plan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
plan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
12 Eylül 2019 Perşembe
İlâhî plan...
Dün aslında yapacak o kadar çok işim var vardı ki... Ama içime gelip oturan bir Garfield beni esir almıştı sanki. " Aman bugün de zamanı akışına bırakıver. Gel boşver bi kahve yap da içelim. Azıcık daha yat azıcık daha... " diye diye güne dair bir plan yapamadan içimdeki tembel kediciğe yoldaş oldum.
Sonrasında olaylar gelişti. Bi arkadaşım aradı dertleşmek için. Uzun uzun konuştuk. Ayrımına varamadığımız şeyleri çözdük birlikte. Daha dikkatli olacağımıza dair sözler verdik birbirimize. Ve dualarımızda yer vereceğimize dair sözler de... Sonrasında başka bir arkadaş grubunun çay davetini aldım. E tabi bir planım olmadığı için katıldım. Orda yine bana iyi gelen bir sürü şey girdi zihnime. Boş insanlar değillerdi... Hayatta dümdüz baktığım olaylara değişik açılardan bakabilmek nasip oldu anlatılanları dinledikçe. İyi geldi. Onlara da bana da... Ve yine ayrılırken birbirimize ettiğimiz dualar da cabası.
Akşam vakti yaklaşınca eve döndüm. Akşam da plansız şekilde kendime ayırabileceğim uzun bir vakit şansı doğdu. Sabah vakitlerinde Garfield benimle birlikteyken yapamadığım işleri halledip üstüne de kaymak mahiyetinde bana iyi gelen diğer hobilerimle ilgilendim.
Sonra şöyle güne dönüp baktığımda neden sabah o denli plansız ve tembel olduğumu çözdüm. Çünkü ilahi düzende benim için ertelenemeyecek şeyler vardı ve bunun için benim bir müddet plansız kalmam lâzımdı. O Garfield o yüzden gelip beni esir almıştı. Yani planlar üstü plan vardı ve o ne güzel plandı.
O sebep akışa bırakmalı hep :) Çünkü unutmamalı, her şey plan dahilinde ;)
Sevgiler olsun herkeslere...
Etiketler:
blog,
blogger,
gündelik yazılar,
plan,
plansızlık,
yazmak
1 Ağustos 2019 Perşembe
Hamarat kelebek
Bugünlerde acayip hamarat bir insanım. Bin şükür. Kelebekler gibi ordan oraya uçup duruyorum sanki. (Sırf fotoğrafa atıf yapmak için kurdum şu cümleyi)
Sabahları afyonumun patlaması sürecini nerdeyse minimuma indirdim diyebilirim. Yok öyle sabah uyanınca eline telefon almalar dakikalarca instagram kaydırmalar filan. Çünkü babam bize geldi ve uyanır uyanmaz kahvaltı yapmak ister tatliş insan. Baba olunca bekletemiyosun. Koca olursa bekletirsin. Ayılır bayılır ağırdan alırsın, olmadı hadi dışarda yapalım mı deyip elin oğluna bir de simit peyniri kitlersin, oldu bitti işte kahvaltı. Ama babacık olursaaa... Gözünü mutfakta açıp, kendini çay demlerken buluyorsun uyur uyanık.
Kahvaltıdan sonra bulaşıklar halledilip ev düzene sokuluyor. Bir yandan yeni güne niyetler yapılıyor. Dualar ediliyor. Bugünlerde şöyle diyorum :
Allah'ım bugün öğreneceğim şeyler beni daha da olgunlaştırsın, gelişmeme katkı sağlasın ve beni sana daha da yaklaştırsın. Daha da daha daa... Yetmez bu yakınlık bana! Amin...
