vakit etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
vakit etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Mart 2020 Pazar

Neydi o ?

   Oturup kalkmalarımız vardı. 
Vakti unutup akşamı birlikte getirişlerimiz... 
Haram değildi. Dilediğimiz kadar yapabilirdik bunu. Belki de her gün. 
Mevlâ şimdi bize bunu neden yasak etti ? 
Yanlış bir şey mi yaptık ? 
Günleri hunharca tükettiğimiz vakitlerde birlikteyken hani... "Zaman"la birlikte başka bir şeyi daha mı unuttuk ? Ya da ihmal ettik ? 
   Neydi o ? 
Bugünlerde bunu düşünmek için bolca vaktimiz olacak... 

18 Şubat 2020 Salı

Anne kızçesi

    Bu günlerde atmosferim bu kızçeyle dopdolu. Blogcanlar bu diziyi izlediklerini ve çok beğendiklerini yazıp duruyorlardı. Adı : "Anne with an E"  Zaten gündemime almıştım. Dün sevgili Ruşyenacım' da da görünce dur ya dedim,erteleyip durmayayım da başlayayım şunu izlemeye. Ah iyi ki de demişim. Buraya bi kalp koydum farzedin.

   Çocukluğuma gittim, kendimi buldum, 40 lı yaşlarıma geldim halen daha çirkin ördek yavrusu gibi hissedişlerimin kökenini çözdüm. Suyun kaldırma kuvvetini bulan zat gibi "Buldum buldumm!" diye bağırasım geldi hatta.
   Böyle doğmuşuz demek bazılarımız. Başkalarının saçma gördüğü basit şeylerle mutlu oluyoruz. Hayal gücünü başkalarına oranla daha fazla kullanıyoruz. Haksızlığa karşın ağırbaşlı olamayıp az biraz tepkisel kaçıyoruz. Vesaire vesaire... Yapacak bir şey yok. Bu gibi özelliklerle doğmuşuz o yüzden topluma kolayca eklemlenemiyoruz. E mutluysak ne gam ? Kafamızın içindeki dünya bütün evrenden daha büyük değil mi sonuçta? O vakit şükür varlığımızın her bir detayına. Koyun hadi buraya da bi kalp. Yaradana şükran anlamında...

   Neyse çok bıdı bıdı da yapmasam iyi olacak. Çünkü açıp izlemeye başlarsanız eğer Anne kızçesi çok yapacak o bıdı bıdıyı nasıl olsa :) Ama iyi ki de yapıyor diyeceğiz ona da  ;)
İzleyin canlar, hepinize sevgiler. 

7 Şubat 2020 Cuma

Hayaller

Buraya bir hayal bırakıp da gideyim. 

Meselâ çok hızlı bi insanmışım artık çok. Aynı gün içine sığdırabiliyormuşum  bir sürü şeyi. O kadınların hazırladıkları cafcaflı kahvaltı sofralarını hazırlayarak başlıyormuşum güne. Parmağı şıklatır gibi bi hızla da kaldırıyormuşum sofrayı. Hem sıra sıra bekleyen okunacak kitaplarımı okuyormuşum hem ütüleri yapıyormuşum.
Hem eşi dostu ağırlıyormuşum hem akşama nefis yemekler döktürüyormuşum. Araya da adım başı sosyal medyaya yazıyormuşum. İnstagirl ablalar gibi, hayattan, insandan, ruhtan ince ince döktürüyormuşum. Hem geridönüşüm elişlerimle uğraşıp etrafa hediyeler yapıyor hem de öyküleri denemeleri çeşit çeşit edebi işleri yazıp dosyalayıp yayınevlerine postalıyormuşum. 
Yani pes etmiyormuşum. Günün yarısında "yetişemedim yine" deyip postu sermiyormuşum. 
Ay nasıl hayal ama... Yok dua olsun bu. Hayırlı mübarek Cuma günü hürmetine. Kabul görsün inşaallah. 
Hızlan Bilgee! 

