insan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
insan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Nisan 2020 Pazar

Karantina ve şeytan


Şeytan bu günleri pek seviyor pek. Hangi günleri? Sıkıntının ve bekleyişin bol olduğu günleri...
*
Hiç de hijyen olmayan pis ellerini ovuşturarak dolanıyor yuvaların üzerinde. Ateş fışkıran gözlerinden kırmızı hareler uçuşuyor her tüten bacanın üstüne vardığında. Kafaların içine dalıyor, zayıf kalplere köprüler atarak. Evhamlar, korkular ve ümitsizlikler üflüyor ruhlara çeşit çeşit.
*
Ateşten slaytlar açıyor odaların duvarlarında. Geçmişe dair sahneler gelip geçiyor o slaytlardan. Öylece oturup izleyenler var onları. Sonra ruha salınan vesveselere kaptıranlar kendilerini... Eşlerinin kalplerini kırıyorlar. Çocuklarının kalplerini belki bazıları da.  Sabi sübyancıklar da sıkılmakta oysa.  Nasıl seviniyor pis şeytan nasıl... Ateşten elbisesini sevinçle savurmakta göklere her küslükte her kalp kırılışında... Sabunla suyla hiç tanışmamış en büyük virüsü insanoğlunun...
*
Oysa melekler ne güzel giyinmiş ışıktan elbiselerini. Bizim için sabır ve dua dilemekte, hayrı telkin etmekteler.  Kulak vereceksek onlara versek ya...
Huzurlu geceler olsun dünya 🌍


20 Mart 2020 Cuma

Kökler


Geçen gün bahçe temizliği yaparken bu köklerden yolduk bir sürü. Bazıları o kadar derin o kadar  güçlü köklerdi ki... Onlarla uğraşırken kafamda hep aynı düşünce. Ne kadar güçlü şeyler. Sonra ruh dünyamıza bağladım onları. 
.
.
.
Mesela bu kökleri birer "sabır" metaforu olarak düşündüm.  Bizi iyiliğe götürecek olan sabrın köklerini besleyip büyütmekle sorumluyuz. Sabır bizim için birer cılız ip gibi değil de tıpkı bu kökler gibi sağlam ve güçlü olmak zorunda her daim.
.
.
.
Peki nelere sabır ? Bazen hiç farkında olmadan kanımızı emip duran, sabrımızı cılızlaştıran şeylere... Meselâ çevremizdeki birine karşı Allah'ın rızasını umarak iyilik yapmaya devamda sabır. Meselâ tüm fedakarlığımıza rağmen mükâfatı Allah'tan bekleyip kuldan takdir görmemeye sabır. Meselâ senin için hiç anlamı olmayan şeylerin toplum tarafından övülüp durmasına sabır. Toplumun geneli olarak ise BİRBİRİMİZE sabır ! Farklılıklarımıza rağmen birlikte huzurla yaşayabilmek için sabır...
.
.
.
Kısaca, sabır sadece "fakirliğe sabır" tanımıyla daraltılacak bir mevzu değil. Zenginlikte de günahlara dalmamak için ayrı bir kıymeti var sabrın. Bize ne için lâzım olursa olsun,onu besleyelim ve güçlendirelim. Ki ona hiç ihtiyacımız olmayan ferah günlere ulaşabilelim. 
Amin...
  

4 Mart 2020 Çarşamba

Dalıp gidiyor insan

   Bugünlerde dalıp gidiyorum. Değişik şeylere...Değişik zamanlarda...

   Bir mülteci babanın kafasındaki hayati cennet topraklara meselâ.

    Doktor olmak isteyen ama okula bile gidemeyen bir mülteci yavruya... 

    Ya o çadırda günü tüketip yeniden sabaha uyanan mülteci anne... O da bugün ne yemek yapsam telaşı yaşıyor mu gün içinde? 

    Ömrünü iyisiyle kötüsüyle geçirip son demlerine gelmiş ihtiyar mülteci ya... O ömrün akıbeti vatan vatan savrulmakla mı geçecekti cancağızım. 

    Düşünmek çare değil ama farkında olmadan dalıp gidiyor insan. Vatansız kalmış bedenlere, vatanına ve milletine... 

    Rabbim çaresi tükenmişlerin dertlerine deva versin bu mübarek günlerde. Bizim de vatanımıza milletimize selamet versin inşaallah. Şehitlerimizin makamı nurlansın, ordumuzun gücüne güç eklensin yüce katından Mevlânın. İnşaallah, inşaallah. Aşıp geçiverelim şu günleri göz açıp kapayıncaya kadar. 

14 Şubat 2020 Cuma

Eşim kişisi

#Hem çok güçlü olduğu algısı oluşturur hem de alışverişte biraz fazla dolaşsak  yoruldum bacaklarım ağrıyor  diye veryansın eder. 

#Hem insanlara güvenmiyorum der,hem de insanlarsız kalamaz. 

