Oturup kalkmalarımız vardı.
Vakti unutup akşamı birlikte getirişlerimiz...
Haram değildi. Dilediğimiz kadar yapabilirdik bunu. Belki de her gün.
Mevlâ şimdi bize bunu neden yasak etti ?
Yanlış bir şey mi yaptık ?
Günleri hunharca tükettiğimiz vakitlerde birlikteyken hani... "Zaman"la birlikte başka bir şeyi daha mı unuttuk ? Ya da ihmal ettik ?
Neydi o ?
Bugünlerde bunu düşünmek için bolca vaktimiz olacak...
düşünce etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
düşünce etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
22 Mart 2020 Pazar
25 Ekim 2019 Cuma
Yaşadığım öyküler/Ters köşe
Hiç sevmiyordu kayınvalidesini hiç. Kim seviyordu ki zaten ? Herkes bu konuda problemliydi yaşadığı devirde. Kendisininki neden farklı olsundu ki.
O, ne kadar neşe dolu içi kıpır kıpır biriyse yaşlı kadın bir o kadar huysuz ve mutsuzdu. Frekansları bir türlü tutmuyordu. Kayınvalidesi yaptığı şeyleri de beğenmiyor, hep bir eksik buluyordu. Bir insan nasıl bu kadar tatsız bir ruha sahip olabilir düşünüp duruyordu genç kadın.
Günlerden bir gün, aynı evde tüm günü yalnız geçirmeleri gerekti. Püfledi içinden genç kadın. Şimdi akşama kadar surat çek bakalım diye düşündü. Diğer yandan canı da fena halde laflamak istedi. "Bi çay yapalım mı anne ?" Diye sordu kayınvalidesine. "Hem de biraz muhabbet ederiz" diye ekledi. Beklemiyordu yaşlı kadın. Gençler pek muhabbet etmeyi sevmezdi kendisiyle ne de olsa. Daha çok yemeklerini severdi çevresindeki evlatları ya da torunları. Anca yemek yapsındı, eksiklerini tamamlasındı, hayatını onlara adasındı... Ya sonra ? Boşa geçmiş bir ömür. Böyle düşünüyordu yaşadığı hayatla ilgili.
Çay demlendi. "Anlatsana anne biraz eskileri" dedi genç kadın. Yaşlı kadın önce sitemli başladı sözlerine. Siz bilmezsiniz, size göre yaşamaya ne var, gibilerden dokundurmalarla açtı ağzını. Aldırmadı genç kadın. Bir köprüden geçebilmek için bilet gibi gördü bu sözleri. Bileti kestirip köprüye atladı. Canı dinlemek istiyordu ya gerisi ne gam. Yaşlı kadın anlattı anlattı... Saatler geçti. Zaman tünelinde çılgın seyahatler yaptılar birlikte. Yaşlı kadının çocukluğuna uzandılar,gençliğine,en taze demlerine... En ufak detaya kadar anlatıyordu yaşlı kadın. Bir roman okur gibi geldi tasvirler genç kadına. İçine girdi eski zamanlarım. Sahneler bir bir canlandı. Ve o dönemin koşullarındaki sertliği iliklerine kadar hissetti genç kadın. Çünkü dinlerken ciddiydi. Cidden o döneme gitti ve yaşlı kadının yaşadıklarını kendi başına gelen şeylermiş gibi hissetti.
Genç kadın yorulmuştu. Yıpranmıştı. Sadece kanepede oturup çay içerken... Bulunduğu ana ani bir şokla ışınlandığını fark etti. Karşısında huysuz bir kadın yoktu artık. Çayı tazeleyeyim diye aldığı bardakla mutfağa attı kendini. Dem bardağa akarken düşünüyordu : Acaba benim başıma bunca şey gelse yaşlılığım nasıl olurdu. İçi kıpır kıpır ukala geline bir şey anlatasım gelir miydi ?
