Günümüzde yeni bir tanım türedi. "Modum düştü" diyor insanlar artık.
"Seninle konuşasım yok valla" demiyorlar.
"Yaşamak zor geliyor" demiyorlar.
"İnsanlar çok kırıcı" demiyorlar.
"Önümüzdeki bir asır susasım var" demiyorlar.
"İçime ata ata sürahiye döndüm"demiyorlar.
Tek bir şey diyorlar:
Modum düştü.
Yani çıkabilir modum denen şey. Tüm kapıları kapatmayayım. Ama şu an düşük. Yani sen git. Müsait olunca (Modum yükselince) dönerim ben sana.
Direk bunları anlıyorum ben modu düşen birini gördüğümde. Rahat bırakıyorum sonra. Ha bi de dua iliştiriyorum giderken. Düşük modun kenarına. Yükselsin bir an önce diye.
Var mı modu düşük olan ?
Yükseltebiliyorsak yükseltelim. Olmadı dua bırakırız :)
Günaydınlar ahali...
Fotoğraf, Birgi/Ödemiş
psikoloji etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
psikoloji etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
12 Kasım 2019 Salı
29 Eylül 2019 Pazar
Bugünden...
Bugün memleketin Kuşadası sahiline gelmek nasip oldu canlar. Eşimin bir işi nedeniyle sahili bir miktar yalnız adımlamak da nasip oldu ayrıca.
Yalnızlık, bir oyun hamuru gibi aslına bakarsanız. Onu alıp şefkatle davranırsanız eğer mükemmel vakitler oluşturabilirsiniz. Hoyratlığı sevmez lâkin yalnızlık. Şükürsüz olunursa en karanlık zindan oluverir. Hayatım boyunca yalnızlıklarımı alıp pamuklara sardım. Bunu sevgili yaratanın izniyle yapmaya çalıştım. Sevdim, şefkatle kucakladım tek başınalığı. Ve çoğu zaman tadından yenmezlikte hoş vakitler inşa ettim kendime şükür. Bazen babamın dağın tepesindeki taş duvar evinde, bazen de bir Eylül sabahı Kuşadası sahilinde...
Sardunyalara rastladım bi yerde. Anne evi, yaz günü, bir bardak soğuk ayran ve sardunyalar... Kelime kelime dizildiler zihnime.
Sahil de yalnızdı ben gibi. Kafasını dinliyor gibiydi o da. Pek rahatsız etmek istemedim. Ama sohbetsiz olmazdı. Yorgun bir yaz geçirmiş. Gülümsedi yine de. Şükrün zirvesinde denizin kızı ne de olsa güzel sahil. Nazlı nazlı konuşuyordu yanında yürürken ama tripsiz bir naz... İçten, samimi...
Kumların akılları anca başına geliyormuş. Yüzleri gülüyordu güneşe doğru. Üzerlerinde koca yaz boyu hoplayıp zıplayan bir güruh. Aralara sızan çöpler atıklar... Ohh diyorlardı ohhh.... "Sıra bize geldi! Sahil ve biz başbaşa kış boyu! Güneş de gelir katılırsa aramıza bazı bazı... Değmeyin keyfimize! "
Renkli bir merdivene oturup tanıklık ettim muhteşem döngünün evrensel şölenine... Dilimden dökülen o tek kelam, merdivene gölgesi düşen asırlık çınarın yaprağındaki saniyelik kımıldayış, başörtümü hafiften kımıldatan deniz meltemi... Şükür diyordu o an her şey. Şükür...
Hayatı sevin, yalnızlıklarınızı şefkatle kucaklayın, evrenin muhteşem ahengine eşlik edin ve her şeyden daha önemlisi tüm bunları yaparken sahibi unutmayın ve yüreğinizi en sevgiliye teşekkürsüz bırakmayın.
Sevgiler...