İyi de bunu yapan insanlar nasıl yetişiyo acep? O da ahirete kadar cevabını alamadığım bi soru olarak kalacak. 

Sevgiler canlar! 
Fotoğraf, Urla / İzmir 


9 Ekim 2019 Çarşamba

Amelie kafası/5

Beyin fazlalığını boşaltım seansı olan Amelie kafası yazılarımı sevdiğinizi söylüyorsunuz. Ah bi de bana sorun. Ben de en az sizler kadar seviyorum :) Bence hepimize zaman  zaman bu kafadan lâzım;)  O vakit başlayalım :)

#Ne zaman içimde birilerine karşı sinir ve öfke biriktirmeye başlasam asırlardır süregelen doğal işkence metodu olaraktan serçe parmağımı sehpanın  ya da kanepenin kenarına çarpıyorum.Ve anında kendime gelip düşüncelerimi güncelliyorum (Hadi bunu da açıklayın ateistler :))

#Trump'ın hayata bakışı eşittir üç yaşındaki bebişlerin emzik savaşı. Aslında ABD kültürüne cuk oturan başkan.

#Bi deri bileklik aldım. Aynı 60 lı yılların hippilerinin taktıklarına benziyor. Hiç çıkarmıyorum onu sağ bileğimden. Yemekte, gezmekte, abdestte hep benimle. O sağ bileğime bağlı ama beni bağlarımdan koparıyor adeta. Özgürlük hissi aşılıyor.60 lı yılların hippilerinin hisleri gibi...  

#Günlük planlara ısınmaya başladım son dönem. Bu planların içinde uzun yürüyüşler ve hatta yürüyüşler içinde uzun okumalar olduğundan belki de :) Yürüyüş yolu tenha olduğu için okuyabiliyorum yürürken. Bilim de söylüyor ama ben de söylemiş olayım ki okuduklarım bu şekilde daha akılda kalıcı.  Üstteki fotoğraf, o anlardan birinde çekildi. 

#Kış dönemi  arka balkonumda D vitamini saatleri ayarlanacak ve okuma eylemi bu saatlere devredilecek. Hadi bakalım inşaallah.

#İnsanların mutsuz olmasından,  mutsuz görünmesinden fenalık geldi. Siyaseti konuşuyor sonuç mutsuz, ailesini konuşuyor sonuç mutsuz,  ayakkabı bağcığını konuşuyor sonuç mutsuz.  İyi de mutlu olmak için senin katkın ne hayata?  Diye sorasım geliyor. Bi de en zor koşullarda hayatını sürdürmeye çalışırken mutluluk ve şükür hali içinde yüzü gülenleri tanıyorum nadiren de olsa. Ah canlarım...  

#Önümüzdeki günlerde bi ameliyat geçiricem. Ha bugün ha yarın ararlar hastaneden. Hayat öyle güzel ki.  Ameliyatlarla bile, hastanelerle bile, suratı asık hemşirelerle bile :)) 

#İzmir denince herkesin aklına deniz, güneş, palmiyeler geliyor. Ve hatta sevgi dolu insanlar geliyor. Benim de öyleydi.Bayılırdım İzmir'de yaşama fikrine.  Ama buraya gelince attığım her adımda büyük çöp yığınları görmekteyim. Deniz kenarından ücra kesimlere kadar çoğu yer çöplere teslim olmuş gibi. Diğer yandan insanlar gözle görülür şekilde kamplaşmış durumda. Makyajlı yaşlı teyzeler var burda mesela onlara gülümsediğimde böyle tuhaf  tuhaf bakıyorlar. Her hangi bir yerde yardım etmek istesem tedirgin olup  teşekkür bile etmiyorlar. İstisnalar kaideyi bozmaz tabi. Acaba tesettürlü biri olduğum için mi diye düşünesim geliyor ama yok canım diyor içimden bi başka ses. Hangi yüzyıldayız diye ekliyor.    "İzmirli olmak" markasının içi boş malesef. Her şey çok güzel değil burda, çevre ve bazı insanlar bakımından en azından... Ha mutsuz mu olucam?  Cık... Çünkü coğrafya değişmez kaderdir. Ve öğreneceklerim olmasa burda işim nedir?  Yine de Ah hayalimdeki İzmir, en azından sen hep öyle kal :) 