Güzel hafta sonları dilerim canlar. Olaylara ters köşelerden bakalım mümkün olduğunca olur mu ?
Sevgiler herkese... :)
O, ne kadar neşe dolu içi kıpır kıpır biriyse yaşlı kadın bir o kadar huysuz ve mutsuzdu. Frekansları bir türlü tutmuyordu. Kayınvalidesi yaptığı şeyleri de beğenmiyor, hep bir eksik buluyordu. Bir insan nasıl bu kadar tatsız bir ruha sahip olabilir düşünüp duruyordu genç kadın.
Günlerden bir gün, aynı evde tüm günü yalnız geçirmeleri gerekti. Püfledi içinden genç kadın. Şimdi akşama kadar surat çek bakalım diye düşündü. Diğer yandan canı da fena halde laflamak istedi. "Bi çay yapalım mı anne ?" Diye sordu kayınvalidesine. "Hem de biraz muhabbet ederiz" diye ekledi. Beklemiyordu yaşlı kadın. Gençler pek muhabbet etmeyi sevmezdi kendisiyle ne de olsa. Daha çok yemeklerini severdi çevresindeki evlatları ya da torunları. Anca yemek yapsındı, eksiklerini tamamlasındı, hayatını onlara adasındı... Ya sonra ? Boşa geçmiş bir ömür. Böyle düşünüyordu yaşadığı hayatla ilgili.
Çay demlendi. "Anlatsana anne biraz eskileri" dedi genç kadın. Yaşlı kadın önce sitemli başladı sözlerine. Siz bilmezsiniz, size göre yaşamaya ne var, gibilerden dokundurmalarla açtı ağzını. Aldırmadı genç kadın. Bir köprüden geçebilmek için bilet gibi gördü bu sözleri. Bileti kestirip köprüye atladı. Canı dinlemek istiyordu ya gerisi ne gam. Yaşlı kadın anlattı anlattı... Saatler geçti. Zaman tünelinde çılgın seyahatler yaptılar birlikte. Yaşlı kadının çocukluğuna uzandılar,gençliğine,en taze demlerine... En ufak detaya kadar anlatıyordu yaşlı kadın. Bir roman okur gibi geldi tasvirler genç kadına. İçine girdi eski zamanlarım. Sahneler bir bir canlandı. Ve o dönemin koşullarındaki sertliği iliklerine kadar hissetti genç kadın. Çünkü dinlerken ciddiydi. Cidden o döneme gitti ve yaşlı kadının yaşadıklarını kendi başına gelen şeylermiş gibi hissetti.
Genç kadın yorulmuştu. Yıpranmıştı. Sadece kanepede oturup çay içerken... Bulunduğu ana ani bir şokla ışınlandığını fark etti. Karşısında huysuz bir kadın yoktu artık. Çayı tazeleyeyim diye aldığı bardakla mutfağa attı kendini. Dem bardağa akarken düşünüyordu : Acaba benim başıma bunca şey gelse yaşlılığım nasıl olurdu. İçi kıpır kıpır ukala geline bir şey anlatasım gelir miydi ?
Güzel hafta sonları dilerim canlar. Olaylara ters köşelerden bakalım mümkün olduğunca olur mu ?
Sevgiler herkese... :)
Etiketler:
blogger,
çay,
düşünce,
empati,
gelin,
ilişkiler,
insan,
kayınvalide,
kuşak çatışması,
ters köşe,
Yaşadığım öyküler,
yazmak
28 Ağustos 2019 Çarşamba
Mış gibi yaşamak...
İnsan, mış gibi yaşamaktan yoruluyor bazen. Her şeyin hakikatli yaratıldığı bu dünyada mış gibi yapıp durdukça aldığı her nefesi habire ziyan ediyormuş gibi hissediyor. Mış gibi yaşamak berbat bir şey.
Mesela hiç de merak etmediğin halde "nasılsın" diye sormak karşındakine. Ya da nasıl olduğunu merak ettiklerine kırgın olduğun için soramamak nasıl olduklarını. Al, mış gibi yaşamak işte.