#Hem kolesterolü zirvelere tırmanır, hem de kuru fasulyeyi pilavsız yiyemez. 

#Hem duygusallıkla dalga geçer, hem de en ufak ilgi eksikliğinde trip atar. 

#Hem okumayı sevmiyorum der, hem de saatlerce youtube yorumları okur. 

#Hem "Allah seni başımdan eksiltmesin"der hem de "akşama kadar ne yaptın ki" der. 

#Hem "daha çok sebze yemeliyiz" der hem de ben ıspanak yapınca" bugün yemek yapmadın mı " der. 

#Hem insanları gayretsiz ve tembel bulur hem de akla gelmedik yardımlar yapar. 

#Hem arabaya biner binmez "üşüyomusun kaloriferi açayım mı" diye sorar hem de açınca "hemen de üşür kedi gibi" diye yorum yapar. 

#Hem sanırsın ki seni hiç umursamıyor, hem de bi bakarsın senin bile unuttuğun sana dair önemli bi detayı hatırlamış. 

#Hem sanırsın ki hasta olsan hayatı kökten çökecek, hem de hasta olunca görürsün ki on numara beş yıldız bi hasta bakıcıyla evlenmişsin. 

O eşim kişisi... Terazi burcu bi eş kişisi. Belki de o sebep. 



18 Aralık 2019 Çarşamba

Cafe Tıp

    Seviyorum bu hastane kafeteryasını. Dışarıda sıradan bir kahve mekânı  olsa da sever miydim acaba böyle ? Sanmam. Burayı benim için ilginç kılan şey, renkli sandalyeleri ile kombinlenen farklı statülerdeki müşteri profili çünkü. 
    Yani burası bir hastane. Hastaların ve doktorların olduğu bir yer. Bu kafeteryanın özelliği ise  bu iki kesimin ikisine de aynı anda hitap edebiliyor olması. Diğer yandan masa ve sandalye sayısı kısıtlı olduğu için müşteriler masaları birbirleriyle paylaşmak zorundalar ayrıca. Burdaki sandalyelerden birine oturduğunuzda, karşınıza hem mesai saatlerinin çokluğundan, akşamı nasıl değerlendireceğinden bahseden uzman bir doktor hem de mide şikayetleri için kontrole gelmiş sıradan bir yaşlı teyze oturabilir. İki kesimin iç içe geçtiği nadir mekânlardan biri burası. 

   Mesela bu fotoğrafı çektikten sonra masamı bir avuç genç bayan doktor kapladı. Bir yandan yazarken bir yandan onların muhabbetlerine kulak misafiriyim mecburiyeten. Hastaneye yeni alınan bir cihazın kullanımı ve bu konuyla ilgili kendi birimlerinde yapılan düzenlemelerden bahsediyorlar. İçlerinde biri bu konudaki alışma evresinde çektiği sıkıntılarını anlatırken diğer ikisi onu yüreklendirirmeye çalışıyor. Konuşulanların duygusal metnine dikkat ettiğimde ilkokuldaki kız çocuklarına benzetiyorum onları. Aşı yapılmış ikisi. Diğeri habire ağlayıp yaptırmam dedikçe onu cesaretlendirmeye çalışıyor diğerleri. 

   Sol ön çarprazımda tekerlekli sandalyede bir oğlan var. Yanında ablası yaşlarında bir genç kız. Konuşuyorlar. Oğlan bazen endişeli gözlerle konuşuyor, bazen de ışıldıyor gözleri neşeyle... 

   Yan masaya kırmızı kısa ceketli aristokrat görünümlü orta yaşlarda bir bayan oturdu demin. Siparişini devlet sırrı gibi itinalı ve detaylı bir tavırla verdi garsona. Hasta olduğunu sanmam. Belki hasta yakını. Ya da proflardan biri de olabilir. 

   Ön masada taşralı bir aile var. En ihtiyarları olan nine, önündeki böreği ufak kırıntılar haline getirdikten sonra yemeğe çalışıyor. Oğlu ya da damadı olabilecek genç karşısına oturmuş yüksek sesle bir şeyler anlatıyor ara sıra. Kafasını sallıyor nine onu tasdikler gibi ama daha önemli problemi önündeki börek şu anda. 

   Milyonlarca insan,milyonlarca tür,hikâye, hayat,hayal,gerçek... Hepsinin harmanlandığı bir mekân. 

   Öğle saatleri yaklaşınca daha kalabalıklaşıyor burası. O vakit tam curcuna... Benim de kendimi bahçeye atma vaktim geliyor otomatik olarak. 
Bir kahve alıp bahçe manzaralarına göz atma vakti yani. Çantamdaki kitap bekleyebilir az daha. 

Not: Çayın dibini bırakmak kibir alameti diye okudum geçenlerde. Bırakmayalım içelim. Niye israf olsun ki hem dimi. 

Sevgiler canlar... 