#Sonbahar gitmek üzere. Ama ben ona doyamadım bu sene. Az daha kalsa ya :) 

#Sosyal medyadan epey uzaklaştım son dönem. Telefonla vakit geçirmekten de... İşin sırrı vakti programlamak ve sosyal medyaya atacağın şeyleri sevdiğin yakınlarına atmaktaymış meğer :)  İyi geldi. Tavsiye ederim. 

Tamam bugünlük de bu kadar olsun ;) Şu evden çıkıp, yeni öğrendiğim kitabevinin yolunu tutayım ve  sonbahar güneşinden az daha nasipleneyim. 
Herkeslere sevgiler ! :) 

1 Ağustos 2019 Perşembe

Hamarat kelebek

   Bugünlerde acayip hamarat bir insanım.  Bin şükür. Kelebekler gibi ordan oraya uçup duruyorum sanki. (Sırf fotoğrafa atıf yapmak için kurdum şu cümleyi)

   Sabahları afyonumun patlaması sürecini nerdeyse minimuma indirdim diyebilirim. Yok öyle sabah uyanınca eline telefon almalar dakikalarca instagram kaydırmalar filan.  Çünkü babam bize geldi ve uyanır uyanmaz kahvaltı yapmak ister tatliş insan. Baba olunca bekletemiyosun. Koca olursa bekletirsin. Ayılır bayılır ağırdan alırsın,  olmadı hadi dışarda yapalım mı deyip  elin oğluna bir de simit peyniri kitlersin, oldu bitti işte kahvaltı.   Ama babacık olursaaa... Gözünü mutfakta açıp, kendini çay demlerken buluyorsun uyur uyanık.

    Kahvaltıdan sonra bulaşıklar halledilip ev düzene sokuluyor.  Bir yandan yeni güne niyetler yapılıyor. Dualar ediliyor.  Bugünlerde şöyle diyorum :
Allah'ım bugün öğreneceğim şeyler beni daha da olgunlaştırsın, gelişmeme katkı sağlasın ve beni sana daha da yaklaştırsın. Daha da daha daa...  Yetmez bu yakınlık bana! Amin...
    İşler bitince ara vermeden hoop evin kütüphane köşesine ışınlanıyorum. Sabahları serin oluyor köşe. Ama öncesinde ocaktaki çay ısıtılıp yanına kayınvalidemin Konya dan getirdiği kuruüzümler konuluyor. Her gün 21 tane kuruüzüm... Hadis var hakkında araştırın isterseniz. Çay tepsisiyle masaya oturuluyor. Bahrül medid'den yudumlamak için kollar sıvanıyor.  Onun ne olduğunu merak eden yan taraftaki kategori kısmında var,  tık tık yapsın oraya. Öğle vaktine kadar devam ediyor bu okuma eylemi.  Ama durun bi dakika!  Arada bir mola verip sabah sporumu da icra ettiğimi söylemeliyim. Çünkü sağlam kafa sağlam vücut kombini biliyorsunuz :)

