7 Aralık 2019 Cumartesi

Karnaval

   İçimde bazen öyle hisler açığa çıkıyor ki. Bol baharatlı alengirli yiyecekler gibi bir şeyler... Hani hem tadına bakmaya çekinirsin ama hem de deli gibi merak edersin. Öyle bi uçlarda hayaller, söyleşiler, mizahlar planlar, ütopik şeyler işte...  Kafamın içinde bazen, çılgıncasına renklerle bezenen karnaval meydanına dönmüş manzaralar canlanıyor. 
   Eğer o anlardan birinde yanımda birileri varsa, ona ucundan bir manzara görüntüsü açayım diyorum.  Kafamın içindekilerden bir güzellik hani... Gel gör ki çoğu zaman büyük bir hayali silginin hışmına uğruyor o karnaval meydanı. Gülünüp geçilerek bazen, konu apar topar kapatılarak, ciddiyete davet telaşıyla bazen...Ama hep telaşla... O renkli baharatlı harika yiyecekler acımasızca çöpe gidiyor. Sonra araba vergilerinden konuşuluyor, kira getirilerinden, ev temizliğinden, siyasetin yanık tenine bile dokunuluyor. Ama asıl seyredilesi renkler ziyan oluyor. Yeryüzünde yalnız değilsem eğer... Ki hiç sanmam. 
Aman Allahım... Ne çok renk heba ediliyor her gün. Milyarlarca ton belki, vahşet... 
Güzel hafta sonları olsun dostlar... 
Renkleri ziyan etmeyin, seyreyleyin... 

25 Kasım 2019 Pazartesi

Amelie Kafası/6


Bir Amelie köşesiyle yine merhaba herkeslere... Ah beyin boşaltmak için ne bulunmaz bi vakit aslında. Tam da üstümden tır geçmiş gibi olmuşum. Beynimin içi karmakarışık tam da hazır. Ben hemen bi resetlemeye başlayayım şu mübarek uzvu ;) 

#Çok iyi anladığım bir şey var bu hafta sonu. Dil, her şeyin anahtarı. Seni alçaltabilir de yükseltebilir de. O yüzden onu keyif ve zevk için  kullanman çok tehlikeli. Onu yere ve zamanın gereklerine göre itinayla kullanırsan sana da o ölçüde saygınlık kazandırır. Ya da tam tersi. Yani bunu teoride biliyoruz gerçi ama pratikte küt diye kayaya çarpmış gibi öğrenince daha bi iyi bilmiş oldum şimdi. 

#Hafta sonu ev lunapark kadar kalabalıktı resmen. Sanırım iki gün boyunca temizlik yapmam gerek. 

#Evle ilgili sorumlulukların fiziğime ve ruhuma ağır gelmesiyle ilgili bi irade terbiyesine de  ihtiyacım var. Haber gönderiyorum zihnime. Derhal konuya el atıla. 

#Oh ameliyatım  da ertelendi miss diye rahatlayacak oluyorum  ama eninde sonunda gelecek o vakit diye hatırlatıyor aklım, irkiliyorum ardından. 

#Bi insan Allah'tan sağlam  bir ceza istiyorsa eğer,  ergen bir genç kızla bir hafta sonu geçirsin. Her şeye  mızmızlanan, habire şikayet halinde olan, ortak yaşama en ufak bi katkısı olmayan, makyajı ve giyimi dışındaki konularda konuşma özürlü diyebileceğimiz bir genç kızla... 

#Bir ev hanımı, kalabalık bir nüfusa ev sahipliği yapıyorsa eğer, mutfağa dalan kişinin söyleyebileceği en trajik şeylerden biri "bi su bardağı alabilir miyim" dir. Çünkü herkes aynı şeyi yapmaktadır. Temiz bardak sayısı hızla azalmaktadır ve bulaşık makinesi de tek sefer  kullanılmış bardaklarla hızla dolmaktadır. Falandır filandır derken evin hanımı için mutfakta mesai saati artmaktadır. 

#Yoğun misafir esnasında israf tehlikesi de en zirve noktalara ulaşır. Artan yemeklere kap ayarlama telaşından gözü korkan hanımlar "dök gitsin" politikasına sarılır ve çöp kişisi habire karnını doyurur. Ama yeryüzünde yürüyüp nefes alan bir çok insanın ise karnı açtır... O sebep yemek yapma aşamasında miktar konusunda  şovmenlikten ve artan yemeklerle yolları ayırma noktasında cesaretten az biraz uzak durmalıyız zannımca. En azından bu konuda başarılı olabilmişimdir bu hafta sonu inşaallah. 