Etiketler:
gezi yazıları,
gündelik yazılar,
Kuşadası,
psikoloji,
sahil,
şölen,
yalnızlık,
yazmak
5 Ağustos 2019 Pazartesi
Buçuk kromozom fazlalı...
Sanırsam bir Down sendromlu'dan yarım kromozom filan eksiğim. Sanki buçuk kromozom döndürmüş gibi beni down sendromlu olmaktan. Kendime ve çevremdeki yaşıtların davranışlarına baktığımda bu kanıya varıyorum. Yani şimdi öyle olsa bile bunu buraya niye yazdım? E çünkü bloğumu az biraz günlük yazar gibi de kullanıyorum da ondan.
29 Temmuz 2019 Pazartesi
Plansız yaşam...
Büyük planların insanı olamıyorum. Günlük bile olsa plan yapma alışkanlığım yok. Bazılarına bakıyorum da bir hafta içinde nerede ne yapacağının çizelgesini yapıyor mesela. Kişisel gelişimciler de bas bas bağırıyor halen, plan yapın diye. Yok bende yok.
Buna neden olan travmatik değişiklikler oldu hayatımda. Kuvvetli hislerle yapıp inandığım planlar hayal oldu. Hatta bi baktım, her şeyin tam tersi oldu. Bu Mevla'nın "Fazla heyecan yapma, planları ben yaparım" deme şekliydi belki.
Sonunda kabullendim. Plan yapmıyorum. Vakit önüme neyi getirirse onu yaşıyorum. Ne varki insan, hayatının düzgün ve istikrarlı yürümesini de istiyor tabi. Bu kapsamda bir şeyler yapmak da istiyor. Ben de planı yapanla aramı güzel tutmaya gayret ediyorum ve de en küçük an dilimlerini planlayıp vakti boş geçirmemeye gayret ediyorum. Plansız ama sorumsuz değil, ihtirassız ama miskince değil... Böyle bir tavır işte. Her zaman başarılı mıyım tartışılır... Ama yine de çılgınlar gibi yıllık plan yapıp her şeyin alt üst olmasını izlemekten daha iyidir.
Mesela önceleri, gün içinde ne okumayı ya da neyi öğrenmeyi planlarsam bir asker edasıyla başına geçiyordum. Bu denli plan gerilim yaratıyor ve okuduğum ruhuma ulaşmıyordu. Ulaşsa da bir duygu birikintisi oluşmadığı için kalıcı olmuyordu. Şimdilerde okuma işini de dsiplinden azade kıldım. Güne başlarken niyetime alıyorum çoğu zaman: "Allah'ım bugün ne yaparsam senin rızan için olsun" diye. (Çünkü niyetlerimiz devasa önem taşıyor hayatlarımızda.Niyet demek kim olduğun demek. Ama bu başka bir yazının konusu. ) Gün dolu dolu geçiyor o vakit şükür. Karşıma çıkan şeyler okuduklarımdan daha etkili oluyor ve elime tevafuk eseri alıp okuduklarım daha bir kalıcı oluyor. Çünkü plan yapma kibrini taşımıyorsun o vakit. Yaradana emanet ediyorsun varlığını. Tüm planların sahibine yani. O müfredatı hazırlayıp önüne koyuyor.
Hayatımın bir dönemimde kişisel gelişimciler mürşidim olmuştu, şu anda çoğu delikanlı türk gencinde olduğu gibi... Zaman gülümsüyor sanırım böyle zamanlarda. Devam et diyor devam et... "Sana ben neler göstereceğim gör bak." Sonra aynı o zaman, her şeyin ne kadar da yalan olduğunu gösteriyor. Çırpınıp durmanın tamamen safsata olduğunu. Kişisel gelişimcilerden daha güvenilir bir mürşide ihtiyacın olduğunu hatırlatıyor sana. Sonra onu buluyorsun. Ve sükunete bürünüyor her şey. En azından şükür ki benim çizgim bu şekilde yön buldu. Yok illâ da kişisel gelişimciler mürşidimdir diyenlerin halen çırpındığını görmekteyim.