7 Aralık 2019 Cumartesi

Karnaval

   İçimde bazen öyle hisler açığa çıkıyor ki. Bol baharatlı alengirli yiyecekler gibi bir şeyler... Hani hem tadına bakmaya çekinirsin ama hem de deli gibi merak edersin. Öyle bi uçlarda hayaller, söyleşiler, mizahlar planlar, ütopik şeyler işte...  Kafamın içinde bazen, çılgıncasına renklerle bezenen karnaval meydanına dönmüş manzaralar canlanıyor. 
   Eğer o anlardan birinde yanımda birileri varsa, ona ucundan bir manzara görüntüsü açayım diyorum.  Kafamın içindekilerden bir güzellik hani... Gel gör ki çoğu zaman büyük bir hayali silginin hışmına uğruyor o karnaval meydanı. Gülünüp geçilerek bazen, konu apar topar kapatılarak, ciddiyete davet telaşıyla bazen...Ama hep telaşla... O renkli baharatlı harika yiyecekler acımasızca çöpe gidiyor. Sonra araba vergilerinden konuşuluyor, kira getirilerinden, ev temizliğinden, siyasetin yanık tenine bile dokunuluyor. Ama asıl seyredilesi renkler ziyan oluyor. Yeryüzünde yalnız değilsem eğer... Ki hiç sanmam. 
Aman Allahım... Ne çok renk heba ediliyor her gün. Milyarlarca ton belki, vahşet... 
Güzel hafta sonları olsun dostlar... 
Renkleri ziyan etmeyin, seyreyleyin... 

25 Kasım 2019 Pazartesi

Amelie Kafası/6


Bir Amelie köşesiyle yine merhaba herkeslere... Ah beyin boşaltmak için ne bulunmaz bi vakit aslında. Tam da üstümden tır geçmiş gibi olmuşum. Beynimin içi karmakarışık tam da hazır. Ben hemen bi resetlemeye başlayayım şu mübarek uzvu ;) 

#Çok iyi anladığım bir şey var bu hafta sonu. Dil, her şeyin anahtarı. Seni alçaltabilir de yükseltebilir de. O yüzden onu keyif ve zevk için  kullanman çok tehlikeli. Onu yere ve zamanın gereklerine göre itinayla kullanırsan sana da o ölçüde saygınlık kazandırır. Ya da tam tersi. Yani bunu teoride biliyoruz gerçi ama pratikte küt diye kayaya çarpmış gibi öğrenince daha bi iyi bilmiş oldum şimdi. 

#Hafta sonu ev lunapark kadar kalabalıktı resmen. Sanırım iki gün boyunca temizlik yapmam gerek. 

#Evle ilgili sorumlulukların fiziğime ve ruhuma ağır gelmesiyle ilgili bi irade terbiyesine de  ihtiyacım var. Haber gönderiyorum zihnime. Derhal konuya el atıla. 

#Oh ameliyatım  da ertelendi miss diye rahatlayacak oluyorum  ama eninde sonunda gelecek o vakit diye hatırlatıyor aklım, irkiliyorum ardından. 

#Bi insan Allah'tan sağlam  bir ceza istiyorsa eğer,  ergen bir genç kızla bir hafta sonu geçirsin. Her şeye  mızmızlanan, habire şikayet halinde olan, ortak yaşama en ufak bi katkısı olmayan, makyajı ve giyimi dışındaki konularda konuşma özürlü diyebileceğimiz bir genç kızla... 

#Bir ev hanımı, kalabalık bir nüfusa ev sahipliği yapıyorsa eğer, mutfağa dalan kişinin söyleyebileceği en trajik şeylerden biri "bi su bardağı alabilir miyim" dir. Çünkü herkes aynı şeyi yapmaktadır. Temiz bardak sayısı hızla azalmaktadır ve bulaşık makinesi de tek sefer  kullanılmış bardaklarla hızla dolmaktadır. Falandır filandır derken evin hanımı için mutfakta mesai saati artmaktadır. 

#Yoğun misafir esnasında israf tehlikesi de en zirve noktalara ulaşır. Artan yemeklere kap ayarlama telaşından gözü korkan hanımlar "dök gitsin" politikasına sarılır ve çöp kişisi habire karnını doyurur. Ama yeryüzünde yürüyüp nefes alan bir çok insanın ise karnı açtır... O sebep yemek yapma aşamasında miktar konusunda  şovmenlikten ve artan yemeklerle yolları ayırma noktasında cesaretten az biraz uzak durmalıyız zannımca. En azından bu konuda başarılı olabilmişimdir bu hafta sonu inşaallah. 

#Ortaya çıkmış bir arızda, çevrende suçlayacak kimseyi bulamamak... Çünkü o arızın bizzat mümessili olmak... Ahh ahhh serçe parmağı sehpaya vurmak anında yaşanan hisle aynı şey o. 

#Ortak noktalarınızın olmadığı hatta zıt mizaçlarda olduğunuz insanlarla bir arada  vakit  geçirme mecburiyeti... İstemeye istemeye diyet yemek tüketmekle aynı şey o. 