#Ortaya çıkmış bir arızda, çevrende suçlayacak kimseyi bulamamak... Çünkü o arızın bizzat mümessili olmak... Ahh ahhh serçe parmağı sehpaya vurmak anında yaşanan hisle aynı şey o. 

#Ortak noktalarınızın olmadığı hatta zıt mizaçlarda olduğunuz insanlarla bir arada  vakit  geçirme mecburiyeti... İstemeye istemeye diyet yemek tüketmekle aynı şey o. 

#İnsta şeysinde bi çoşkulu paylaşımlar içine girdim ki evlere şenlik. Her ıvırı zıvırı paylaşır oldum tikiler gibi. Sanırım sosyopsikolojik bir süreçten geçiyorum. Bi çeşit insta zehirlenmesi de olabilir. Bilemiyorum... Ben ne açıklayayım, İsviçreli bilim adamları açıklasın. Yakında sunum canavarı kokoş hatunlar gibi her anı paylaşma noktasına gelmem umarım. 

#Ah o pembe hayal... Sen yok musun sen... Hani her yeni sabaha güneşin doğuşuyla başladığım, sağlıklı kahvaltımı yaptığım, uzun yürüyüşler yaptığım, sonra da düzenli yazmaya başlayıp kafamdaki projeleri tamamladığım ideal yaşam düzeni. Hayalin bile ne güzel be. Bi de gerçek olsan... 

Herkeslere sevgiler canlar ! Bu biraz da mesaj kaygılı bi Amelie şeysi oldu sankim :) Bugün de böyle olsun ;) 
Görüşmek üzere...
Fotoğraf, Sığacık/ Seferihisar/ İzmir 


12 Kasım 2019 Salı

"Modum düşük"

Günümüzde yeni bir tanım türedi. "Modum düştü" diyor insanlar artık. 
"Seninle konuşasım yok valla" demiyorlar. 
"Yaşamak zor geliyor" demiyorlar.
"İnsanlar çok kırıcı" demiyorlar. 
"Önümüzdeki bir asır susasım var" demiyorlar. 
"İçime ata ata sürahiye döndüm"demiyorlar. 
Tek bir şey diyorlar: 
Modum düştü. 
Yani çıkabilir modum denen şey. Tüm kapıları kapatmayayım. Ama şu an düşük. Yani sen git. Müsait olunca (Modum yükselince) dönerim ben sana. 
Direk bunları anlıyorum ben modu düşen birini gördüğümde. Rahat bırakıyorum sonra. Ha bi de dua iliştiriyorum giderken. Düşük modun kenarına. Yükselsin bir an önce diye. 
Var mı modu düşük olan ? 
Yükseltebiliyorsak yükseltelim. Olmadı dua bırakırız :) 
Günaydınlar ahali... 
Fotoğraf, Birgi/Ödemiş 

8 Kasım 2019 Cuma

Günün önemi



Bugün Mevlid kandili. Sevgili peygamberin doğum yıldönümü. 

Bugün hapşırarak kalktım yataktan. Baktım bedene gribal haller nüfuz etmiş. Tamam dedim ben hastayım. Yatağı toplamadım. Amaan sonra yaparım diyerekten mutfağa yöneldim. Kahvaltı yapmak da istemedi canım. Bir kaç bardak çay ve iki kurabiye oldu kahvaltım. Bişeyler okuma isteğim var mı içimde ? Yok... Hastayım ben. Grip olmuşum grip. Üzerinize afiyet... 

