kişisel gelişim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kişisel gelişim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Kasım 2019 Salı

"Modum düşük"

Günümüzde yeni bir tanım türedi. "Modum düştü" diyor insanlar artık. 
"Seninle konuşasım yok valla" demiyorlar. 
"Yaşamak zor geliyor" demiyorlar.
"İnsanlar çok kırıcı" demiyorlar. 
"Önümüzdeki bir asır susasım var" demiyorlar. 
"İçime ata ata sürahiye döndüm"demiyorlar. 
Tek bir şey diyorlar: 
Modum düştü. 
Yani çıkabilir modum denen şey. Tüm kapıları kapatmayayım. Ama şu an düşük. Yani sen git. Müsait olunca (Modum yükselince) dönerim ben sana. 
Direk bunları anlıyorum ben modu düşen birini gördüğümde. Rahat bırakıyorum sonra. Ha bi de dua iliştiriyorum giderken. Düşük modun kenarına. Yükselsin bir an önce diye. 
Var mı modu düşük olan ? 
Yükseltebiliyorsak yükseltelim. Olmadı dua bırakırız :) 
Günaydınlar ahali... 
Fotoğraf, Birgi/Ödemiş 

21 Ekim 2019 Pazartesi

Sen de başla...


Ah sevgisiz kalmış kalpler...  
   
   Dün gece bir dostum anlatmaya başladı. Anlatırken dili yetmiyordu da... gözleriyle de boşaltmak ister gibiydi içindeki dertleri. Ruhuna ağırlık veren yükleri... İki saniyeden fazla bakamıyordum gözlerine onu dinlerken. O kadar çok şey yığılıyordu ki ortalığa. Hangi birini toparlamalıyım düşüncesi kafamda. Yılları anlattı, taşıdığı ağırlıkları, içine sinip kalan hüzünleri, kıyıda köşede unutup gittiği ufak sevinçleri bile... Bir tek "vefa" kalmamıştı içinde. Aradı taradı ama bulamadı. Yaşlandıklarında  eşine göstereceği gram miktarı vefası kalmamıştı. Buna tek sebep, anlattığına göre  hiç sevgi görmemişti. 

   Dün öğleden sonrası başka bir yaşlı teyze ve eşi ile çay içiyorduk. Zono hastalığına yakalanmış zavallı teyzecik. Geçmiş olsun ziyaretimizde konu konuyu açtı ve  sohbet "mizaçlara" kaydı. Yaşlı amca kenetledi ellerini kucağında. "Ben takmam bi çok şeyi" diyerek arkasına yaslandı. Yaşlı teyzenin dudaklarında acı bir gülümseme belirdi. Daha önceleri çok anlatmıştı eşinin duyarsızlığını, bencilliğini ve sevgisizliğini.İşte dedi. "Birilerinin rahatlığı, birilerini Zono yapıyor böyle." 

   Bir kaç gün önce aldım başka bir dostumun haberini. Kilometrelerce öteden... Sonunda boşanmışlar. İki yalnız insan düşmüştü şimdi kalabalıkların içine. Hep istiyordu kocası zaten. Kadın ise hep klasiklerdendi. Kadın çalışkan, kadın düşünceli, kadın kocasının adını dilinden düşürmeyen... Ama terk eden erkek. Gerekçe ise  manidar : " Aşık olmak istiyorum." Yine bir sevgi yoksunluğu ve arayış. 

   Hayat akıp gidiyor. Günler geceler birbiri ardınca takipte. Her şeyin hızla ilerlemesi her şeyin doğru ve tam gittiği anlamına gelmiyor. Planlar yapıyoruz. Güzel eşlerle evleniyoruz ya da yakışıklı beylerle...  Evler alıyoruz, arabalar, şu yazlık, bu arsa... Vakit ilerliyor. Bazı şeyler artıyor, bazıları eskiyor, bazıları yıpranıyor ama bazı şeylerin varlığı ile hiç alakadar değiliz. Sorgulamayı unutuyoruz. Hep stoktan kullanıyor ama o stoğa ekleme yapmayı akıl edemiyoruz. Sevgiler... Zamanla tükeniyor farkında mıyız ? Yanımızda sandıklarımız bi bakıyoruz ki çook uzaklarda aslında. Sebep ? Sebep : Sevgi bitmiş. 