İşler bitince ara vermeden hoop evin kütüphane köşesine ışınlanıyorum. Sabahları serin oluyor köşe. Ama öncesinde ocaktaki çay ısıtılıp yanına kayınvalidemin Konya dan getirdiği kuruüzümler konuluyor. Her gün 21 tane kuruüzüm... Hadis var hakkında araştırın isterseniz. Çay tepsisiyle masaya oturuluyor. Bahrül medid'den yudumlamak için kollar sıvanıyor. Onun ne olduğunu merak eden yan taraftaki kategori kısmında var, tık tık yapsın oraya. Öğle vaktine kadar devam ediyor bu okuma eylemi. Ama durun bi dakika! Arada bir mola verip sabah sporumu da icra ettiğimi söylemeliyim. Çünkü sağlam kafa sağlam vücut kombini biliyorsunuz :)
Neyse öğleden sonra programı başlıyor ardından. Günün yemeği titizlikle tespit edilip uygulamaya konuluyor. Yemek yapmadan güne devam etmem mümkün değil. Önceleri yoktu bu hassasiyet. Yemeğiyle kocasını mutlu etme eğilimli Geyşa ruhu ne ara içime kaçtı ben de çözemedim. Dedim ya bunlar hep Emine Beder sendromu. Ya da Sahrap Soysal mı demeliyim? İkisinin karışımı bir şey oldum işte şu aralar. Günün geri kalanında biraz eve dair işler güçler (çoğunlukla ıvır zıvır temizlik ya da çekmece düzenlemece v.s.) alıyor vakti. Yalnız bi nokta var. Bu işler yapılırken telefon yanımda ya bir beyin bilimci döktürüyor oluyor youtube zımbırtısında, ya da kaçırdığım bir açık oturumu dinliyorum. Ütü yaparken bir kaç sesli kitap da bitirmişliğim var. Yani işler körü körüne yapılmıyor bilgilendirici videolarla vokallerine kavuşturuluyor mutlaka. Ve bazen videolar otomatik oynamaya başlayınca hiç hedeflemediğim videolar açılıp çok ilginç şeyler öğreniyorum. Bana faydalı şeyler. Faydalı çünkü neden? Çünkü sabah duasını yapmıştım ya o yüzden :) Çaktınız mı?? Önce iyi niyet, ardından güzel dua ve hoop gelişme! Her gün ayrı bir vadide geçmiş oluyor sanki böylece :)
Öğleden sonra için bir arkadaşla çay saati yapılacaksa da bazı kriterler var tabi. Zaman sınırlaması oluyor en başta. Saldım çayıra türünde oturup kalkmalara ısınamadım oldum olası. Saat 18 de kalkmayı mı planladım? Aynen uyguluyorum. Yani çoğu zaman diyeyim bari.
Eve geliyorum, eşim kişisi gelene kadar az biraz instagramda sevdiğim sayfaları ya da Semerkand dergi sayfalarını karıştırıyorum. Sonra sofrayı hazırlıyorum ve bunu yaparken kısa bir şeyler dinlemek için yine telefonumu açıyorum. Hoopp eşim geliyor. Yemek yedik, sofrayı topladım derken saat 7 30 oluyor. Benim yürüyüş vaktim! Her gün en az 40 dk. yürümeye çalışıyorum. Evin arkasındaki uzun yürüme parkurunda... Palmiyeli hoş bir İzmir köşesi burası. Yürüyorum çünkü sağlam kafa biliyosunuz siz nerede oluyor dimi? Taş kafalı olucam yakında, bi o kadar sağlam olacak yani :) Neyse yürüyüş sonrası eve gel.
Akşam eşim kişisi ya bir gezme planlamıştır ya da doğaçlama bi teklifle gelir filan... Ya da güzel bir film açılır çay demlenir şükürle içilir. Ama hiç okuma saati olmaz çünkü eşim kişisi buna yanaşmaz. Bana kalsa süper olur aslında. Gün böylece biter. Boş kaldım mı hiç? Hayır, ya da çok az. Ama sürekli duyduğum şey şu : "Ay Bilge, hayat sana güzel valla iş yok güç yok." Ya da şu: " Kızım tutanın yok çekenin yok gez dolaş işte! " Ya da şu:" Ay yaa çocuk filan da yok napıyosun gündüzleri sıkılıyo musun çook" Yani hayat güzel tabiki şükür de o kadar da boş kalmıyorum be. Kalmamalı da hiç kimse. Diyesin gelir ama demez es geçersin. Niye diyeyim ki. Önce Allah bilsin. Sonra bloğuma yazarım bloğum bilsin :))
Yani bu yazının ana fikri şu canlar : Ev hatun kişilerini boşun boşu görüyorsunuz ya hani bazen. Boş başak dik dururmuş, dolu başak eğilirmiş. Bunu da unutmayın tamam mı? Ha bir de... Bence yeryüzündeki en büyük başarı, bir insanın kendini bilerek huzuru yakalamasıdır. Çünkü tüm insanların huzurlu olduğu bir dünya tadından yenmez olurdu.