Sonuç olarak beni plansızlığa iten trajedik zaman dilimleri için bir teşekkür borçluyum Mevlaya. Dünya hayatı çok kısa. Kısa ama çarçur edilesi de değil. Çok özel bir yolculuk. Anlamına uygun sindire sindire yürümek lâzım bu yolda. Krokilerle çılgına dönmüş hız tutkunu ruhlarla değil... Belki patikalara evrilir ya da büyük ana yolların ayrımına gelirsin ama plan yapmadan yürümelisin. Varış yerinde seni bekleyenin isteğine uygun adımlarsan yolu, hiç plan yapmasan da sükunet ve sevgiyle tamamlarsın onu.
Bugün de bu kadarlık :)
Sevgiler olsun canlar.
Fotoğraf, Balat/İstanbul
Buna neden olan travmatik değişiklikler oldu hayatımda. Kuvvetli hislerle yapıp inandığım planlar hayal oldu. Hatta bi baktım, her şeyin tam tersi oldu. Bu Mevla'nın "Fazla heyecan yapma, planları ben yaparım" deme şekliydi belki.
Sonunda kabullendim. Plan yapmıyorum. Vakit önüme neyi getirirse onu yaşıyorum. Ne varki insan, hayatının düzgün ve istikrarlı yürümesini de istiyor tabi. Bu kapsamda bir şeyler yapmak da istiyor. Ben de planı yapanla aramı güzel tutmaya gayret ediyorum ve de en küçük an dilimlerini planlayıp vakti boş geçirmemeye gayret ediyorum. Plansız ama sorumsuz değil, ihtirassız ama miskince değil... Böyle bir tavır işte. Her zaman başarılı mıyım tartışılır... Ama yine de çılgınlar gibi yıllık plan yapıp her şeyin alt üst olmasını izlemekten daha iyidir.
Mesela önceleri, gün içinde ne okumayı ya da neyi öğrenmeyi planlarsam bir asker edasıyla başına geçiyordum. Bu denli plan gerilim yaratıyor ve okuduğum ruhuma ulaşmıyordu. Ulaşsa da bir duygu birikintisi oluşmadığı için kalıcı olmuyordu. Şimdilerde okuma işini de dsiplinden azade kıldım. Güne başlarken niyetime alıyorum çoğu zaman: "Allah'ım bugün ne yaparsam senin rızan için olsun" diye. (Çünkü niyetlerimiz devasa önem taşıyor hayatlarımızda.Niyet demek kim olduğun demek. Ama bu başka bir yazının konusu. ) Gün dolu dolu geçiyor o vakit şükür. Karşıma çıkan şeyler okuduklarımdan daha etkili oluyor ve elime tevafuk eseri alıp okuduklarım daha bir kalıcı oluyor. Çünkü plan yapma kibrini taşımıyorsun o vakit. Yaradana emanet ediyorsun varlığını. Tüm planların sahibine yani. O müfredatı hazırlayıp önüne koyuyor.
Hayatımın bir dönemimde kişisel gelişimciler mürşidim olmuştu, şu anda çoğu delikanlı türk gencinde olduğu gibi... Zaman gülümsüyor sanırım böyle zamanlarda. Devam et diyor devam et... "Sana ben neler göstereceğim gör bak." Sonra aynı o zaman, her şeyin ne kadar da yalan olduğunu gösteriyor. Çırpınıp durmanın tamamen safsata olduğunu. Kişisel gelişimcilerden daha güvenilir bir mürşide ihtiyacın olduğunu hatırlatıyor sana. Sonra onu buluyorsun. Ve sükunete bürünüyor her şey. En azından şükür ki benim çizgim bu şekilde yön buldu. Yok illâ da kişisel gelişimciler mürşidimdir diyenlerin halen çırpındığını görmekteyim.