   Muhasebeyi sağlam yapalım o vakit... Sevgi stoğunu hunharca kullanmak yerine onun artmasına gayret edelim. Her ne ise onu çoğaltan... Bazen olmadık bir zamanda sarılma, bazen olmadık zamanda dert sorma, bazen en gerilimli halde gülmeye başlama, bazen olmadık zamanda olmadık şekilde rutinlerin dışına çıkma... Her ne çoğaltıyorsa... Azaltmayalım da arttıralım sevgileri. Eşe, dosta, komşuya, her muhatap olduğuna... Yorulmadan sevgi aşıla ! Her kalbin biricik yaratılmış olduğunu unutma ve etrafını sevgisiz bırakma. Herkes böyle düşünürse sevgisiz kalp kalmaz dünyada.
Hadi, sen de başla.  
Sevgiler canlar... 

16 Ekim 2019 Çarşamba

Mental kaslar

Bugün 40 lı yaşlardaki  bi arkadaşım dedi ki : "Son 5/6 yıldır artık tahammül sınırlarımın daha da azaldığını hissediyorum. " Neye karşı?  Diye sorduğumda "Her şeye karşı" cevabını aldım. Dedim ki "Çok normal. Kasların zayıflıyor." 
Kol kaslarından bahsetmiyordum. Şunu anlatmak istedim aslında. İnsanlar yaşlandıkça tüm kasları zayıflar. Sadece fiziki kasları değil mental(zihinsel) kasları da... Ve akabinde gelişen,  tahammülsüzlükler, alınganlıklar, geçmişe takılıp kalarak sorgulayışlar, gelecek için daha da kaygılanışlar...  Bunların hepsi tek tek ya da bazen toplu paket halinde hastalıklar olarak yakamıza yapışır.  Bugün sahip olduğumuz çoğu hastalık bu gibi şeylerin tetiklemesiyle can bulmuştur. Doktorlar diyor bunu. Ben değil.  
   Kısaca zihinsel kaslar da en az fiziksel kaslar kadar ilgi ve alakaya muhtaç halde.  Yürüyüşler yapıyoruz,  spor salonlarına yazılıyoruz falan filan pek güzel tamam da...  Zihinsel sağlığı koruyup güçlendiren mental kasları ihmal edersek işlevsiz çürümeye mahkum et yığınları haline geliyoruz. 

    Peki mental kasları nasıl güçlendirebiliriz ? Bu kaslar fiziksel olanlara benzemez. Hatta tam tersi şeylerle güçlenir. Daha çok görünmeyen ama var olduğuna yürekten inandığımız şeylerin beslenmesiyle gelişir. Var edilmiş olmaya şükranla, var edene duyulan saygıyla ve merakla,   yaşama duyulan heyecanla, hayalgücüyle, sevgiyle.. İşte bir sürü gözle görülemeyen şeyle geliştirebiliriz mental kasları.  Üzerine ne kadar düşersek o kadar çalıştırır ve akabinde o kadar da güçleniriz. Böylelikle yılların bizden çalmasına engel olup bir Benjamin Button efsanesi bile olabiliriz :) 

   Anlatacak çok şey var ama hepsi tek günde olmaz malum :) Hem fiziken hem mental olarak sağlıklı sıhhatli günler olsun. 
Sevgiler :) 
Fotoğraf, Bornova/ İzmir.  Önceki geceden...  