Mesela inanıyorum bir yaratan olduğuna demek. Ama kullarından istediklerine sırt dönmek. Ona saygı duyuyormuş gibi yapmak. Mış gibi yaşamak.
Mesela bir sanat eserine aşık olma derecesinde hayranlık duymak. Ama sanatçının hislerini önemsememek. Mış gibi yaşamak.
Mesela asla başlayacağına inanmadığın halde, söyleyip durursan kilo veririm sandığın o diyete başlama planı. Mış gibi bir şey o da.
Asansörde karşılaştığın komşuna saliselik sahte gülümseyişin, mış gibi yaşamak sadece.
İyi insan olduğunu söylemek ama karıncaların üstüne basıp geçmek. Mış gibi yaşamak.
Acize,horlanana,mülteciye,sokaktaki dilenciye bile, saniyelik bir acımayla bakıp geçiverişin... Merhamet değil işte o. Mış gibi yapmak sadece.
Sevgili peygamberi çok sevdiğini söylemek ama çocuklarla sohbetinde onları kendine eşit seviyede tutmadan sohbet etmek. Sünneti ıskalamak... Bak mış gibi yaptın yine.
Her yeni güne mucizevi bir şekilde uyanması tüm kainatın ve insanın ise sadece uyku sersemi oluşu o saatlerde... Gerçekten yaşamak değil de bu, mış gibi yaşamak sadece.
Daha örnekler çoğaltılabilir. Ama yetsin bu kadar. Farkındalığımız artsın dilerim. Gerçekten yaşamak güzel şey. Mış gibi değil de gerçekten yaşamak... Kalıpları kırmak gerek sadece.
Sevgiler olsun ama gerçek olsun ahali...
Fotoğraf, Florya / İstanbul
Etiketler:
blog,
blogger,
deneme,
düşünce,
gerçek yaşamak,
mış gibi yaşamak,
yaşamak,
yazmak
8 Ağustos 2019 Perşembe
Zaman
Zaman ne kadar çok şeyin değişmesine vesile...
*Yeğenimin bebeği on günlük minik Zehra, misafir yanında bu kadar uyunmaması gerektiğini zamanla öğrenecek.
*Balkona astığım yeşil biberler zamanla kırmızıya dönecek.
*Kitaplığımdaki gıcır gıcır yeni kitaplar, zamanla sararıp o zarif yapraklı sahaf kitaplarına dönüşecek.
*İçimizdeki taze hüzünler, zamanla yeni meşgaleler çıktıkça yerini maziyi unutmuş telaşlara bırakacak.
*Yeni aldığım dantel ayakkabılarım, zamanla yıpranıp eskiyerek değersiz bir çöpe dönüşecek.
*Önüne konan yiyeceklere sürekli burun kıvıran sarı saçlı minik prenses Pelin, yetişkinlikte önüne her şeyin bu kadar hazır gelmeyeceğini zamanla öğrenecek.
*Bugünün yaşanmışlığı zamanla anlatılası hikayelere evrilecek.
*"Ay okumaktan nefret ederim" diyen, aramızın hiç düzelemediği o x bayan kişisi... Şu an tüm enerjisini fiziki güzelliğe ve instagramda elit görünmeye harcadığı için enerjisiz kalmaktan ölmüş ruhuna yaşlılık gelip çattığında zamanla depresyonlu bir ihtiyara dönüşecek.
*Balkonumdan görünen inşası yeni tamamlanmış cansız görünümlü site, zamanla içinde binbir insanın ışıklarıyla hareketlenen canlı bir organizmaya dönüşecek.
*Güneşler doğacak güneşler batacak. Belki milyon kere... Ve hiç batmaz denen dünya, zamanla kaçarı olmayan o sona erişecek.