Ee ne yapayım ? Salona geçeyim, tv karşısına, Trt2 beni biraz oyalar nasılsa.  Bir yazarı konuk etmiş söyleşi programına bir piyanist. Çok güzel bir soru soruyor konuğuna : İnce bir kalbi nasıl korumalı ? Cevap veriyor yazar : Kırıla kırıla... Yani diyerek anlatmaya devam ediyor. Yani yıllar içinde öğreniyorsunuz ki tek kalp sizinki değil ve siz her şeyin merkezinde değilsiniz. 
Düşünmeye başlıyorum. Böyle bakabilmek ne denli bir gayreti gerektirir kimbilir. Sonra aklıma geliyor. Sen olmasan dünyayı yaratmazdım denilen arşa adı yazılı sevgiliyi (s.a.v). Biricik olduğu halde kendini hiç de öyle görmeyişini. Sonra aklıma başka şeyler de geliyor. Onun gayreti,onun gücü, kuvveti, feraseti... Kendime bakıyorum sonra. Hastalığı ne de güzel kabullenivermişim, gayretsiz,isteksiz... Senkronize misin rehberle ? diye  soruyorum kendime... Trt2 bi şekilde bana günün önemini hatırlatıyor şükür.Yatağımı topluyorum önce. Güçlendirecek vitaminli bir şeyler de yemeli... Elime uğraşacak bir şeyler alıyorum sonra. Grip mi? O da ne ? 

Güzel kandiller olsun canlar. Her an sevgili rehberle bir olmaya yürekten devam... 

Fotoğraf, Restore edilmiş bir Osmanlı hamamından... / Manisa 

2 Kasım 2019 Cumartesi

Yaşadığım öyküler/ Komşuluk

    Şehrin kıyısında kalan, boyası dökülmeye yüz tutmuş yeşil renkte bir apartmandı. Salaş bi kafenin girişini andıran pejmürde  bahçesine bir iki tane eski koltuk atılmıştı. Akasya ağacını hatırlıyorum bi de. Girişin hemen solunda, genizleri yakan kokusuyla, gelen misafirleri karşılardı. 

25 Ekim 2019 Cuma

Yaşadığım öyküler/Ters köşe

   Hiç sevmiyordu kayınvalidesini hiç. Kim seviyordu ki zaten ? Herkes bu konuda  problemliydi yaşadığı  devirde. Kendisininki neden farklı olsundu ki. 
    O, ne kadar neşe dolu içi kıpır kıpır biriyse yaşlı kadın bir o kadar huysuz ve mutsuzdu. Frekansları bir türlü tutmuyordu. Kayınvalidesi yaptığı şeyleri de beğenmiyor, hep bir eksik buluyordu. Bir insan nasıl bu kadar tatsız bir  ruha sahip olabilir düşünüp duruyordu genç kadın. 
    Günlerden bir gün, aynı evde tüm günü yalnız geçirmeleri gerekti. Püfledi içinden genç kadın. Şimdi akşama kadar surat çek bakalım diye düşündü. Diğer yandan canı da fena halde  laflamak istedi. "Bi çay yapalım mı anne ?" Diye sordu kayınvalidesine. "Hem de biraz muhabbet ederiz" diye ekledi. Beklemiyordu yaşlı kadın. Gençler pek muhabbet etmeyi sevmezdi kendisiyle ne de olsa. Daha çok yemeklerini severdi çevresindeki evlatları ya da torunları. Anca yemek yapsındı, eksiklerini tamamlasındı, hayatını onlara adasındı... Ya sonra ? Boşa geçmiş bir ömür. Böyle düşünüyordu yaşadığı hayatla ilgili. 
    Çay demlendi. "Anlatsana anne biraz eskileri" dedi genç kadın. Yaşlı kadın önce sitemli başladı sözlerine. Siz bilmezsiniz, size göre yaşamaya ne var, gibilerden dokundurmalarla açtı ağzını. Aldırmadı genç kadın. Bir köprüden geçebilmek için bilet gibi gördü bu sözleri. Bileti kestirip köprüye atladı.  Canı dinlemek istiyordu ya gerisi ne gam. Yaşlı kadın anlattı anlattı... Saatler geçti. Zaman tünelinde çılgın seyahatler yaptılar birlikte. Yaşlı kadının çocukluğuna uzandılar,gençliğine,en taze demlerine... En ufak detaya kadar anlatıyordu yaşlı kadın. Bir roman okur gibi geldi tasvirler genç kadına. İçine girdi eski zamanlarım. Sahneler bir bir canlandı. Ve o dönemin koşullarındaki sertliği iliklerine kadar hissetti genç kadın. Çünkü dinlerken ciddiydi. Cidden o döneme gitti ve yaşlı kadının yaşadıklarını kendi başına gelen şeylermiş gibi hissetti. 
    Genç kadın yorulmuştu. Yıpranmıştı. Sadece kanepede oturup çay içerken... Bulunduğu ana ani bir şokla ışınlandığını fark etti. Karşısında huysuz bir kadın yoktu artık. Çayı tazeleyeyim diye aldığı bardakla mutfağa attı kendini. Dem bardağa akarken düşünüyordu : Acaba benim başıma bunca şey gelse yaşlılığım nasıl olurdu. İçi kıpır kıpır ukala geline bir şey anlatasım gelir miydi ? 