3 Ekim 2019 Perşembe

Ertelemeden "ertelemeyi" iptal et

    "Ertelemek" diye başımızın derdi bir şey var yaşantımızda. Evlerden ırak diyeceğim ama hepimizin hücrelerine bir miktar nüfuz etmiş durumda.
   Hani bu hastalık (İllet bir şey olduğu için rahatlıkla hastalık diyebiliriz) hayatımızdan neler neler çaldı bir bilsek belki de tankla tüfekle savaş açacağız ama o kadar masum kılıflar kullanıyor ki onu bir hastalık olarak dahi görmüyor çoğumuz. Aslında yakın bir zamana kadar ben de onların arasındaydım.
   Ta ki kayınvalidem kişisinin o sırrını fark edene kadar. Ah eski toprak başka sahiden. Kadın çok düzenli. Fiziki atmosferinin düzenli olması kafasının içini de düzenli kılıyor. Ama her zaman böylesi tertipli düzenli olmasının büyük bir yardımcısı varmış meğer: "Ertelememek" . Mesela mutfakta her zaman nasıl düzenli olduğuna dikkat ettim. Sonuç olarak, tek bir temiz bardak bile olsa gereksiz bir şeyi asla tezgah üzerinde tutmadığını gördüm. Bizim için önemsiz bir detay ama o sanki bunu zevkli bir eyleme dönüştürmüş. Mesela bir bilgisayar oyunu gibi zevk alarak yapıyor.  Anında işi bitenleri tezgahtan kaldırıp ortamı görüntü olarak da sadeleştirmiş oluyor. Bu sadelik yemeklerin kalitesine de yansıyor tabi. Bir de bizim bulaşıkları erteleme sorunsalımızı varın siz düşünün.
Neyse bu  konudaki uyanışım böyle oldu ve konu hakkında biraz araştırınca bakın nasıl notlar aldım :

# "Ertelemek" nice mahareti, olası başarıyı, potansiyeli sünger gibi emerek kişileri tembellik havuzuna atan ve  tedavisi olan bir hastalıktır.
#Erteleme hastalığı, zaman yönetimi ile değil duygu yönetimi yoluyla çözümlenebilir.
#Beyin, sorumluluklarımızı ertelememiz için önümüze hazza yönelik daha cazip alternatifler koyarak bize oyunlar oynayabilir.
#Alışkanlıklarımızı uzun vadede alacağımız olumlu sonuçlara göre hazla ilişkilendirmeyi başarırsak erteleme hastalığından kurtulabiliriz. Örneğin bir evde her gün az da olsa bir miktar temizlik yapmak uzun vadede yorucu ve yıpratıcı temizlik yapma gereksinimini ortadan kaldırabilir. Ya da bir öğrenci için her gün az miktar yapacağı tekrarların uzun vadede etkileri gibi... 
#"Ertelemek hakkında bir hadis bile var ki bu da bu hastalığın insan fıtratı için ne denli tahrip edici olduğunu ortaya koyar.  Sevgili peygamberimiz "Erteleyen(yarıncılar) helak oldu. " diyerek olayın ciddiyetinin altını çizmiştir.
#Bu konuda "erteleme hastalığım var" şeklinde bir kabullenişin bile bilinçaltımıza zararı büyük. Çünkü bilim insanlarının dediği üzere bilinçaltı aptaldır ve söyleneni kabul eder ve hemen ona göre davranır. 

Notlar böyle canlar.  Dilerim bu konuda daha uyanık oluruz ve bilinçaltımızın iradesini ele alıp erteleme hastalığından uzak oluruz. 
Herkese sevgiler... 
Fotoğraf, Kuşadası / Hafta sonundan... 

29 Temmuz 2019 Pazartesi

Plansız yaşam...

   Büyük planların insanı olamıyorum. Günlük bile olsa plan yapma alışkanlığım yok. Bazılarına bakıyorum da bir hafta içinde nerede ne yapacağının çizelgesini yapıyor mesela. Kişisel gelişimciler de bas bas bağırıyor halen,  plan yapın diye. Yok bende yok.

    Buna neden olan travmatik değişiklikler oldu hayatımda. Kuvvetli hislerle yapıp inandığım planlar hayal oldu. Hatta bi baktım,  her şeyin tam tersi oldu.  Bu Mevla'nın "Fazla heyecan yapma, planları ben yaparım" deme şekliydi belki.

    Sonunda kabullendim. Plan yapmıyorum. Vakit önüme neyi getirirse onu yaşıyorum. Ne varki insan, hayatının düzgün ve istikrarlı yürümesini de istiyor tabi.  Bu kapsamda bir şeyler yapmak da istiyor. Ben de planı yapanla aramı güzel tutmaya gayret ediyorum ve de en küçük an dilimlerini planlayıp vakti boş geçirmemeye gayret ediyorum. Plansız ama sorumsuz değil, ihtirassız ama miskince değil... Böyle bir tavır işte.  Her zaman başarılı mıyım tartışılır... Ama yine de çılgınlar gibi yıllık plan yapıp her şeyin alt üst olmasını izlemekten daha iyidir.