Hepsi ama hepsi zamanla... ;)
Siz de eklesenize bir şeyler :) Kendi hayatınızdan notlar içeren cümleler olsun ama. Ah neler çıkar neler kimbilir :)
Sevgiler herkeslere.
Fotoğraf, Galata kulesi/İstanbul. Gece turumuzda çekilmiş bir fotoğraf.
*Yeğenimin bebeği on günlük minik Zehra, misafir yanında bu kadar uyunmaması gerektiğini zamanla öğrenecek.
*Balkona astığım yeşil biberler zamanla kırmızıya dönecek.
*Kitaplığımdaki gıcır gıcır yeni kitaplar, zamanla sararıp o zarif yapraklı sahaf kitaplarına dönüşecek.
*İçimizdeki taze hüzünler, zamanla yeni meşgaleler çıktıkça yerini maziyi unutmuş telaşlara bırakacak.
*Yeni aldığım dantel ayakkabılarım, zamanla yıpranıp eskiyerek değersiz bir çöpe dönüşecek.
*Önüne konan yiyeceklere sürekli burun kıvıran sarı saçlı minik prenses Pelin, yetişkinlikte önüne her şeyin bu kadar hazır gelmeyeceğini zamanla öğrenecek.
*Bugünün yaşanmışlığı zamanla anlatılası hikayelere evrilecek.
*"Ay okumaktan nefret ederim" diyen, aramızın hiç düzelemediği o x bayan kişisi... Şu an tüm enerjisini fiziki güzelliğe ve instagramda elit görünmeye harcadığı için enerjisiz kalmaktan ölmüş ruhuna yaşlılık gelip çattığında zamanla depresyonlu bir ihtiyara dönüşecek.
*Balkonumdan görünen inşası yeni tamamlanmış cansız görünümlü site, zamanla içinde binbir insanın ışıklarıyla hareketlenen canlı bir organizmaya dönüşecek.
*Güneşler doğacak güneşler batacak. Belki milyon kere... Ve hiç batmaz denen dünya, zamanla kaçarı olmayan o sona erişecek.
Hepsi ama hepsi zamanla... ;)
Siz de eklesenize bir şeyler :) Kendi hayatınızdan notlar içeren cümleler olsun ama. Ah neler çıkar neler kimbilir :)
Sevgiler herkeslere.
Fotoğraf, Galata kulesi/İstanbul. Gece turumuzda çekilmiş bir fotoğraf.
Etiketler:
değişenler,
değişkenler,
denemeler,
düşünce,
keşif,
listeli yazılar,
yazmak,
zaman
27 Şubat 2019 Çarşamba
Kadınlar günü şeysi...
#Kadınlar tamamen oturma şekillerine göre yanlarına denk gelen kadınlarla ufak sohbetler açıp konuşmaya başlayarak odanın içinde dağınık bir uğultunun oluşmasını sağlıyordu.
#Ellili yaşlarda olduğunu tahmin ettiğim bir teyze oğlunun düğünü için aldığı bol pullu mor elbiseyi anlatırken kafasının üstünden çıkardığı kalpler tavana fırlıyordu.
#İçlerinden bir tanesi diğeri için "Bu para harcamayı çok seviyor valla" diyordu. "Ver eline iki üç bin lirayı bir saat içinde harcayıp gelsin." Bir iki dakika sonra da ülkedeki olası bir kıtlık halinden bahsedildi. Durum iyiye gitmiyor denildi. Maaşlarımız kesilirse naparız diye dertlenildi.
#İyi bir fakültenin iyi bir bölümünde son sınıfta okuyan evin genç gelin adayı, ders çıkışı gelip ikram servisine yardım ederken tam da bir Osmanlı gelini edasında hareket ediyordu. Acaba evlendikten sonra da iş çıkışı gelip kayınvalidesinin gün muhabbetine dahil olur muydu ? (İnşaallah hep birlikte olurlardı)
#İkram tabaklarında börek seçeneği ikiye çıkmıştı. Tek börek seçeneğini bile başarıyla kıvıramayan ben, iki çeşit böreği de afiyetle yerken başımın derdi ikram sorunsalına yine keyifsiz bir bakış fırlatmıştım.