Sonuç olarak beni plansızlığa iten trajedik zaman dilimleri için bir teşekkür borçluyum Mevlaya. Dünya hayatı çok kısa. Kısa ama çarçur edilesi de değil. Çok özel bir yolculuk. Anlamına uygun sindire sindire yürümek lâzım bu yolda. Krokilerle çılgına dönmüş hız tutkunu ruhlarla değil... Belki patikalara evrilir ya da büyük ana yolların ayrımına gelirsin ama plan yapmadan yürümelisin. Varış yerinde seni bekleyenin isteğine uygun adımlarsan yolu, hiç plan yapmasan da sükunet ve sevgiyle tamamlarsın onu.
Bugün de bu kadarlık :)
Sevgiler olsun canlar.
Fotoğraf, Balat/İstanbul
Etiketler:
blogger,
deneme,
insan,
insan halleri,
kişisel gelişim,
plan,
psikoloji,
ruh,
yazmak
20 Temmuz 2019 Cumartesi
"Öyle değildir" hapı
Size çok önemli bir ilaç tedavisinden bahsedeceğim şimdi. Yeni çıkmış, Amerika'dan ithal... Yok yav şaka şaka, bildiğin Türk malı. Hatta benim malım. Yani ben buldum. Aslında bi çok kişi kendisi bulup uyguluyor bence bu tedaviyi. Tedavinin merkezinde bir hap var. Adı : "Öyle değildir" hapı.
Önce bu tedaviye ihtiyaç duyan hasta grubunu tanımak lâzım.
Eğer çevrenizdeki insanlar sizin fazla kırılgan olduğunuzu düşünüyorsa... Fazlaca kırılıyorsanız sahiden. İnsanları kaba ve anlayışsız buluyorsanız.Sanki yeryüzüne 17. Yüzyıldan koparılıp bodoslama atılmış hissediyorsanuz mesela... Siz incelikler düşünüp dururken maddenin kancasına takılı güruh anlamıyorsa hiç halinizden... Yani böyle Brezilya dizisine düşmüş Nihat Hatipoğlu gibi falansa mesela ruh haliniz... Ohoo... Gelin gelin! Benim icat ettiğim hapı kullanma vaktiniz gelmiş. Gelin de size güzel bir İstiridye tedavisi uygulayalım. Aslında başlığı öyle mi atsaydım acep? İstiridye tedavisi! diye yani. Neyse başlık mühim değil. Tedavi mühim.
O da şöyle... Sabah akşam "öyle değildir" hapı alacaksınız. Gün içinde de alabilirsiniz. Nasıl yani? Yani baktınız etrafınızda sizi kıran bir şeyler oldu. Birileri kuzey batıdan kalp alanınıza kamikazeyle düşer gibi düştü mesela. Yaraladı kalbinizi. Canınız yandı. Hemen bi tane "öyle değildir" hapı yutacaksınız. Şöyle düşüneceksiniz: Bi kere hiç bir şey tamamen göründüğü gibi değildir. Mutlaka sandığımız kadar kötü değildir mevzu. Ama biz negatif görmeye meyilliyiz azıcık insanoğlu olarak diye düşünücez. O zaman meselenin yüzde ellisi çöpe gider. Kalan yüzde elliye bakarsak belki muhatabın bu derece kırıcı olmasında geçmişe dayanan bir mazereti vardır. Başından geçen bir olay ya da yaşadığı kötü bir anı onu böyle davranmaya itmiş olabilir. Kaldı mı geriye yüzde oncuk bir şey. O kadar kusur kadı kızında da olur, benim de böylesi hatalarım olmuştur diye düşünüp o kısmı da kesersek işte meselenin özünde "öyle değildir" sonucunu elde ediyoruz. Niyet okuyuculuk yapmıyoruz. Yani durum ne kadar kötü görünürse görünsün "öyle değildir,ben yanlış anlamışımdır" deyip geçiyoruz sonuç itibariyle. Ay gibi ayan olsa bile her şey, kendimize bakıyoruz. Algımdır önemli olan diyoruz. Ve sağlığımızı koruyoruz. Hem fiziken hem ruhen cillop gibi kalıyoruz.