    Neyse öğleden sonra programı başlıyor ardından.   Günün yemeği titizlikle tespit edilip uygulamaya konuluyor. Yemek yapmadan güne devam etmem mümkün değil. Önceleri yoktu bu hassasiyet. Yemeğiyle kocasını mutlu etme eğilimli Geyşa ruhu ne ara içime kaçtı ben de çözemedim. Dedim ya bunlar hep Emine Beder sendromu.  Ya da Sahrap Soysal mı demeliyim?  İkisinin karışımı bir şey oldum işte şu aralar.  Günün geri kalanında biraz  eve dair işler güçler  (çoğunlukla ıvır zıvır temizlik ya da çekmece düzenlemece v.s.) alıyor vakti. Yalnız bi nokta var.  Bu işler yapılırken telefon yanımda ya bir beyin bilimci döktürüyor oluyor youtube zımbırtısında,  ya da kaçırdığım bir açık oturumu dinliyorum. Ütü yaparken bir kaç sesli kitap da bitirmişliğim var.  Yani işler körü körüne yapılmıyor bilgilendirici videolarla vokallerine kavuşturuluyor mutlaka. Ve bazen videolar otomatik oynamaya başlayınca hiç hedeflemediğim videolar açılıp çok ilginç şeyler öğreniyorum. Bana faydalı şeyler. Faydalı çünkü neden?  Çünkü sabah duasını yapmıştım ya o yüzden :) Çaktınız mı??  Önce iyi niyet,  ardından güzel dua ve hoop gelişme!  Her gün ayrı bir vadide geçmiş oluyor sanki böylece :)
   Öğleden sonra için bir arkadaşla çay saati yapılacaksa da bazı kriterler var tabi.  Zaman sınırlaması oluyor en başta. Saldım çayıra türünde oturup kalkmalara ısınamadım oldum olası. Saat 18 de kalkmayı mı planladım?  Aynen uyguluyorum.  Yani çoğu zaman diyeyim bari.
   Eve geliyorum, eşim kişisi gelene kadar az biraz instagramda sevdiğim sayfaları ya da Semerkand dergi sayfalarını karıştırıyorum. Sonra sofrayı hazırlıyorum ve bunu yaparken kısa bir şeyler dinlemek için yine telefonumu açıyorum.  Hoopp eşim geliyor. Yemek yedik,  sofrayı topladım derken saat 7 30 oluyor. Benim yürüyüş vaktim! Her gün en az 40 dk.  yürümeye çalışıyorum. Evin arkasındaki uzun yürüme parkurunda... Palmiyeli hoş bir İzmir köşesi burası. Yürüyorum çünkü sağlam kafa biliyosunuz siz nerede oluyor dimi?  Taş kafalı olucam yakında, bi o kadar sağlam olacak  yani :) Neyse yürüyüş sonrası eve gel.
   Akşam eşim kişisi ya bir gezme planlamıştır ya da doğaçlama bi teklifle gelir filan... Ya da güzel bir film açılır çay demlenir şükürle içilir. Ama hiç okuma saati olmaz çünkü eşim kişisi buna yanaşmaz. Bana kalsa süper olur aslında.  Gün böylece biter.  Boş kaldım mı hiç?  Hayır, ya da çok az.  Ama sürekli duyduğum şey şu : "Ay Bilge, hayat sana güzel valla iş yok güç yok."  Ya da şu: " Kızım tutanın yok çekenin yok gez dolaş işte! " Ya da şu:" Ay yaa çocuk filan da yok napıyosun gündüzleri sıkılıyo musun çook"  Yani hayat güzel tabiki şükür de o kadar da boş kalmıyorum be. Kalmamalı da hiç kimse.  Diyesin gelir ama demez es geçersin.  Niye diyeyim ki.  Önce Allah bilsin. Sonra bloğuma yazarım bloğum bilsin :))
Yani bu yazının ana fikri şu canlar : Ev hatun kişilerini boşun boşu görüyorsunuz ya hani bazen. Boş başak dik dururmuş,  dolu başak eğilirmiş.  Bunu da unutmayın tamam mı?  Ha bir de... Bence yeryüzündeki en büyük başarı, bir insanın kendini bilerek huzuru yakalamasıdır. Çünkü tüm insanların huzurlu olduğu bir dünya tadından yenmez olurdu.
(Başak benzetmesi klişenin dibi oldu ama neyse :))Bu arada son olarak belirtmeliyim ki tüm bunlar Rabbin istemesi ve yardım etmesiyle mümkün olan şeyler.  Onun rahmeti olmasa yaşam enerjisinin zerresi bulaşmaz ruhlarımıza. Şükür milyon kere.
Hadi gidip yatayım. Yarın yoğun bi gün yine ve hamarat kişiler çok yorulup erken uyumak ister malum :)
Sevgiler ahali!  ;)
Fotoğraf, Çanakkale'de bir tepeden...  geçtiğimiz aylarda çekmiştim.