#Salon parkelerinin üstüne nostaljik bir halının serilmiş olması beni keyiflendiren tek detaydı. Bazı yerleri yıpranmış bazı yerleri daha sağlam eski zaman bir el işleme halının desenlerini inceleyip dururken ben, kadınlar hunharca gezilesi alışveriş yerlerinden konuşuyorlardı.
#Orta yaş ve üzeri kadınların toplandığı her mekanda zamane gençliğinin sağlam bir dedikodusu icra ediliyor bu çok net. Ama bu zamane neslin yetiştirilmesinin de bu orta yaş ve üzeri guruba ait bir mevzu olduğu üzerinde pek durulmuyor o da çok net.
#Pembe fuşya eşarbı taktığım için ev sahibesi bana dönüp "sen nasılsın bitanem" diye sordu sorusunu. Yaş skalamın yine altlarda tahmin edildiğini düşünürken gülümseyip "İyiyim sağolun siz nasılsınız " dedim sadece. Ama içimden dediğim şuydu " Ay kırkına gelmişim nasıl olayım iyi valla. Her pembe fuşya eşarplıyı genç çıtır görmeyin beaa ! Bazıları o eşarpları mahalle baskısıyla da örtebiliyor işte."
#Evin aile büyüğü bana bakarak "Pek tatliş bir gelininiz var, huyu da güzel mi ?" diye sordu kayınvalideme. O esnada az biraz satın alınmış yeni eşya hissiyatı yaşamadım değil. Bi yandan da hep söyleniyordum kendime "ah bunlar hep fuşya pembe yüzünden!"
#Gün sonu gelip akşam yemeklerimizi yerken büyük bir görevi yerine getirmiş olmanın rahatlığıyla eşim kişisine günün detaylarını anlattım kıkırdaya kıkırdaya. Buna rağmen sözüm bitince bana sorduğu soru manidar : Sen strese mi girdin bugün biraz ? :))
#Akşamına güzel kalpli arkadaşlarımla buluşurken yine aynı fuşya pembe eşarbı taktım mecburiyetten. Dalga geçileceğimi de hesaba katarak az tedirgindim ama herkes sadece "iyi ki geldin!" havasındaydı ve ben içimden geçirdim "Ohh işte bu insanların arası benim yerim :)
Kadın günleri çılgınca icra edilen ritüeller memleketimizde ;) Dün de böyle bir gündü işte. Ama yine de ara sıra katılıp gündemin nabzını tutmak lazım diye düşünüyorum artık. Hem büyükleri memnun etmek hem de bizim gibi kitap şeysi canlıların azıcık sosyalleşmesi adına... Bu arada iyi ki Amelie kafası kategorisini açtım da içimi boşaltıyorum buraya da işte.
Sevgiler blogcanlar ! :)
Fotoğraf, Alaçatı'dan...
24 Şubat 2019 Pazar
Fazıl Say / Black Earth
Madem ki bugünüm çok hareketli geçti ve bloğuma dönüp bir şeycikler yazamadım. Madem ki yarın da plan program dolu ve bloğuma dönüp bir şeyler yazamayacağım yine. O vakit iki arada bir derede geceye bir tını bırakır da giderim.
Ha belki de şuncacık bir şey de anlatabilirim gece gece. İnandığım gibi yaşadığım için alışılmış kalıplara zorla sokulmak sık sık karşılaştığım bir şey. Telefonumdaki dinlediğim şarkıları, kafasında beni soktuğu kalıba uygun bulmayan bir yakınım "Bilge senin bunları dinlemen doğru mu ? Türk sanat müziği filan dinlemez mi senin gibiler ?" diye sorunca içine zorla konulduğum kalıpta bana iyice daral gelmişti bir gün. "Türk sanat müziğinden de dinlediğim güzel şeyler var. Ama dinlediğim müziği de seviyorum." demekle yetinmiştim ama içimde ne isyanlar ne feveranlar... Sonra dedim ki kendime, "Kızım bu ne şiddet bu celal ? İlk defa mı karşılaşıyorsun bu kalıp şeysiyle ?"