Umarım anlatabilmişimdir ahali. İstiridye tedavisi budur. Nasıl görürsek öyle olur mantığı yani.
Neyse telefondan yazdım ve acele yazdım. Yazım hatam yoktur inşaallah. Varsa da doktor reçetesini bilirsiniz pek düzen yoktur doktor yazısında o hesap bakıverin.
Ve veee aman haaa! Eğer ihtiyacınız varsa bu gece de hapınızı almadan sakın uyumayın. Unutmayın, "öyle değildir" hapınızı! Sakın sabaha bırakmayın!
Hadi gittim ben! :)
Sevgiler!
Fotoğraf, Çanakkale / Geçen ay çekilen bir kare.
11 Temmuz 2019 Perşembe
Derviş kafası
Ah yeryüzü...
Tıpkı bir kaplumbağa gibi ağır ve sakin yürüyüp gitmek ne güzel senin üzerinde.
Telaşsız, iddiasız,hesapsız ve seyre odaklı bir yürüyüşle... Kimileri derviş kafası der buna. Beğenmezler. Anca öylece yürüyenler bilir kıymetini.
Bir iki adım atıp seyre dalmak... Sindirmek anı ve öylece devam etmek yola.
Yeryüzü vefalı yeryüzü cömert. Sen ona dikkatini verirsen ve saygıyla yürürsen hazinelerini açar sana. Baktıklarını ama görmediklerini görmeye durursun ve farkına varırsın daha nice ince adımların varlığını. Suyun selameti, havanın hu zikri,yaprağın titreyişi ve bir karıncanın nihayetsiz telaşı... Ve en önemlisi insanın hem sevgili hem dost hem de en ürkünç halleri...
Yeryüzünün görünmeyen yüzü beklerken yolun sonunda bizi, adımlarımızla hırpalamadan sakince tamamlamak ne güzel bildiğimiz yüzü. Daim kıl bizde sevgili Mevla, yavaş adımlar atarken bolca seyreylemeyi yeryüzünü...
Huzurlu geceler olsun ahali.
Fotoğraf, Bornova/ İzmir'den.
Tıpkı bir kaplumbağa gibi ağır ve sakin yürüyüp gitmek ne güzel senin üzerinde.
Telaşsız, iddiasız,hesapsız ve seyre odaklı bir yürüyüşle... Kimileri derviş kafası der buna. Beğenmezler. Anca öylece yürüyenler bilir kıymetini.
Bir iki adım atıp seyre dalmak... Sindirmek anı ve öylece devam etmek yola.
Yeryüzü vefalı yeryüzü cömert. Sen ona dikkatini verirsen ve saygıyla yürürsen hazinelerini açar sana. Baktıklarını ama görmediklerini görmeye durursun ve farkına varırsın daha nice ince adımların varlığını. Suyun selameti, havanın hu zikri,yaprağın titreyişi ve bir karıncanın nihayetsiz telaşı... Ve en önemlisi insanın hem sevgili hem dost hem de en ürkünç halleri...
Yeryüzünün görünmeyen yüzü beklerken yolun sonunda bizi, adımlarımızla hırpalamadan sakince tamamlamak ne güzel bildiğimiz yüzü. Daim kıl bizde sevgili Mevla, yavaş adımlar atarken bolca seyreylemeyi yeryüzünü...
Huzurlu geceler olsun ahali.
Fotoğraf, Bornova/ İzmir'den.