    Mesela önceleri, gün içinde ne okumayı ya da  neyi öğrenmeyi planlarsam bir asker edasıyla başına geçiyordum. Bu denli plan gerilim yaratıyor ve okuduğum ruhuma ulaşmıyordu. Ulaşsa da bir duygu birikintisi oluşmadığı için kalıcı olmuyordu. Şimdilerde okuma işini de dsiplinden azade kıldım. Güne başlarken niyetime alıyorum çoğu zaman: "Allah'ım bugün ne yaparsam senin rızan için olsun" diye. (Çünkü niyetlerimiz devasa önem taşıyor hayatlarımızda.Niyet demek kim olduğun demek. Ama bu başka bir yazının konusu. )  Gün dolu dolu geçiyor o vakit şükür. Karşıma çıkan şeyler okuduklarımdan daha etkili oluyor ve elime tevafuk eseri alıp okuduklarım daha bir kalıcı oluyor. Çünkü plan yapma kibrini taşımıyorsun o vakit. Yaradana emanet ediyorsun varlığını. Tüm planların sahibine yani. O müfredatı hazırlayıp önüne koyuyor.

   Hayatımın bir dönemimde kişisel gelişimciler mürşidim olmuştu, şu anda çoğu delikanlı türk gencinde olduğu gibi... Zaman gülümsüyor sanırım böyle zamanlarda. Devam et diyor devam et... "Sana ben neler göstereceğim gör bak." Sonra aynı o  zaman,  her şeyin ne kadar da yalan olduğunu gösteriyor. Çırpınıp durmanın tamamen safsata olduğunu. Kişisel gelişimcilerden daha güvenilir bir mürşide ihtiyacın olduğunu hatırlatıyor sana. Sonra onu buluyorsun. Ve sükunete bürünüyor her şey. En azından şükür ki benim çizgim bu şekilde yön buldu. Yok illâ da kişisel gelişimciler mürşidimdir diyenlerin halen çırpındığını görmekteyim.

    Sonuç olarak beni plansızlığa iten trajedik zaman dilimleri için bir teşekkür borçluyum  Mevlaya. Dünya hayatı çok kısa. Kısa ama çarçur edilesi de değil. Çok özel bir yolculuk. Anlamına uygun sindire sindire yürümek lâzım bu yolda. Krokilerle çılgına dönmüş hız tutkunu ruhlarla değil... Belki patikalara evrilir ya da büyük ana yolların ayrımına gelirsin ama plan yapmadan yürümelisin. Varış yerinde seni bekleyenin isteğine uygun adımlarsan  yolu, hiç plan yapmasan da sükunet ve sevgiyle tamamlarsın onu.
Bugün de bu kadarlık :)
Sevgiler olsun canlar.
Fotoğraf, Balat/İstanbul

20 Temmuz 2019 Cumartesi

"Öyle değildir" hapı

   Size çok önemli bir ilaç tedavisinden bahsedeceğim şimdi. Yeni çıkmış, Amerika'dan ithal... Yok yav şaka şaka, bildiğin Türk malı. Hatta benim malım.  Yani ben buldum.  Aslında bi çok kişi kendisi bulup uyguluyor bence bu tedaviyi. Tedavinin merkezinde bir hap var. Adı : "Öyle değildir" hapı.  

   Önce bu tedaviye ihtiyaç duyan hasta grubunu tanımak lâzım.  
Eğer çevrenizdeki insanlar sizin fazla kırılgan olduğunuzu düşünüyorsa...  Fazlaca kırılıyorsanız sahiden. İnsanları kaba ve anlayışsız buluyorsanız.Sanki yeryüzüne 17. Yüzyıldan koparılıp bodoslama atılmış hissediyorsanuz mesela... Siz incelikler düşünüp dururken maddenin kancasına takılı güruh anlamıyorsa hiç halinizden...  Yani böyle Brezilya dizisine düşmüş Nihat Hatipoğlu gibi falansa mesela ruh haliniz...  Ohoo...  Gelin gelin!  Benim icat ettiğim hapı kullanma vaktiniz gelmiş.  Gelin de size güzel bir İstiridye tedavisi uygulayalım. Aslında başlığı öyle mi atsaydım acep? İstiridye tedavisi!  diye yani. Neyse başlık mühim değil. Tedavi mühim.  

