şuna benzer bir şey yazıyordu: " Ruhunu terbiye ile meşgul olmuş bir kimsenin yaşlılığı şeb-i arusa yaklaşmış olmanın tatlı heyecanıyla dolar. "
İşte bütün derdim bu. Bu yazmalar, bu bloglar, bu avcılık serüveni... Hepsi ruhun terbiyesi hadisesinden birer parça işte.
Bıkmadan usanmadan, son nefese kadar...
İşte bütün derdim bu. Bu yazmalar, bu bloglar, bu avcılık serüveni... Hepsi ruhun terbiyesi hadisesinden birer parça işte.
Bıkmadan usanmadan, son nefese kadar...
6 Ocak 2019 Pazar
Değişik
Geçen gün bir arkadaşımla güzel manzaralı bir yerde oturmuş çayımızı içerken ona şöyle dedim : "Yaşadığın yeryüzünde hiç bilmediğin bir yerlerde çok değişik hayatlarım var olması, belki günün birinde onlardan bir şekilde haberdar olabileceğin hissi... Ya da hiç okumadığın o harika kitaba günün birinde sahip olarak okuyabileceğin ihtimali... Ya da aklına gelmeyecek hayatlara aklına gelmeyecek vakitlerde yapabileceğin ufak faydalı dokunuşların var olma ihtimali... Bunlar arasıra aklına gelip içini bir sevinç kaplıyor mu hiç ? "
Bana tuhaf tuhaf bakıp, "Hayır" dedi sadece.
O an içimi kaplayan yine o sevinç... Milyon şükür... ❤
Bana tuhaf tuhaf bakıp, "Hayır" dedi sadece.
O an içimi kaplayan yine o sevinç... Milyon şükür... ❤
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)