Etiketler:
deneme,
dervişlik,
kaplumbağa,
psikoloji,
ruh hali,
sakin yaşam,
yazdıklarım,
yeryüzü
29 Nisan 2019 Pazartesi
Ortaya karışık
#Geçtiğimiz Cuma gecesi harika bir deneyim yaşadım. Onlıne yazarlık kursu almak müthiş bir deneyimdi benim için. Ve kurs alan diğer arkadaşların yazarlık heyecanını görünce yalnız olmadığımı bilmek de çok keyif vericiydi.
#Bu sabah kahvaltıya misafirim vardı, sonra kahveye başka arkadaşım geldi.Güne okuyarak başlamadığım günlerde birden Antartika'ya uçmuşum da o denli gurbette kalmışım hissine giriveriyorum nedense.
#İnsanların havadan sudan sohbet ederken konuyu ısrarla siyasete getirmeye çalışmasından daha itici bir şey var mı şu hayatta ?
# Üst kattaki doktor komşum piyano çalan minnak oğlunun çıkardığı seslerden dolayı bize rahatsızlık verdiklerini düşündüğü için üzüldüğünü söyledi geçen gün. Oysa minnağın çaldığı parçaları keyifle dinliyorum. Günden güne kendini geliştirmesi bana azim konusunda ilham veriyor.Mozart'ın Türk marşını tek çırpıda çalıyor. Ve ben bazen yazarken onun piyanosunun tuşlarından gelen naif notalarla doğaçlama fon müziği kazanıyorum. Bunu komşuma da söyledim. Mutlu oldu.
#Ramazanın yaklaşması bana heyecan veriyor. Bambaşka yaşamak istiyorum bu ramazanı. Bol enerjili. Bol paylaşımlı. Tek saniyesini bile ziyan etmeden. Hadi inşaallah...
#Bez bebek dikmeye başladım. Güzel sonuçlara ulaşırsam eğer paylaşırım bloğumda. Bebeğine sevinçle sarılan minnak kalpleri düşününce heyecanım artıyor.
#Bazı ilişkilerde samimi olabilmek için soğuk nezaketten özenle kaçınmak gerektiğini anladım geçtiğimiz hafta. Soğuk nezaketle yürüyecekse bu gemi, bi yığın adam var diyorsun. Sen acizliğini ve çaresizliğini de adam gibi koyabiliyosan ortaya o zaman benim için özelsin diyorum yani. Ya da tam tersi de geçerli. Sen samimi olmak istediğin birine, rahatça yetersiz olduğun yönleri açıp risk almalısın bazen. Böyle karmaşık şeylere mesai yapmasa beyin cillop olacak bende de. Ah işte genler...
#Ha bi de şunu öğrendim. Asla çok güçlü olduğunu düşünme. Çok fazla güç kaybettiren bir şey bu. Ama güçsüz olduğunu kabul etmek ise tablet tablet vitamine değer bir güç desteği.Yemişim kişisel gelişimcileri. Bu da aklımda olsun.
#Salonumdaki saksılardaki çiçekler, büyürken dikey pozisyon yerine yatay pozisyonu tercih ediyorlar. Böyle saksıların üstünde yayım yayım yayılmış kalanşolarım var. Relax olma konusunda bitkiler ev sahipleri ile senkronize mi yanii ? Bilim bunu açıklasın.
#Yaşadığım şehirde, yani İzmir'de bir kitap gurubu oluşturmak istiyorum. Yani senin gibi okumayı seven insanlarla arada bir buluşup okuduğunuz kitaplar üzerine sohbetler ediyorsunuz. Yeni kitaplardan bahsediliyor filan... Maksat senin gibilerle kaynaşma olsun. Hatta yazma gurupları da kuranlar varmış. Bunu araştırmaya başlıyorum en kısa zamanda.
#Binaların azametli dikey halleri ve de heybetli plaza girişleri içime sıkıntılar bastırıyor.
#Günlerce yazasım gelmesine rağmen şu ana kadar ki hayatımda tek bir yayınevine tek bir satır şey göndermemiş olmam gerçeği hayatımın özeti gibi karşımda durup durur. Seviyorum da çabalamıyorum ben. İnsan, eşya, iş her şey için bu geçerli sanki. Olmaz ki.