#İnsta şeysinde bi çoşkulu paylaşımlar içine girdim ki evlere şenlik. Her ıvırı zıvırı paylaşır oldum tikiler gibi. Sanırım sosyopsikolojik bir süreçten geçiyorum. Bi çeşit insta zehirlenmesi de olabilir. Bilemiyorum... Ben ne açıklayayım, İsviçreli bilim adamları açıklasın. Yakında sunum canavarı kokoş hatunlar gibi her anı paylaşma noktasına gelmem umarım. 

#Ah o pembe hayal... Sen yok musun sen... Hani her yeni sabaha güneşin doğuşuyla başladığım, sağlıklı kahvaltımı yaptığım, uzun yürüyüşler yaptığım, sonra da düzenli yazmaya başlayıp kafamdaki projeleri tamamladığım ideal yaşam düzeni. Hayalin bile ne güzel be. Bi de gerçek olsan... 

Herkeslere sevgiler canlar ! Bu biraz da mesaj kaygılı bi Amelie şeysi oldu sankim :) Bugün de böyle olsun ;) 
Görüşmek üzere...
Fotoğraf, Sığacık/ Seferihisar/ İzmir 


12 Kasım 2019 Salı

"Modum düşük"

Günümüzde yeni bir tanım türedi. "Modum düştü" diyor insanlar artık. 
"Seninle konuşasım yok valla" demiyorlar. 
"Yaşamak zor geliyor" demiyorlar.
"İnsanlar çok kırıcı" demiyorlar. 
"Önümüzdeki bir asır susasım var" demiyorlar. 
"İçime ata ata sürahiye döndüm"demiyorlar. 
Tek bir şey diyorlar: 
Modum düştü. 
Yani çıkabilir modum denen şey. Tüm kapıları kapatmayayım. Ama şu an düşük. Yani sen git. Müsait olunca (Modum yükselince) dönerim ben sana. 
Direk bunları anlıyorum ben modu düşen birini gördüğümde. Rahat bırakıyorum sonra. Ha bi de dua iliştiriyorum giderken. Düşük modun kenarına. Yükselsin bir an önce diye. 
Var mı modu düşük olan ? 
Yükseltebiliyorsak yükseltelim. Olmadı dua bırakırız :) 
Günaydınlar ahali... 
Fotoğraf, Birgi/Ödemiş 

25 Ekim 2019 Cuma

Yaşadığım öyküler/Ters köşe

   Hiç sevmiyordu kayınvalidesini hiç. Kim seviyordu ki zaten ? Herkes bu konuda  problemliydi yaşadığı  devirde. Kendisininki neden farklı olsundu ki. 
    O, ne kadar neşe dolu içi kıpır kıpır biriyse yaşlı kadın bir o kadar huysuz ve mutsuzdu. Frekansları bir türlü tutmuyordu. Kayınvalidesi yaptığı şeyleri de beğenmiyor, hep bir eksik buluyordu. Bir insan nasıl bu kadar tatsız bir  ruha sahip olabilir düşünüp duruyordu genç kadın. 
    Günlerden bir gün, aynı evde tüm günü yalnız geçirmeleri gerekti. Püfledi içinden genç kadın. Şimdi akşama kadar surat çek bakalım diye düşündü. Diğer yandan canı da fena halde  laflamak istedi. "Bi çay yapalım mı anne ?" Diye sordu kayınvalidesine. "Hem de biraz muhabbet ederiz" diye ekledi. Beklemiyordu yaşlı kadın. Gençler pek muhabbet etmeyi sevmezdi kendisiyle ne de olsa. Daha çok yemeklerini severdi çevresindeki evlatları ya da torunları. Anca yemek yapsındı, eksiklerini tamamlasındı, hayatını onlara adasındı... Ya sonra ? Boşa geçmiş bir ömür. Böyle düşünüyordu yaşadığı hayatla ilgili. 
    Çay demlendi. "Anlatsana anne biraz eskileri" dedi genç kadın. Yaşlı kadın önce sitemli başladı sözlerine. Siz bilmezsiniz, size göre yaşamaya ne var, gibilerden dokundurmalarla açtı ağzını. Aldırmadı genç kadın. Bir köprüden geçebilmek için bilet gibi gördü bu sözleri. Bileti kestirip köprüye atladı.  Canı dinlemek istiyordu ya gerisi ne gam. Yaşlı kadın anlattı anlattı... Saatler geçti. Zaman tünelinde çılgın seyahatler yaptılar birlikte. Yaşlı kadının çocukluğuna uzandılar,gençliğine,en taze demlerine... En ufak detaya kadar anlatıyordu yaşlı kadın. Bir roman okur gibi geldi tasvirler genç kadına. İçine girdi eski zamanlarım. Sahneler bir bir canlandı. Ve o dönemin koşullarındaki sertliği iliklerine kadar hissetti genç kadın. Çünkü dinlerken ciddiydi. Cidden o döneme gitti ve yaşlı kadının yaşadıklarını kendi başına gelen şeylermiş gibi hissetti. 
    Genç kadın yorulmuştu. Yıpranmıştı. Sadece kanepede oturup çay içerken... Bulunduğu ana ani bir şokla ışınlandığını fark etti. Karşısında huysuz bir kadın yoktu artık. Çayı tazeleyeyim diye aldığı bardakla mutfağa attı kendini. Dem bardağa akarken düşünüyordu : Acaba benim başıma bunca şey gelse yaşlılığım nasıl olurdu. İçi kıpır kıpır ukala geline bir şey anlatasım gelir miydi ? 