(Başak benzetmesi klişenin dibi oldu ama neyse :))Bu arada son olarak belirtmeliyim ki tüm bunlar Rabbin istemesi ve yardım etmesiyle mümkün olan şeyler. Onun rahmeti olmasa yaşam enerjisinin zerresi bulaşmaz ruhlarımıza. Şükür milyon kere.
Hadi gidip yatayım. Yarın yoğun bi gün yine ve hamarat kişiler çok yorulup erken uyumak ister malum :)
Sevgiler ahali! ;)
Fotoğraf, Çanakkale'de bir tepeden... geçtiğimiz aylarda çekmiştim.
Sabahları afyonumun patlaması sürecini nerdeyse minimuma indirdim diyebilirim. Yok öyle sabah uyanınca eline telefon almalar dakikalarca instagram kaydırmalar filan. Çünkü babam bize geldi ve uyanır uyanmaz kahvaltı yapmak ister tatliş insan. Baba olunca bekletemiyosun. Koca olursa bekletirsin. Ayılır bayılır ağırdan alırsın, olmadı hadi dışarda yapalım mı deyip elin oğluna bir de simit peyniri kitlersin, oldu bitti işte kahvaltı. Ama babacık olursaaa... Gözünü mutfakta açıp, kendini çay demlerken buluyorsun uyur uyanık.
Kahvaltıdan sonra bulaşıklar halledilip ev düzene sokuluyor. Bir yandan yeni güne niyetler yapılıyor. Dualar ediliyor. Bugünlerde şöyle diyorum :
Allah'ım bugün öğreneceğim şeyler beni daha da olgunlaştırsın, gelişmeme katkı sağlasın ve beni sana daha da yaklaştırsın. Daha da daha daa... Yetmez bu yakınlık bana! Amin...
İşler bitince ara vermeden hoop evin kütüphane köşesine ışınlanıyorum. Sabahları serin oluyor köşe. Ama öncesinde ocaktaki çay ısıtılıp yanına kayınvalidemin Konya dan getirdiği kuruüzümler konuluyor. Her gün 21 tane kuruüzüm... Hadis var hakkında araştırın isterseniz. Çay tepsisiyle masaya oturuluyor. Bahrül medid'den yudumlamak için kollar sıvanıyor. Onun ne olduğunu merak eden yan taraftaki kategori kısmında var, tık tık yapsın oraya. Öğle vaktine kadar devam ediyor bu okuma eylemi. Ama durun bi dakika! Arada bir mola verip sabah sporumu da icra ettiğimi söylemeliyim. Çünkü sağlam kafa sağlam vücut kombini biliyorsunuz :)
Neyse öğleden sonra programı başlıyor ardından. Günün yemeği titizlikle tespit edilip uygulamaya konuluyor. Yemek yapmadan güne devam etmem mümkün değil. Önceleri yoktu bu hassasiyet. Yemeğiyle kocasını mutlu etme eğilimli Geyşa ruhu ne ara içime kaçtı ben de çözemedim. Dedim ya bunlar hep Emine Beder sendromu. Ya da Sahrap Soysal mı demeliyim? İkisinin karışımı bir şey oldum işte şu aralar. Günün geri kalanında biraz eve dair işler güçler (çoğunlukla ıvır zıvır temizlik ya da çekmece düzenlemece v.s.) alıyor vakti. Yalnız bi nokta var. Bu işler yapılırken telefon yanımda ya bir beyin bilimci döktürüyor oluyor youtube zımbırtısında, ya da kaçırdığım bir açık oturumu dinliyorum. Ütü yaparken bir kaç sesli kitap da bitirmişliğim var. Yani işler körü körüne yapılmıyor bilgilendirici videolarla vokallerine kavuşturuluyor mutlaka. Ve bazen videolar otomatik oynamaya başlayınca hiç hedeflemediğim videolar açılıp çok ilginç şeyler öğreniyorum. Bana faydalı şeyler. Faydalı çünkü neden? Çünkü sabah duasını yapmıştım ya o yüzden :) Çaktınız mı?? Önce iyi niyet, ardından güzel dua ve hoop gelişme! Her gün ayrı bir vadide geçmiş oluyor sanki böylece :)
Öğleden sonra için bir arkadaşla çay saati yapılacaksa da bazı kriterler var tabi. Zaman sınırlaması oluyor en başta. Saldım çayıra türünde oturup kalkmalara ısınamadım oldum olası. Saat 18 de kalkmayı mı planladım? Aynen uyguluyorum. Yani çoğu zaman diyeyim bari.