#Sosyal medyada canımlı cicimli yazmak samimiyetsizmiş. Bu da acımasız genelleme. Ne diyeyim ben şimdi karşımdaki blogcanın adını bilmiyorsam mesela. "Şşştt" mi diyeyim? "Huu kardeş"mi diyeyim? Tabiki nazikçe canım cicim filan dicem. Yav zaten babannemin lakabı "Şekerim hacı" ise ben kromozomlarımı nereye kadar zorlayabilirim ki sert ve ketum olsunlar diye ? Hiç zorlayamam valla. Tabiki canım cicim derim. Ay hemen asıp kesmeyin insanları allaseniz.
#Bu hafta hastanede kontrollerim cillop gibi geçsin gitsin ve artık kan sulandırıcı iğne kullanmama gerek kalmasın diye dua ediyorum habire. Siz de duama katılın olur mu. Alın işte samimiyet ;)
Bugünkü Amelie kafası tarzı döktürmeler de bu kadar olsun canlar.
Selamette ve sevgide kalınız hepiciğiniz ! :)
Fotoğraf, Kızlarağası hanı, Kemeraltı/ İzmir
Hadi adını andık gücenmesin, şunu dinleyin de gidin ;)
25 Nisan 2019 Perşembe
Kendim sordum kendim cevapladım :))
Bazı blogcanların da "e hadi sen de cevaplasan ya" serzenişlerine karşılık bugün oturup artıkın döktüreyim bendeki cevapları dedim canlar.
26 Şubat 2019 Salı
Yaşadığım öyküler / A.
Onun adını direk yazmayayım da A. diyeyim sadece. Çünkü bana hep sorup duruyor, ne zaman yazmaya başlayacaksın yeniden diye. Ona bloğumu söylemedim henüz, yazmaya başladığımı da...
20 Şubat 2019 Çarşamba
İnsan ve çevre
İzmir'e yeni taşındığım günlerde vaktimin sadece bana ait olmasını sağlamak için bazı kararlar almıştım. Hayatımdaki insan sayısını az tutacaktım. Arkadaşlık adı altında boş muhabbetler angarya görüşmeler gibi vesair şeylerden uzak durulacaktı. Hayatıma mecburi dahil olanların ise (aile gibi yakın komşular gibi...) vaktimi düzenli kullandığımı bilmelerini sağlayacaktım. Yani kulağa çok yabani kararlar gibi gelebilir ama benim için tek önemli olan Mevla'nın rızasına uygun yaşamaktı, ve vaktin gram miktarı dahi ziyanına gönlüm razı değildi.O günlerde böyle düşünüyordum en azından. Hayatımda kuvvetle bağlı olduğum şeyler; dergilerim, kitaplarım ve kendi tercihlerim doğrultusunda geçirebildiğim vaktim olmuştu sadece. Böyle yaşamak bana iç huzur sağlıyordu. Dingin bir ruh hali ve de bolca neşe.Lakin zaman içinde tuhaf bir şey oldu.
Etiketler:
Biraz duygusal,
çevre,
insan,
insanlar,
psikoloji,
sosyal varlık,
yazılar
13 Ocak 2019 Pazar
Anne özdeyişleri
Bir tanıdığım annesinin kendisine şöyle dediğini söylemişti :
"Kızım yeni tanıştığın insanlara yüzde yüz kıredi veriyorsun. Onlar da kolayca kıredi alabildikleri için zaman içinde kıredilerini tüketip gidiyorlar. Oysa onun kıredisini kendisinin kazanmasına izin versen, kazandığı kıredinin kımetini dolayısıyla senin de kıymetini daha iyi bilecek belki de."
Bir diğer annenin de şöyle dediğini öğrendim demin :
"Sevdiğin insanlara karşı zor olmamak için öyle basitleşiyorsun ki sana değer vermeye gerek duymuyorlar."