Oysa daha sakin olabilseydim o an, şunları söylemek isterdim :
Müzik, tarihimizde mizaçlara göre şifa niyetine kullanılmış bir tedavi unsuru. Herkesin doğum anına göre yatkın olduğu müzik tespit edilip onlar dinletilirmiş Osmanlı şifahanelerinde. Ayrıca ben (Yaradan'dan) gaflete düşmekten imtina ederim müzikten ziyade. Gaflet sadece müzikle değil, bazen ticaretle, bazen işle güçle, bazen evlatla giriyor usulca şu bünyelere... Neyse...
O zaman ? O zaman iyi geceler herkese ve düşmeyin hiç bir şeyle (bir saniyeliğine bile) gaflete ! ;)
Şunu dinlerken bile... :)
Not : Fotoğraf, Hafza Sultan Şifahanesi/Manisa
Ha belki de şuncacık bir şey de anlatabilirim gece gece. İnandığım gibi yaşadığım için alışılmış kalıplara zorla sokulmak sık sık karşılaştığım bir şey. Telefonumdaki dinlediğim şarkıları, kafasında beni soktuğu kalıba uygun bulmayan bir yakınım "Bilge senin bunları dinlemen doğru mu ? Türk sanat müziği filan dinlemez mi senin gibiler ?" diye sorunca içine zorla konulduğum kalıpta bana iyice daral gelmişti bir gün. "Türk sanat müziğinden de dinlediğim güzel şeyler var. Ama dinlediğim müziği de seviyorum." demekle yetinmiştim ama içimde ne isyanlar ne feveranlar... Sonra dedim ki kendime, "Kızım bu ne şiddet bu celal ? İlk defa mı karşılaşıyorsun bu kalıp şeysiyle ?"
Oysa daha sakin olabilseydim o an, şunları söylemek isterdim :
Müzik, tarihimizde mizaçlara göre şifa niyetine kullanılmış bir tedavi unsuru. Herkesin doğum anına göre yatkın olduğu müzik tespit edilip onlar dinletilirmiş Osmanlı şifahanelerinde. Ayrıca ben (Yaradan'dan) gaflete düşmekten imtina ederim müzikten ziyade. Gaflet sadece müzikle değil, bazen ticaretle, bazen işle güçle, bazen evlatla giriyor usulca şu bünyelere... Neyse...
O zaman ? O zaman iyi geceler herkese ve düşmeyin hiç bir şeyle (bir saniyeliğine bile) gaflete ! ;)
Şunu dinlerken bile... :)
Not : Fotoğraf, Hafza Sultan Şifahanesi/Manisa
14 Ocak 2019 Pazartesi
Neden "istiridye avcısı" ?
Bir kardeşimiz sormuş. Aslında sık sık gelen bir soru olduğu için bloğumun ismini bi cevaplayayım dedim bugün.
Şimdi şöyle : Hayat akıp giderken çevremizdeki ufak mutlulukların farkındalığı... muhabbetini bilirsiniz. Her yerde tesbih çekilir gibi anılır oldu. Ufak mutlulukları fark etmek, şükür halinde olmak, minimalist yaşam vesaire vesaire... Ama gelin görün ki buna mukabil Avm'ler halen tıka basa dolu. Onların önünden geçerken gördüğümüz araba yığınlarını acınası buluyorum açıkçası. Yani tonlarca insanın vakit geçirmek için daha iyi alternatif bulamayıp belli metrekareler içine hapsolması hadisesi... Herkes sade yaşamdan bahsediyor ama uygulamada böylesi yaşamı inşa için bile batılı satış mekanlarına akın eden bir zihniyet... Neyse, böylesi konularda çok sivriyim, az sesimi keseyim şimdilik. Şurda bloğu açalı iki gün olmuş.