   O da şöyle... Sabah akşam "öyle değildir" hapı alacaksınız. Gün içinde de alabilirsiniz. Nasıl yani?  Yani baktınız etrafınızda sizi kıran bir şeyler oldu. Birileri kuzey batıdan kalp alanınıza kamikazeyle düşer gibi düştü mesela. Yaraladı kalbinizi. Canınız yandı. Hemen bi tane "öyle değildir" hapı yutacaksınız. Şöyle düşüneceksiniz: Bi kere hiç bir şey tamamen göründüğü gibi değildir. Mutlaka sandığımız kadar kötü değildir mevzu. Ama biz negatif görmeye meyilliyiz azıcık insanoğlu olarak  diye düşünücez. O zaman meselenin yüzde ellisi çöpe gider.  Kalan yüzde elliye bakarsak belki muhatabın bu derece kırıcı olmasında geçmişe dayanan bir mazereti vardır. Başından geçen bir olay ya da yaşadığı kötü bir anı onu böyle davranmaya itmiş olabilir. Kaldı mı geriye yüzde oncuk bir şey.  O kadar kusur kadı kızında da olur, benim de böylesi  hatalarım olmuştur diye düşünüp o kısmı da kesersek işte meselenin özünde "öyle değildir" sonucunu elde ediyoruz. Niyet okuyuculuk yapmıyoruz. Yani durum ne kadar kötü görünürse görünsün "öyle değildir,ben yanlış anlamışımdır" deyip geçiyoruz sonuç itibariyle. Ay gibi ayan olsa bile her şey, kendimize bakıyoruz. Algımdır önemli olan diyoruz. Ve sağlığımızı koruyoruz. Hem fiziken hem ruhen cillop gibi kalıyoruz.  

   Umarım anlatabilmişimdir ahali.  İstiridye tedavisi budur. Nasıl görürsek öyle olur mantığı yani.  
Neyse telefondan yazdım ve acele yazdım. Yazım hatam yoktur inşaallah.  Varsa da doktor reçetesini bilirsiniz pek düzen yoktur doktor yazısında o hesap bakıverin. 
Ve veee aman haaa!  Eğer ihtiyacınız varsa bu gece de hapınızı almadan sakın uyumayın.  Unutmayın, "öyle değildir" hapınızı! Sakın sabaha bırakmayın!  
Hadi gittim ben! :) 
Sevgiler!  
Fotoğraf, Çanakkale / Geçen ay çekilen bir kare. 

16 Temmuz 2019 Salı

O kadar da özne değilsin be yavrum...

Bu başlığı kendime attım.  Yani içimdeki ben duysun diye.  İnşaallah duyar. Aslında hepimiz az az da olsa içimizdeki benlerle konuşsak dışarıdan eleştirel bir ağızmış gibi.  Güzel olmaz mı ? Olur olur...

    Öyle bir zamanda yaşıyoruz ki artık insanoğlunun kendini bir tek Yaradanın yerine koymadığı kaldı.  Her eşyanın en iyisini kullanalım, en iyi yerleri gezelim, en iyi yemekleri yiyelim haaa hepsinden önemlisi var!! Nedir o?  En kaliteli dostlar bizim olsun.  Tabi tabi. (Bulursan bu kadar madde esiri insan içinde manevi zenginliği olan bir dost bana da haber ver.)

   Bu kadar "en iyi"yi neden ve nasıl hak ediyoruz ya da hak ettiğimizi düşünüyoruz o da ayrı konu ama meselenin daha özünde olan bir şey var.  Daha facia bir şey. Daha acınası bir şey. O nedir peki?  Bulamayışımız! Bulamıyoruz çünkü her şeyin en iyisine tek bir hayat içinde kavuşmak çok zor.  Velev ki zar zor kavuştun, bu sefer de kaybetme korkusu huzur bırakmıyor.  Çünkü eninde sonunda o güzelliklerden kopacağını biliyorsun.