Eve geliyorum, eşim kişisi gelene kadar az biraz instagramda sevdiğim sayfaları ya da Semerkand dergi sayfalarını karıştırıyorum. Sonra sofrayı hazırlıyorum ve bunu yaparken kısa bir şeyler dinlemek için yine telefonumu açıyorum. Hoopp eşim geliyor. Yemek yedik, sofrayı topladım derken saat 7 30 oluyor. Benim yürüyüş vaktim! Her gün en az 40 dk. yürümeye çalışıyorum. Evin arkasındaki uzun yürüme parkurunda... Palmiyeli hoş bir İzmir köşesi burası. Yürüyorum çünkü sağlam kafa biliyosunuz siz nerede oluyor dimi? Taş kafalı olucam yakında, bi o kadar sağlam olacak yani :) Neyse yürüyüş sonrası eve gel.
Akşam eşim kişisi ya bir gezme planlamıştır ya da doğaçlama bi teklifle gelir filan... Ya da güzel bir film açılır çay demlenir şükürle içilir. Ama hiç okuma saati olmaz çünkü eşim kişisi buna yanaşmaz. Bana kalsa süper olur aslında. Gün böylece biter. Boş kaldım mı hiç? Hayır, ya da çok az. Ama sürekli duyduğum şey şu : "Ay Bilge, hayat sana güzel valla iş yok güç yok." Ya da şu: " Kızım tutanın yok çekenin yok gez dolaş işte! " Ya da şu:" Ay yaa çocuk filan da yok napıyosun gündüzleri sıkılıyo musun çook" Yani hayat güzel tabiki şükür de o kadar da boş kalmıyorum be. Kalmamalı da hiç kimse. Diyesin gelir ama demez es geçersin. Niye diyeyim ki. Önce Allah bilsin. Sonra bloğuma yazarım bloğum bilsin :))
Yani bu yazının ana fikri şu canlar : Ev hatun kişilerini boşun boşu görüyorsunuz ya hani bazen. Boş başak dik dururmuş, dolu başak eğilirmiş. Bunu da unutmayın tamam mı? Ha bir de... Bence yeryüzündeki en büyük başarı, bir insanın kendini bilerek huzuru yakalamasıdır. Çünkü tüm insanların huzurlu olduğu bir dünya tadından yenmez olurdu.
(Başak benzetmesi klişenin dibi oldu ama neyse :))Bu arada son olarak belirtmeliyim ki tüm bunlar Rabbin istemesi ve yardım etmesiyle mümkün olan şeyler. Onun rahmeti olmasa yaşam enerjisinin zerresi bulaşmaz ruhlarımıza. Şükür milyon kere.
Hadi gidip yatayım. Yarın yoğun bi gün yine ve hamarat kişiler çok yorulup erken uyumak ister malum :)
Sevgiler ahali! ;)
Fotoğraf, Çanakkale'de bir tepeden... geçtiğimiz aylarda çekmiştim.