Güzel hafta sonları dilerim canlar. Olaylara ters köşelerden bakalım mümkün olduğunca olur mu ?  
Sevgiler herkese... :) 

2 Eylül 2019 Pazartesi

Rüyalar sadece rüya değil

   Son günlerde, geceleri rüyalarımda mı yaşıyorum yoksa gündüzlerde mi yaşıyorum tamamen birbirine karıştı. Rüyalarımda neler yaptığımı neler yaşadığımı tam olarak hatırlayamıyorum. Ama uyanınca bende bıraktığı hisler etrafımı saran billur bi bulut kütlesi gibi çevreliyor beni. Ve uzun müddet içinde dolaşıyorum o bulutun. 

    Mutfağa gidiyorum kahvaltı hazırlıyorum,insanlarla konuşuyorum, metroya biniyorum ama ruhum çok başka bir yerlerde. O tatlı rüyalarım verdiği güzel hislerin içinde. Derken öyle böyle gün bitiyor ama ben yorgun bir uykudan ziyade yeniden taze ve berrak hisler dünyasına dalmak için koyuyorum başımı yastığa. Gün içinde Leyla gibi dolanırken gündelik hayatımı geçiştirmeye çalışıyorum resmen. Çok ilginç...  Var mı böyle şeyler yaşayanlar acep. 
    Neyse günaydın dostlar.  Şimdi de mesela sıkıcı bir kamu alanı içinde sıramı bekliyorum ama ruhum geceden kalma yine.  Etrafta pembe beyaz tüllerin uçuştuğu çok hoş bir evrende :) Hayır delirmedim delirmedim şükür. Delirsem insanlar fark eder çünkü. Yani kısaca demem o ki : 
Rüyalar sadece rüya değil. 

Fotoğraf, Çiçekliköy/ İzmir - Dün çektim.  

5 Ağustos 2019 Pazartesi

Buçuk kromozom fazlalı...

   Sanırsam bir Down sendromlu'dan yarım kromozom filan eksiğim. Sanki buçuk kromozom döndürmüş gibi beni down sendromlu olmaktan. Kendime ve çevremdeki yaşıtların davranışlarına baktığımda bu kanıya varıyorum. Yani şimdi öyle olsa bile bunu buraya niye yazdım?  E çünkü bloğumu az biraz günlük yazar gibi de kullanıyorum da ondan.  

29 Temmuz 2019 Pazartesi

Plansız yaşam...

   Büyük planların insanı olamıyorum. Günlük bile olsa plan yapma alışkanlığım yok. Bazılarına bakıyorum da bir hafta içinde nerede ne yapacağının çizelgesini yapıyor mesela. Kişisel gelişimciler de bas bas bağırıyor halen,  plan yapın diye. Yok bende yok.

    Buna neden olan travmatik değişiklikler oldu hayatımda. Kuvvetli hislerle yapıp inandığım planlar hayal oldu. Hatta bi baktım,  her şeyin tam tersi oldu.  Bu Mevla'nın "Fazla heyecan yapma, planları ben yaparım" deme şekliydi belki.

    Sonunda kabullendim. Plan yapmıyorum. Vakit önüme neyi getirirse onu yaşıyorum. Ne varki insan, hayatının düzgün ve istikrarlı yürümesini de istiyor tabi.  Bu kapsamda bir şeyler yapmak da istiyor. Ben de planı yapanla aramı güzel tutmaya gayret ediyorum ve de en küçük an dilimlerini planlayıp vakti boş geçirmemeye gayret ediyorum. Plansız ama sorumsuz değil, ihtirassız ama miskince değil... Böyle bir tavır işte.  Her zaman başarılı mıyım tartışılır... Ama yine de çılgınlar gibi yıllık plan yapıp her şeyin alt üst olmasını izlemekten daha iyidir.