    Bir tanıdığım vardı. Bu saydığım "en iyi"lere aşağı yukarı sahip olmuştu. İyi bir eş iyi bir meslek çok tatliş çocuklar ve sabah akşam gezmeler tozmalar amanın!  Tam bir instagram çiçeğiydi :))  Bir keresinde ailesiyle çekildiği mutlu bir fotoğrafın altına şöyle yazmıştı: Keşke zaman durup kalsa!  Evet çünkü biliyordu şimdi mutluydu ama bir akıbet gelecek ki hepsinden ayrılacaktı. Belki onun ayrımına vardığı bir andı.

    Yani demem o ki, öznesi değiliz şu hayatın sadece nesnesiyiz. Bir kenarda duran ve bir süre sonra oradan eksilip gidecek bir nesne... O zaman neden özne taklidi yapıp duruyoruz.
 "En güzel şeyleri yiyorum yuppiee!  Hatta bunu herkes bilsin aman haaa!!! "  Bu saçma hezeyan bir nesne için fazla abartılı değil mi. Bir de bunu yaparken kırıp incittiklerimiz özendirdiklerimiz ve bir sürü yıkıcı duyguyu  inşa edişimiz...
"Ay sadece kaliteli insanlarla dostluklar kurarım" Ooo ne kalite sendeki de ama. Bir yaralı yüreğe derman olma da git maddi manevi kendini düzeltmiş seçkinlerle gönül eyle. Yönsüz kalmış bir çaresize ışık tutuvermek senin neyine?! Sen kaliteli dost bul anca... (Şahsen bu insan seçme mevzusunda da çok radikal dönüşümler içindeyim bilahare ayrı bir yazıda buna da yer vermek isterim hatta. ) Açıkçası bir hayat kadınına  cesaret verip güzel bir yöne evrilmesini sağlayacaksa eğer muhabbetim, en kaliteli(!) dosta ayrılacak vaktin önüne koyarım o muhabbeti.

    Yahu özne değiliz!  Tekmişiz biricikmişiz gibi davranıp duruşlarımız niye?  Tabiki Rabbimizin biriciğiyiz ama bizim gibi milyon tane biricik var yeryüzünde. Kimisi ücra bir varoşta kimisi yatta handa hamamda...  Herkesin serüveni farklı hikayesi ve imtihanı farklı ama aynı olan bir şey var. Herkes Rabbinin biriciği!  O vakit niye her şey etrafımızda dönüyormuş gibi gülücükler saçıyoruz?

    Gülücüklerimizi tüm bu evrenin bir parçası oluşumuzun şükranı için saçsak ya.  Dönüp duran şu  alemin onca  tılsımlı yaradılmışına duyduğumuz hayranlık için saçsak ya. Kendimiz, sahip olduklarımız ve maddi şeyler dışında gülümseyerek hayatın içinden çekip çıkarılacak onca şey varken...Denizler okyanuslar varken...  Bir yudumluk bile yer kaplamayan varlığımızla vakit kaybedip durmak niye ?

    Mevlana'nın "güneş gibi ol" deyişini ben nasıl algılayayım ki başka?  Güneş her ücraya nüfuz etmek için yanmıyor mu deli gibi? Gösteriş telaşından ziyade her zerreye ışık vurmaya gayret etmiyor mu?    "Kaliteli dost seçerim valla" diyor mu ?  Rabbi ona öyle emretmedi mi çünkü?

   Neyse coştum dostlar...  Gün başlasın hadi. Sihirli tılsımlı halleriyle ne öğretecekse öğretsin bugün de zaman. Ama hiç unutturmasın özne olmadığımızı.
Günaydınlar herkese.

Fotoğraf, Denizli'de bir dere kenarı. Kök kısımları kendinden daha fazla bir ağaç. Toprağın üstünde gördüğümüzde ne kadar farklı.  Hiç bir şey göründüğü gibi değil dimi. Biz de dahil olmak üzere... Daha dikkatli bakalım kendimize. Neyiz aslında?