17 Haziran 2019 Pazartesi

Yaza dair...


Size yaza dair hislerimi döktüreyim canlar ;)  

#Erik olayı çok güzel. Mevla eriği yaz meyvesi yaptığı için yazı sevmemek mümkün değil diyebilirim.

#Tesettürlü hatun kişi olduğum için "mümkünse evde kalayım olur mu" modunda olurum yazları. Sokağa adım atıcam diye ödüm kopar. Dondurma almaya hep başkaları gider, çöp dökmeye hep babam giderdi onunla yaşarken, balkondan misafire eşim el sallar falan filan... Benim bahane hep hazır : "Ama  şimdi ben örtünene kadar... " (Tabi bu benim tembelliğim, çoğu tesettürlü hatun kişi ben gibi değil.Çoğu pratik ve hızlı bence)

#Antep fıstıklı kornet dondurma değişmez karavanım olur yazları.Sabah öğle akşam yiyebilirim.  Marka pek önemli değil. Küstüklerim ondan getirir. Sevindireyim şu Bilgeyi diyen ondan getirir. Yesin gariban diyen onu bilir onu alır hep.

#Evimizde buzdolabımın kapağını açtığım noktanın görüş alanına tam olarak sitenin havuz başı manzaralarının sirayet etmesi can sıkıcı gelir.Yani dolabın kapağını açtınız sonra bi saniyeliğine Hmm ne alacaktım diye düşünmeye başlarken gözünüz batı yönünde bir milim kayma yaptı. Hoopp...  Görmek istemiyorum ayol çıplak beden dolaba taze fasulyemi koyarken. (Giyim kuşam, herkesin kendi tercihi de ben burada buzdolabımın stratejik konumundan bahsediyorum)

#Eşimle birlikte yüzebilmek için deniz kenarında tenha koy bulma maceralarımızı derleyip toplasam ufak bir fasikül elde ederiz sanırsam, bi de o var. Neyse artık bir yazlığımız ve pek de keşfedilmemiş bir koyumuz var. Ama hayat ne gösterir, Mevla orada vakit geçirmeye ne kadar izin verir  bilinmez tabi.

#Yaz bana biraz evin ergen oğlunu anımsatır. Hani gece yarıları eve gelir. Hesap sormaya gelmez hemen atarlanır. Özgürdür o ne de olsa filan. Yazda da böyle gece gündüz kavramları birbirine karışıyor az biraz. Gece yarıları insanlar sokaklarda olabiliyor. Neden ? Çünkü hava çok sıcak. Üşümek yok, eve kapanmak yok. Öyle ergen oğlan havaları... 

#Tarlada bahçede güneş altında çalışması gereken insanları düşünürüm yazları. Off zor iş. Ya da kurumsal yerlerde takım elbise ve kravatla çalışması gereken beyaz yakalıları. O da zor. Nerden bilicez hangisi daha zor ? Bilemeyiz işte. Çünkü zor. Hava sıcak mı sıcak... 