    Mesela önceleri, gün içinde ne okumayı ya da  neyi öğrenmeyi planlarsam bir asker edasıyla başına geçiyordum. Bu denli plan gerilim yaratıyor ve okuduğum ruhuma ulaşmıyordu. Ulaşsa da bir duygu birikintisi oluşmadığı için kalıcı olmuyordu. Şimdilerde okuma işini de dsiplinden azade kıldım. Güne başlarken niyetime alıyorum çoğu zaman: "Allah'ım bugün ne yaparsam senin rızan için olsun" diye. (Çünkü niyetlerimiz devasa önem taşıyor hayatlarımızda.Niyet demek kim olduğun demek. Ama bu başka bir yazının konusu. )  Gün dolu dolu geçiyor o vakit şükür. Karşıma çıkan şeyler okuduklarımdan daha etkili oluyor ve elime tevafuk eseri alıp okuduklarım daha bir kalıcı oluyor. Çünkü plan yapma kibrini taşımıyorsun o vakit. Yaradana emanet ediyorsun varlığını. Tüm planların sahibine yani. O müfredatı hazırlayıp önüne koyuyor.

   Hayatımın bir dönemimde kişisel gelişimciler mürşidim olmuştu, şu anda çoğu delikanlı türk gencinde olduğu gibi... Zaman gülümsüyor sanırım böyle zamanlarda. Devam et diyor devam et... "Sana ben neler göstereceğim gör bak." Sonra aynı o  zaman,  her şeyin ne kadar da yalan olduğunu gösteriyor. Çırpınıp durmanın tamamen safsata olduğunu. Kişisel gelişimcilerden daha güvenilir bir mürşide ihtiyacın olduğunu hatırlatıyor sana. Sonra onu buluyorsun. Ve sükunete bürünüyor her şey. En azından şükür ki benim çizgim bu şekilde yön buldu. Yok illâ da kişisel gelişimciler mürşidimdir diyenlerin halen çırpındığını görmekteyim.

    Sonuç olarak beni plansızlığa iten trajedik zaman dilimleri için bir teşekkür borçluyum  Mevlaya. Dünya hayatı çok kısa. Kısa ama çarçur edilesi de değil. Çok özel bir yolculuk. Anlamına uygun sindire sindire yürümek lâzım bu yolda. Krokilerle çılgına dönmüş hız tutkunu ruhlarla değil... Belki patikalara evrilir ya da büyük ana yolların ayrımına gelirsin ama plan yapmadan yürümelisin. Varış yerinde seni bekleyenin isteğine uygun adımlarsan  yolu, hiç plan yapmasan da sükunet ve sevgiyle tamamlarsın onu.
Bugün de bu kadarlık :)
Sevgiler olsun canlar.
Fotoğraf, Balat/İstanbul

20 Temmuz 2019 Cumartesi

"Öyle değildir" hapı

   Size çok önemli bir ilaç tedavisinden bahsedeceğim şimdi. Yeni çıkmış, Amerika'dan ithal... Yok yav şaka şaka, bildiğin Türk malı. Hatta benim malım.  Yani ben buldum.  Aslında bi çok kişi kendisi bulup uyguluyor bence bu tedaviyi. Tedavinin merkezinde bir hap var. Adı : "Öyle değildir" hapı.  

   Önce bu tedaviye ihtiyaç duyan hasta grubunu tanımak lâzım.  
Eğer çevrenizdeki insanlar sizin fazla kırılgan olduğunuzu düşünüyorsa...  Fazlaca kırılıyorsanız sahiden. İnsanları kaba ve anlayışsız buluyorsanız.Sanki yeryüzüne 17. Yüzyıldan koparılıp bodoslama atılmış hissediyorsanuz mesela... Siz incelikler düşünüp dururken maddenin kancasına takılı güruh anlamıyorsa hiç halinizden...  Yani böyle Brezilya dizisine düşmüş Nihat Hatipoğlu gibi falansa mesela ruh haliniz...  Ohoo...  Gelin gelin!  Benim icat ettiğim hapı kullanma vaktiniz gelmiş.  Gelin de size güzel bir İstiridye tedavisi uygulayalım. Aslında başlığı öyle mi atsaydım acep? İstiridye tedavisi!  diye yani. Neyse başlık mühim değil. Tedavi mühim.  

   O da şöyle... Sabah akşam "öyle değildir" hapı alacaksınız. Gün içinde de alabilirsiniz. Nasıl yani?  Yani baktınız etrafınızda sizi kıran bir şeyler oldu. Birileri kuzey batıdan kalp alanınıza kamikazeyle düşer gibi düştü mesela. Yaraladı kalbinizi. Canınız yandı. Hemen bi tane "öyle değildir" hapı yutacaksınız. Şöyle düşüneceksiniz: Bi kere hiç bir şey tamamen göründüğü gibi değildir. Mutlaka sandığımız kadar kötü değildir mevzu. Ama biz negatif görmeye meyilliyiz azıcık insanoğlu olarak  diye düşünücez. O zaman meselenin yüzde ellisi çöpe gider.  Kalan yüzde elliye bakarsak belki muhatabın bu derece kırıcı olmasında geçmişe dayanan bir mazereti vardır. Başından geçen bir olay ya da yaşadığı kötü bir anı onu böyle davranmaya itmiş olabilir. Kaldı mı geriye yüzde oncuk bir şey.  O kadar kusur kadı kızında da olur, benim de böylesi  hatalarım olmuştur diye düşünüp o kısmı da kesersek işte meselenin özünde "öyle değildir" sonucunu elde ediyoruz. Niyet okuyuculuk yapmıyoruz. Yani durum ne kadar kötü görünürse görünsün "öyle değildir,ben yanlış anlamışımdır" deyip geçiyoruz sonuç itibariyle. Ay gibi ayan olsa bile her şey, kendimize bakıyoruz. Algımdır önemli olan diyoruz. Ve sağlığımızı koruyoruz. Hem fiziken hem ruhen cillop gibi kalıyoruz.  