29 Nisan 2019 Pazartesi

Ortaya karışık


#Geçtiğimiz Cuma gecesi harika bir deneyim yaşadım. Onlıne yazarlık kursu almak müthiş bir deneyimdi benim için. Ve kurs alan diğer arkadaşların yazarlık heyecanını görünce yalnız olmadığımı bilmek de çok keyif vericiydi.

#Bu sabah kahvaltıya misafirim vardı, sonra kahveye başka arkadaşım geldi.Güne okuyarak başlamadığım günlerde birden Antartika'ya uçmuşum da o denli gurbette kalmışım hissine giriveriyorum nedense.

#İnsanların havadan sudan sohbet ederken konuyu ısrarla siyasete getirmeye çalışmasından daha itici bir şey var mı şu hayatta ?


# Üst kattaki doktor komşum piyano çalan minnak oğlunun çıkardığı seslerden dolayı bize rahatsızlık verdiklerini düşündüğü için üzüldüğünü söyledi geçen gün. Oysa minnağın çaldığı parçaları keyifle dinliyorum. Günden güne kendini geliştirmesi bana azim konusunda ilham veriyor.Mozart'ın Türk marşını tek çırpıda çalıyor. Ve ben bazen yazarken onun piyanosunun tuşlarından gelen naif notalarla doğaçlama fon müziği kazanıyorum. Bunu komşuma da söyledim. Mutlu oldu.

#Ramazanın yaklaşması bana heyecan veriyor. Bambaşka yaşamak istiyorum bu ramazanı. Bol enerjili. Bol paylaşımlı. Tek saniyesini bile ziyan etmeden. Hadi inşaallah...

#Bez bebek dikmeye başladım. Güzel sonuçlara ulaşırsam eğer paylaşırım bloğumda. Bebeğine sevinçle sarılan minnak kalpleri düşününce heyecanım artıyor.

#Bazı ilişkilerde samimi olabilmek için soğuk nezaketten özenle kaçınmak gerektiğini anladım geçtiğimiz hafta. Soğuk nezaketle yürüyecekse bu gemi, bi yığın adam var diyorsun. Sen acizliğini ve çaresizliğini de adam gibi koyabiliyosan ortaya o zaman benim için özelsin diyorum yani. Ya da tam tersi de geçerli. Sen samimi olmak istediğin birine, rahatça yetersiz olduğun yönleri açıp risk almalısın bazen. Böyle karmaşık şeylere mesai yapmasa beyin cillop olacak bende de. Ah işte genler...

#Ha bi de şunu öğrendim. Asla çok güçlü olduğunu düşünme. Çok fazla güç kaybettiren bir şey bu. Ama güçsüz olduğunu kabul etmek ise tablet tablet vitamine değer bir güç desteği.Yemişim kişisel gelişimcileri. Bu da aklımda olsun.

#Salonumdaki saksılardaki çiçekler, büyürken dikey pozisyon yerine yatay pozisyonu tercih ediyorlar. Böyle saksıların üstünde yayım yayım yayılmış kalanşolarım var. Relax olma konusunda bitkiler ev sahipleri ile senkronize mi yanii ? Bilim bunu açıklasın.

#Yaşadığım şehirde, yani İzmir'de bir kitap gurubu oluşturmak istiyorum. Yani senin gibi okumayı seven insanlarla arada bir buluşup okuduğunuz kitaplar üzerine sohbetler ediyorsunuz. Yeni kitaplardan bahsediliyor filan... Maksat senin gibilerle kaynaşma olsun. Hatta yazma gurupları da kuranlar varmış. Bunu araştırmaya başlıyorum en kısa zamanda.

#Binaların azametli dikey halleri ve de heybetli plaza girişleri içime sıkıntılar bastırıyor.

#Günlerce yazasım gelmesine rağmen şu ana kadar ki hayatımda tek bir yayınevine tek bir satır şey göndermemiş olmam gerçeği hayatımın özeti gibi karşımda durup durur. Seviyorum da çabalamıyorum ben. İnsan, eşya, iş her şey için bu geçerli sanki. Olmaz ki.