29 Temmuz 2019 Pazartesi
Plansız yaşam...
Büyük planların insanı olamıyorum. Günlük bile olsa plan yapma alışkanlığım yok. Bazılarına bakıyorum da bir hafta içinde nerede ne yapacağının çizelgesini yapıyor mesela. Kişisel gelişimciler de bas bas bağırıyor halen, plan yapın diye. Yok bende yok.
Buna neden olan travmatik değişiklikler oldu hayatımda. Kuvvetli hislerle yapıp inandığım planlar hayal oldu. Hatta bi baktım, her şeyin tam tersi oldu. Bu Mevla'nın "Fazla heyecan yapma, planları ben yaparım" deme şekliydi belki.
Sonunda kabullendim. Plan yapmıyorum. Vakit önüme neyi getirirse onu yaşıyorum. Ne varki insan, hayatının düzgün ve istikrarlı yürümesini de istiyor tabi. Bu kapsamda bir şeyler yapmak da istiyor. Ben de planı yapanla aramı güzel tutmaya gayret ediyorum ve de en küçük an dilimlerini planlayıp vakti boş geçirmemeye gayret ediyorum. Plansız ama sorumsuz değil, ihtirassız ama miskince değil... Böyle bir tavır işte. Her zaman başarılı mıyım tartışılır... Ama yine de çılgınlar gibi yıllık plan yapıp her şeyin alt üst olmasını izlemekten daha iyidir.
Mesela önceleri, gün içinde ne okumayı ya da neyi öğrenmeyi planlarsam bir asker edasıyla başına geçiyordum. Bu denli plan gerilim yaratıyor ve okuduğum ruhuma ulaşmıyordu. Ulaşsa da bir duygu birikintisi oluşmadığı için kalıcı olmuyordu. Şimdilerde okuma işini de dsiplinden azade kıldım. Güne başlarken niyetime alıyorum çoğu zaman: "Allah'ım bugün ne yaparsam senin rızan için olsun" diye. (Çünkü niyetlerimiz devasa önem taşıyor hayatlarımızda.Niyet demek kim olduğun demek. Ama bu başka bir yazının konusu. ) Gün dolu dolu geçiyor o vakit şükür. Karşıma çıkan şeyler okuduklarımdan daha etkili oluyor ve elime tevafuk eseri alıp okuduklarım daha bir kalıcı oluyor. Çünkü plan yapma kibrini taşımıyorsun o vakit. Yaradana emanet ediyorsun varlığını. Tüm planların sahibine yani. O müfredatı hazırlayıp önüne koyuyor.
Hayatımın bir dönemimde kişisel gelişimciler mürşidim olmuştu, şu anda çoğu delikanlı türk gencinde olduğu gibi... Zaman gülümsüyor sanırım böyle zamanlarda. Devam et diyor devam et... "Sana ben neler göstereceğim gör bak." Sonra aynı o zaman, her şeyin ne kadar da yalan olduğunu gösteriyor. Çırpınıp durmanın tamamen safsata olduğunu. Kişisel gelişimcilerden daha güvenilir bir mürşide ihtiyacın olduğunu hatırlatıyor sana. Sonra onu buluyorsun. Ve sükunete bürünüyor her şey. En azından şükür ki benim çizgim bu şekilde yön buldu. Yok illâ da kişisel gelişimciler mürşidimdir diyenlerin halen çırpındığını görmekteyim.
Sonuç olarak beni plansızlığa iten trajedik zaman dilimleri için bir teşekkür borçluyum Mevlaya. Dünya hayatı çok kısa. Kısa ama çarçur edilesi de değil. Çok özel bir yolculuk. Anlamına uygun sindire sindire yürümek lâzım bu yolda. Krokilerle çılgına dönmüş hız tutkunu ruhlarla değil... Belki patikalara evrilir ya da büyük ana yolların ayrımına gelirsin ama plan yapmadan yürümelisin. Varış yerinde seni bekleyenin isteğine uygun adımlarsan yolu, hiç plan yapmasan da sükunet ve sevgiyle tamamlarsın onu.