İstiridye avcılığına gelirsek... Ben istiridye içindeki incileri (yani o ufak mutlulukları) tam da içinde yaşadığım atmosferde arayıp bulma derdindeyim sanırım. Hatta belki dertlerin içinde, kaousun içinde,tezatların gölgesinde...
Belli kesime fısıldamak istediğim bir şey var ; Mutluluk ve huzur sadece İskandinav geleneklerine bağlı maskülen mobilyalar içine yerleştirilmiş mumlar eşliğinde içilen kahvelerle inşa olmuyor. Mutluluk emek harcamak, vermek, rezil şeyler yaşayıp şerbet içtim demekle kısaca yaşadığın habitatın koşulları ne ile sınırlıysa onlara sabırla daha esaslı bir bünyeye kavuşuyor esasen.
İşte bunun içinde nişanı keskin bir avcılığa aday olmak gerek. Mutlu yaşamak için ortam inşa etmek değil de tastamam neyi yaşıyorsam onun içinden zorla şükür vesilesi söküp çıkarmak için gereken bir avcılık kısaca. Hayat yolculuğumu bu şekilde tasarladım son yıllarda. Bunlar tamamen benim düşüncelerim tabi.
Blogcağızımın isim hikayesi de işte budur ;)
Güzel haftalar olsun herkeslere :)
Şimdi şöyle : Hayat akıp giderken çevremizdeki ufak mutlulukların farkındalığı... muhabbetini bilirsiniz. Her yerde tesbih çekilir gibi anılır oldu. Ufak mutlulukları fark etmek, şükür halinde olmak, minimalist yaşam vesaire vesaire... Ama gelin görün ki buna mukabil Avm'ler halen tıka basa dolu. Onların önünden geçerken gördüğümüz araba yığınlarını acınası buluyorum açıkçası. Yani tonlarca insanın vakit geçirmek için daha iyi alternatif bulamayıp belli metrekareler içine hapsolması hadisesi... Herkes sade yaşamdan bahsediyor ama uygulamada böylesi yaşamı inşa için bile batılı satış mekanlarına akın eden bir zihniyet... Neyse, böylesi konularda çok sivriyim, az sesimi keseyim şimdilik. Şurda bloğu açalı iki gün olmuş.
İstiridye avcılığına gelirsek... Ben istiridye içindeki incileri (yani o ufak mutlulukları) tam da içinde yaşadığım atmosferde arayıp bulma derdindeyim sanırım. Hatta belki dertlerin içinde, kaousun içinde,tezatların gölgesinde...
Belli kesime fısıldamak istediğim bir şey var ; Mutluluk ve huzur sadece İskandinav geleneklerine bağlı maskülen mobilyalar içine yerleştirilmiş mumlar eşliğinde içilen kahvelerle inşa olmuyor. Mutluluk emek harcamak, vermek, rezil şeyler yaşayıp şerbet içtim demekle kısaca yaşadığın habitatın koşulları ne ile sınırlıysa onlara sabırla daha esaslı bir bünyeye kavuşuyor esasen.
İşte bunun içinde nişanı keskin bir avcılığa aday olmak gerek. Mutlu yaşamak için ortam inşa etmek değil de tastamam neyi yaşıyorsam onun içinden zorla şükür vesilesi söküp çıkarmak için gereken bir avcılık kısaca. Hayat yolculuğumu bu şekilde tasarladım son yıllarda. Bunlar tamamen benim düşüncelerim tabi.
Blogcağızımın isim hikayesi de işte budur ;)
Güzel haftalar olsun herkeslere :)
Etiketler:
blog,
blogger,
düşünce,
insan,
insanlar,
isim,
istiridyeavcısı,
minimalizm,
mutluluk,
standart,
toplum
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)





