Şehrin kıyısında kalan, boyası dökülmeye yüz tutmuş yeşil renkte bir apartmandı. Salaş bi kafenin girişini andıran pejmürde bahçesine bir iki tane eski koltuk atılmıştı. Akasya ağacını hatırlıyorum bi de. Girişin hemen solunda, genizleri yakan kokusuyla, gelen misafirleri karşılardı.