#Sosyal medyada canımlı cicimli yazmak samimiyetsizmiş. Bu da acımasız genelleme. Ne diyeyim ben şimdi karşımdaki blogcanın adını bilmiyorsam mesela. "Şşştt" mi diyeyim? "Huu kardeş"mi diyeyim? Tabiki nazikçe canım cicim  filan dicem. Yav zaten babannemin lakabı "Şekerim hacı" ise ben kromozomlarımı nereye kadar zorlayabilirim ki sert ve ketum olsunlar diye ? Hiç zorlayamam valla. Tabiki canım cicim derim. Ay hemen asıp kesmeyin  insanları allaseniz. 

#Bu hafta hastanede kontrollerim cillop gibi geçsin gitsin ve artık kan sulandırıcı iğne kullanmama gerek kalmasın diye dua ediyorum habire. Siz de duama katılın olur mu. Alın işte samimiyet ;)

Bugünkü Amelie kafası tarzı döktürmeler de bu kadar olsun canlar.
Selamette ve sevgide kalınız hepiciğiniz ! :)

Fotoğraf, Kızlarağası hanı, Kemeraltı/ İzmir

Hadi adını andık gücenmesin, şunu dinleyin de gidin ;) 


13 Şubat 2019 Çarşamba

Motiflerden çantalar

   "Yavv bloğa bugün ne yazsam beaaa?!!" sorunsalı için size cillop gibi bir çözüm öneriyorum canlar. Bende pek olmuyor şükür, çünkü Allah konuş Ya Bilgeee ! demiş sanki ben doğarken. Tövbe Yarabbim. Neysem. Bu sorunu yaşayanlar varsa sözüm onlara, ara sıra şu yolu takip edin: Yeni kayıt açılır. Hiç bir şey yazmadan resim ekle şeysine tıklanır. Orada resimlere sırayla bakarken bulursun mutlaka  milattan öncede kalmış senin bile unuttuğun bir fotoğraf şeysi. Şak diye yapıştır ve altına yaz döşe işte. Gerisi hayal gücüne kalmış artıkın. 
    
   Mesela bu fotoğrafı buldum bu sabah eski dosyaların içinde. Sanırsam İzmir'e yeni geldiğim vakitlerde örmüştüm bunları. Tek tek motifler halinde ördüm ilk. Sonrasında baktım bu motiflerden ne olur diye. Dedim çanta olur. Oldu da :) İki tane de sap ayarladım onlara. Hadi sizden mi saklıcam o sap diye taktığım şeyler de elbise ya da eteklerden kalan kemer tarzı aparatlar. Bu şekilde değerlenmiş oldular. Kendiniz kullanmasanız da tatliş genç kız olan yakınlarınıza hediye edebilirsiniz. İhtiyacınız olan şeyler;  artık kalan yünler, bir yün tığı ve kitaplardan sıkılıp başka şeyler yapayım az dediğiniz boş vakitler :) Hepsi bu kadar. 
    
   Bir kadının ruh halini cillop halde tutabilmesi için önce Allahın iznine sonra da mutlaka elinin bir şeylerle meşgul olmasına yürekten inanıyorum.Yıllarca da buna inandım ve güzel sonuçlarını gördüm şükür :) Uzmanlar da bunu önerir sık sık bilirsiniz.  Aslında erkekler için de durum aynı. Onlar da kendi fıtratlarına uygun birer hobi edinmenin yolunu bulsunlar bence hemencik. Üretken insan mutlu insandır bana göre ;) 
   
   Evet işleri güçleri yığılı bir hatun kişi olarak bugün bloğa ayrılan vakit bu kadar canlar. Blog dünyasına ait bir tüyo, bir elişi fikri ve bir de kişisel gelişim yönlendirmesi felam... Ohoo daha ne olsunkine bir yayında?? :))) Mimlediğim blogcan kişilerinden haberler geliyor ve çok hoş cevapları okudukça keyif alıyorum.Herkese çok teşekkürler.  İlk kez okuyup nedir o mim şeysi acep diyenler varsa şuraya tık tık yapıversin ve isteyen herkes cevaplayabilir :)) Cevaplamayanlardan da haberler bekliyorum biline ! Ben de cevaplıyorum önümüzdeki günlerde tabiki inşaallah, beklemede olun canlar ! 
   Ay biri çenemi kapatsınn !! Ütü temizlik ve misafir hazırlığı beni bekler çünkülüm ! Gittimm !! :)))
Sevgiler kabileme  ! ;)