   Umarım anlatabilmişimdir ahali.  İstiridye tedavisi budur. Nasıl görürsek öyle olur mantığı yani.  
Neyse telefondan yazdım ve acele yazdım. Yazım hatam yoktur inşaallah.  Varsa da doktor reçetesini bilirsiniz pek düzen yoktur doktor yazısında o hesap bakıverin. 
Ve veee aman haaa!  Eğer ihtiyacınız varsa bu gece de hapınızı almadan sakın uyumayın.  Unutmayın, "öyle değildir" hapınızı! Sakın sabaha bırakmayın!  
Hadi gittim ben! :) 
Sevgiler!  
Fotoğraf, Çanakkale / Geçen ay çekilen bir kare. 

9 Temmuz 2019 Salı

Bu hafta sonu...

   Dün döndük Anadolu'nun ücrasındaki o güzel köyden. En yüksek tepesinden çektim bu fotoğrafı. Neler öğrendim neler... Neler mi ?

   Eskiden köyün delikanlıları evlenmek istedikleri kızların evine girip saçlarını keserlermiş. Yani bir tutam saçı kesip alıp kaçıyor eleman. Böylelikle kıza şu mesajı veriyor: "Tamam artık sen benimsin. Senin namusun benim elimde." Ya da kız ve kız evi bu mesajı alıyor. Ve bu evlilik mecburen gerçekleşiyor. Burdan bakınca facia değil mi :) Ama o dönem bu çok romantik bir hareket olarak kabul edilirmiş ve kızlar koşa koşa o evliliğe atlarmış :) Bizzat o kızların  birinden dinledim bu hikayeyi. Tabi o kız artık bir nineydi :))

   Dehşetül vahşet lakaplar öğrendim sonra. Yani bunlara artık nasıl lakap denilirse. Daha çok hakaret ya da rencide edici takma isimler gibi geldi bana. Mesela bi tane kadına sürekli "Kemeölüsü" denilirmiş. Keme eşittir bildiğin fare ! :)) Kadın çok çelimsiz ve soluk benizli biriymiş. Bu yüzden ona bu lakabı takmışlar. Bence bunu duyan kadın zaten ruhen öldürülmüş bi yerde :)) Ha bir de "Abdal değneği" demişler birine. Buradaki abdal kelimesi de bildiğimiz manada derviş anlamında değil de safça kişiler için kullanılırmış. Bu adam da kuru yarı esmer biri olduğu için değneğe benzetilmiş garibim. Daha neler neler :)

   Sonra seksen yaşını geçmiş bir nine eşimi karşısına alıp ciddi ciddi akıl verdi :" Bak yavrum bu kızı dizinin dibinden hiç ayırma. Sakın haa çalıştırmaa ! Sürekli cebine parasını koy.Bol bol koy. Koy ki gönlü çalışmaya meyletmesin. Eline elin eli değen ne yapsın eri ?!!" Feministler şahlanırdı herhalde bunları duysa ama bizim için tatlı bir ninenin safça iyilik yapma şekliydi sadece. Güldük geçtik :)

   Ha bi de şunu dinledim. Eskiden köydeki her evin altında birer ahır olurmuş. Yani hayvanların bağlı olduğu bir bölüm. Sabah olunca bu ahırların kapıları ev sahipleri tarafından açılırmış. Ve köyün çobanı bu ahırdan çıkan hayvanları (koyun, keçi, v.s.)  alıp köyün ilerisindeki yeşilliklerde akşama kadar otlatırmış. Akşam olunca ise geri getirdiği hayvanları ahırlara elleriyle bırakmazmış. Her hayvan evin kapısına kendisi gelip bağırırmış ve ev sahibi inip ahırın kapısını açar hayvanını içeri sokarmış. Yani hayvanlar kendileri evlerini bilip önüne gelince sürüden ayrılırlarmış. Tıpkı oyundan eve dönen çocuklar gibi :))