Güzel hafta sonları dilerim canlar. Olaylara ters köşelerden bakalım mümkün olduğunca olur mu ?  
Sevgiler herkese... :) 

21 Ekim 2019 Pazartesi

Sen de başla...


Ah sevgisiz kalmış kalpler...  
   
   Dün gece bir dostum anlatmaya başladı. Anlatırken dili yetmiyordu da... gözleriyle de boşaltmak ister gibiydi içindeki dertleri. Ruhuna ağırlık veren yükleri... İki saniyeden fazla bakamıyordum gözlerine onu dinlerken. O kadar çok şey yığılıyordu ki ortalığa. Hangi birini toparlamalıyım düşüncesi kafamda. Yılları anlattı, taşıdığı ağırlıkları, içine sinip kalan hüzünleri, kıyıda köşede unutup gittiği ufak sevinçleri bile... Bir tek "vefa" kalmamıştı içinde. Aradı taradı ama bulamadı. Yaşlandıklarında  eşine göstereceği gram miktarı vefası kalmamıştı. Buna tek sebep, anlattığına göre  hiç sevgi görmemişti. 

   Dün öğleden sonrası başka bir yaşlı teyze ve eşi ile çay içiyorduk. Zono hastalığına yakalanmış zavallı teyzecik. Geçmiş olsun ziyaretimizde konu konuyu açtı ve  sohbet "mizaçlara" kaydı. Yaşlı amca kenetledi ellerini kucağında. "Ben takmam bi çok şeyi" diyerek arkasına yaslandı. Yaşlı teyzenin dudaklarında acı bir gülümseme belirdi. Daha önceleri çok anlatmıştı eşinin duyarsızlığını, bencilliğini ve sevgisizliğini.İşte dedi. "Birilerinin rahatlığı, birilerini Zono yapıyor böyle." 

   Bir kaç gün önce aldım başka bir dostumun haberini. Kilometrelerce öteden... Sonunda boşanmışlar. İki yalnız insan düşmüştü şimdi kalabalıkların içine. Hep istiyordu kocası zaten. Kadın ise hep klasiklerdendi. Kadın çalışkan, kadın düşünceli, kadın kocasının adını dilinden düşürmeyen... Ama terk eden erkek. Gerekçe ise  manidar : " Aşık olmak istiyorum." Yine bir sevgi yoksunluğu ve arayış. 

   Hayat akıp gidiyor. Günler geceler birbiri ardınca takipte. Her şeyin hızla ilerlemesi her şeyin doğru ve tam gittiği anlamına gelmiyor. Planlar yapıyoruz. Güzel eşlerle evleniyoruz ya da yakışıklı beylerle...  Evler alıyoruz, arabalar, şu yazlık, bu arsa... Vakit ilerliyor. Bazı şeyler artıyor, bazıları eskiyor, bazıları yıpranıyor ama bazı şeylerin varlığı ile hiç alakadar değiliz. Sorgulamayı unutuyoruz. Hep stoktan kullanıyor ama o stoğa ekleme yapmayı akıl edemiyoruz. Sevgiler... Zamanla tükeniyor farkında mıyız ? Yanımızda sandıklarımız bi bakıyoruz ki çook uzaklarda aslında. Sebep ? Sebep : Sevgi bitmiş. 

   Muhasebeyi sağlam yapalım o vakit... Sevgi stoğunu hunharca kullanmak yerine onun artmasına gayret edelim. Her ne ise onu çoğaltan... Bazen olmadık bir zamanda sarılma, bazen olmadık zamanda dert sorma, bazen en gerilimli halde gülmeye başlama, bazen olmadık zamanda olmadık şekilde rutinlerin dışına çıkma... Her ne çoğaltıyorsa... Azaltmayalım da arttıralım sevgileri. Eşe, dosta, komşuya, her muhatap olduğuna... Yorulmadan sevgi aşıla ! Her kalbin biricik yaratılmış olduğunu unutma ve etrafını sevgisiz bırakma. Herkes böyle düşünürse sevgisiz kalp kalmaz dünyada.
Hadi, sen de başla.  
Sevgiler canlar...