Bu anne denen kişiler her durumda her haltı bilmek zorunda mı ? Rabbin verdiği bir tasarım güncellemesi olsa gerek. Sıradan bir kadın anne olunca hem psikolog hem doktor hem aşçı bir sürü işi aynı anda icra edebiliyor maşallah. Ben gibi anne olmayanlar ise az biraz Leyla modunda işte böyle :)
Neysem bi günaydın diyeyim. Anneler cann cannn ! ;)
Etiketler:
anne,
arkadaşlık,
blog,
blogger,
gündelik yazılar,
günlük,
psikoloji,
yazmak
12 Ocak 2019 Cumartesi
Eski/Yeni
Eskimiş kavanozları yeni mumluk haline getirebilirsiniz. İhtiyacınız olan şeyler; biraz cam boya, biraz iplik ve de kelebek şeysili bir karton filan...
Yok hayır elişi bloğu değil bu ama ruhumla ellerim arasındaki bağlantı sonuçlarını cümle aleme duyurmadan yapamıyorum napayım...
Hem bi dakika. Elişi olayını metafor olarak da kullandım ki ben ayrıca. Şöyle yani :
Eskimiş atıl kalmış alışkanlıklarınızı da yeni ve işlevsel hale dönüştürebilirsiniz. İhtiyacınız olan şeyler, "bu alışkanlık bana ne kadar faydalı ?" diye sormak, yerine daha faydalı neyi koyabilirim diye düşünmek ve harekete geçmek.
Mumluğum nasıl ama ? :))
Güzel akşamların olsun ahali...
Etiketler:
alışkanlıklar,
blog,
blogger,
Elimden gelenler,
eski,
gündelik yazılar,
handmade,
metafor,
mumluk,
psikoloji,
yazmak,
yeni
11 Ocak 2019 Cuma
Kendini bilmek
40 lı yaşlarda kendini daha iyi tanımış oluyor insan. En azından içine dönüp bakma sıklığı artıyor bu yaşlarda.
Bugünlerde iyice farkına vardım ki iki tane hatun kişi var içimde. Biri içine yaşama sevinci kaçınca çılgın halde sevincini dışa vurup heyrecanını paylaşan comcom insanı. Diğeri ise aklı selim. En eğlenceliyi değil de en doğruyu tercih eden derviş ruhlu hanım nine.
İkisi de bazen çizgiyi aşıp kendi uçlarına doğru aşırıya gidince utandırıyor diğerini. İkisinden biri iktidarı ele geçirince vay diğerinin haline. Ortama gelip baktığında ortalık darmadağın oluyor çoğu zaman.
Güzel olan şu ki. Alıştım artık. Toparlıyorum bi şekilde hamd olsun. Zarar ziyan tespiti yapıp bakıyorum işime. En azından kendini biliyosun yavrum diyorum kendime. O bile, bunca kaosa mahkum bir devirde nimet şu insanoğluna.
Bugünlerde iyice farkına vardım ki iki tane hatun kişi var içimde. Biri içine yaşama sevinci kaçınca çılgın halde sevincini dışa vurup heyrecanını paylaşan comcom insanı. Diğeri ise aklı selim. En eğlenceliyi değil de en doğruyu tercih eden derviş ruhlu hanım nine.
İkisi de bazen çizgiyi aşıp kendi uçlarına doğru aşırıya gidince utandırıyor diğerini. İkisinden biri iktidarı ele geçirince vay diğerinin haline. Ortama gelip baktığında ortalık darmadağın oluyor çoğu zaman.
Güzel olan şu ki. Alıştım artık. Toparlıyorum bi şekilde hamd olsun. Zarar ziyan tespiti yapıp bakıyorum işime. En azından kendini biliyosun yavrum diyorum kendime. O bile, bunca kaosa mahkum bir devirde nimet şu insanoğluna.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)