   Güzel bir hafta sonu oldu şükür :) Öğrendiklerimle zenginleştiğimi hissediyorum yine. Bu arada Anadolu kültürünün misafirperverliğine ve ısrarla yedirme geleneğine yine vuruldum istemsiz. Ne temizlik ne duruluk... Ha bir de gece el ayak çekilince köyün ıssız atmosferine bittim. Mis gibi havasına keza aynı saatlerde... Ah dedim yaşanacak yer ! Ben Egeliyim. Bana göre batının ihtiyacı var bu kültüre.
   Eşim sevmiyor ben kadar. Isınmamış hiç o köye. Ailesi o köyde doğup büyümüşler halbuki. Köyde bir sağlık ocağı bile yok. Okul yok. Hiç bir şey yok. Belki de ondan ısınamıyor. Bu yönleri kötü tabi. Ama yine de atmosferinde taşıdığı yalınlık benim içimi ısıtıyor her gidişimde.
   Bi ara ona dönüp şöyle dedim : Belki emekli olunca gelip buraya yerleşiriz, ne dersin ! :)) Bana şöyle dedi :
Bunu yaparsak burada sıkıntıdan seni yer bitiririm herhalde fikir senden çıktığı için :))))

Güzel günler olsun ahali ! Umarım sizin hafta sonu da keyifli geçmiştir. Ben şimdi uzun zamandır yapmadığım bir şey yapıcam ve blogları ziyaret edicem. Çünkü özledimmm ! :)))

Sevgiler !

 




25 Nisan 2019 Perşembe

Kendim sordum kendim cevapladım :))

Herkeslere şöyle bir "Şşştt ! Bahar geldii!!" kıpraştırması yapmak için hazırladığım İstiridye'den Bahar Mimi sorularım blogcanlar tarafından samimiyetle cevaplandı ve cevaplanmaya da devam ediyor şükür :) 
Bazı blogcanların da "e hadi sen de cevaplasan ya" serzenişlerine karşılık bugün oturup artıkın döktüreyim bendeki cevapları dedim canlar. 

26 Şubat 2019 Salı

Yaşadığım öyküler / A.

   

   Onun  adını direk yazmayayım da A. diyeyim sadece. Çünkü bana hep sorup duruyor, ne zaman yazmaya başlayacaksın yeniden diye. Ona bloğumu söylemedim henüz, yazmaya başladığımı da... 

20 Şubat 2019 Çarşamba

İnsan ve çevre

   İzmir'e yeni taşındığım günlerde vaktimin sadece bana ait olmasını sağlamak için bazı kararlar almıştım. Hayatımdaki insan sayısını az tutacaktım. Arkadaşlık adı altında boş muhabbetler angarya görüşmeler gibi vesair şeylerden uzak durulacaktı. Hayatıma mecburi dahil olanların ise (aile gibi yakın komşular gibi...) vaktimi düzenli kullandığımı bilmelerini sağlayacaktım. Yani kulağa çok yabani kararlar gibi gelebilir ama benim için tek önemli olan Mevla'nın rızasına uygun yaşamaktı, ve vaktin gram miktarı dahi ziyanına gönlüm razı değildi.O günlerde böyle düşünüyordum en azından. Hayatımda kuvvetle bağlı olduğum şeyler;  dergilerim, kitaplarım ve kendi tercihlerim doğrultusunda geçirebildiğim vaktim olmuştu sadece. Böyle yaşamak bana iç huzur sağlıyordu. Dingin bir ruh hali ve de bolca neşe.Lakin zaman içinde tuhaf bir şey oldu.

18 Şubat 2019 Pazartesi

Kendi mim şeysime kendi cevaplarım :)

Kendi hazırladığım İstiridye'li mim şeysine kendim de cevaplar vereceğime dair söz vermiştim. Sözümde duran bi insanım şükür :) O sebep hadi cevaplar başlasın !

14 Şubat 2019 Perşembe

Yaşadığım öyküler

   Beni onunla gören etrafımdaki herkes "Onunla arkadaşlığını gözden geçir" diyordu. Sürekli onu etrafa savunmak zorunda kalıyordum :  "Bakın o aslında çok iyi biri, bakmayın frapan giyimine havalı duruşuna...Bana çok iyiliği dokundu zor zamanlarımda. Hep yanımdaydı. Özünde iyi biri o... "Burun kıvırıp geçiyordu insanlar. Bir süre sonra onları inandırmaya çalışmaktan da vazgeçtim. Ama ben hep onun çok iyi bir dost olduğuna inanmaya devam ettim. Neden ? Kafamdaki matematik hep şuydu: Çünkü bana çok iyiliği dokunmuştu. Ona yüz çevirmek vefasızlık olurdu.Vefasızlık kitabımda yazmazdı

5 Şubat 2019 Salı

Elimden gelenler...

   Yan tarafa aslanlar gibi "Elimden gelenler" kategorisi açtıysam eğeer...   Ee içini de doldurmak lâzım :)  Sanırım önceki yaz yapmıştım bu hediyelik ıvır zıvır şeysilerini.  Hediyelik çünkü kendimin pek kullanmayacağı  şeyler bunlar.  Tamamen hayalgücüm kişisi ve ben ikimiz,  öylesine takılırken ortaya çıkmış şeyler.