Bugün de bu kadarlık :)
Sevgiler olsun canlar.
Fotoğraf, Balat/İstanbul
Buna neden olan travmatik değişiklikler oldu hayatımda. Kuvvetli hislerle yapıp inandığım planlar hayal oldu. Hatta bi baktım, her şeyin tam tersi oldu. Bu Mevla'nın "Fazla heyecan yapma, planları ben yaparım" deme şekliydi belki.
Sonunda kabullendim. Plan yapmıyorum. Vakit önüme neyi getirirse onu yaşıyorum. Ne varki insan, hayatının düzgün ve istikrarlı yürümesini de istiyor tabi. Bu kapsamda bir şeyler yapmak da istiyor. Ben de planı yapanla aramı güzel tutmaya gayret ediyorum ve de en küçük an dilimlerini planlayıp vakti boş geçirmemeye gayret ediyorum. Plansız ama sorumsuz değil, ihtirassız ama miskince değil... Böyle bir tavır işte. Her zaman başarılı mıyım tartışılır... Ama yine de çılgınlar gibi yıllık plan yapıp her şeyin alt üst olmasını izlemekten daha iyidir.
Mesela önceleri, gün içinde ne okumayı ya da neyi öğrenmeyi planlarsam bir asker edasıyla başına geçiyordum. Bu denli plan gerilim yaratıyor ve okuduğum ruhuma ulaşmıyordu. Ulaşsa da bir duygu birikintisi oluşmadığı için kalıcı olmuyordu. Şimdilerde okuma işini de dsiplinden azade kıldım. Güne başlarken niyetime alıyorum çoğu zaman: "Allah'ım bugün ne yaparsam senin rızan için olsun" diye. (Çünkü niyetlerimiz devasa önem taşıyor hayatlarımızda.Niyet demek kim olduğun demek. Ama bu başka bir yazının konusu. ) Gün dolu dolu geçiyor o vakit şükür. Karşıma çıkan şeyler okuduklarımdan daha etkili oluyor ve elime tevafuk eseri alıp okuduklarım daha bir kalıcı oluyor. Çünkü plan yapma kibrini taşımıyorsun o vakit. Yaradana emanet ediyorsun varlığını. Tüm planların sahibine yani. O müfredatı hazırlayıp önüne koyuyor.
Hayatımın bir dönemimde kişisel gelişimciler mürşidim olmuştu, şu anda çoğu delikanlı türk gencinde olduğu gibi... Zaman gülümsüyor sanırım böyle zamanlarda. Devam et diyor devam et... "Sana ben neler göstereceğim gör bak." Sonra aynı o zaman, her şeyin ne kadar da yalan olduğunu gösteriyor. Çırpınıp durmanın tamamen safsata olduğunu. Kişisel gelişimcilerden daha güvenilir bir mürşide ihtiyacın olduğunu hatırlatıyor sana. Sonra onu buluyorsun. Ve sükunete bürünüyor her şey. En azından şükür ki benim çizgim bu şekilde yön buldu. Yok illâ da kişisel gelişimciler mürşidimdir diyenlerin halen çırpındığını görmekteyim.
Sonuç olarak beni plansızlığa iten trajedik zaman dilimleri için bir teşekkür borçluyum Mevlaya. Dünya hayatı çok kısa. Kısa ama çarçur edilesi de değil. Çok özel bir yolculuk. Anlamına uygun sindire sindire yürümek lâzım bu yolda. Krokilerle çılgına dönmüş hız tutkunu ruhlarla değil... Belki patikalara evrilir ya da büyük ana yolların ayrımına gelirsin ama plan yapmadan yürümelisin. Varış yerinde seni bekleyenin isteğine uygun adımlarsan yolu, hiç plan yapmasan da sükunet ve sevgiyle tamamlarsın onu.
Bugün de bu kadarlık :)
Sevgiler olsun canlar.
Fotoğraf, Balat/İstanbul
Etiketler:
blogger,
deneme,
insan,
insan halleri,
kişisel gelişim,
plan,
psikoloji,
ruh,
yazmak
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