#Tebdili mekan eden göçmen kuşlar var bir de.Bir süre sonra gidecek olan misafirler. Aaa leylekler bi de tabi ! Hep o yaz başlangıcı leyleği ilk  havada görürsem "ohh çok gezicem bu yaz demek" kehaneti. Ne ilgisi varsa elin leyleği ile benim yaz programımın :)) Hep de havada görürüm ;)

#Yaz demek uzuuun yaz günleri demek aslında. O uzuun günleri güzel ve anlamlı şeylerle doldurayım telaşı demek biraz da... "Tatili iyi değerlendirin" cümlesi bebe halimizdeyken kodlanıyor zihnimize ne de olsa. 

#Bazen de bir hamak geliyor gözümün önüne sadece yaz deyince. Güneşi ardına almış ağaçlar altında dünyayı umursamadan sallanan bir hamak. 

#Aslında yaz deyince aklıma çocukluğumda annemle gittiğim komşu evleri de gelir. Taş döşemeli avluları olan evler. Bir iki dakika önce buz gibi suyla yıkanmış taş döşeme avlular ve etrafını donatan renk renk sardunyalar...  Beyaz tülbentli teyzelerin eski tariş tenekelerini saksı niyetine kullanıp renkli renkli çiçeklerle doldurduğu avlular... 

Benim cephede yaz böyle canlar.Sizin cephede nasıl geçer yazlar ?
Sorup kaçıyorum. Çünkü mevsim yaz, hava da  sıcak mı sıcak...  ;) 

Fotoğraf, Alaçatı / önceki yazdan... 


13 Haziran 2019 Perşembe

Bayram ve Elif

   Günler geldi geçti. Ramazan bi güzeldi, bayram bi başka güzel... Ramazan her güzel şey gibi bi çırpıda  bitiverdi. Seneye daha güzel hemhal olalım vedasıyla bırakıp gidiverdi.

   Bayramda ise İstanbul'da idik. Gezmeyi seven dostlarımızla buluşup yine sabah akşam gezdik. Gözüme uykular basmışken gece yarılarında, afyonum patlamamışken sabahın nurunda hep birileri beni çekiştiriyor yeni yerlere gitmeyi, evden çıkmayı, sokaklara taşmayı teklif ediyordu. "Bak şurası da var!, bak buraya da gidelim!, aman ha uyumaa çıkıcaz birazdan ! Oturmaya mı geldiniz ayol !" Bu gibi baskı ve gasp cümleleriyle vaktimiz gezmeye mühürlenmişti :)  "Yorgunum, uykum var, biraz dinlensek aslında ? " gibi cümleleri de pek duymuyorlardı. Kimdi onlar ? Bizi sevgiyle ağırlayan cancağızlarımız arkadaşlarımız :)  Daha bir iki gün anca oldu evcaazıma kavuşalı ve de aklım başıma yeni  geliyor sanki :) İşte her şey bu hızla akıp giderken dertdaşım blogcuğuma uğrayamadım ve blogcanlarıma da tabii.

   Neyse evimdeyim şükür ve  az biraz daha sakinledi her şey. Ben ev insanıyım anacım, bunu bilir bunu söylerim hep.  Gelemiyorum kırlangıçlar gibi ordan oraya uçuşmalara. Ben daha çook... Nasıl desem ? Hani böyle bi yaprak yiyen Koala... Hani bi gölgede gerine gerine demlenen kedi vurdumduymazlığı... Hani bi çamurun içinde esneyen gergedan asaleti... Yok canım, son örneği çıkartalım arşivden. Yani rahat insanım, onu dicem. O sebep fazla atraksiyon ruhuma ters. Fazla sıkıştıran olursa da "Ben hızı sevmiyorum ruhum yetişemiyo sonra" deyip Kızılderili felsefesi çakıyorum muhatabıma. Öyle bakıp kalıyo. Garfield ruhcanlarıma tavsiye ederim :))

   Ha bi de kendini yerden yere vurma sendromum var ki evlere şenlik. Bence bana haksızlık ediyorum bazen. Cıks... Olmaz. Ne de olsa yaptığım çok güzel işler de var. Mesela fotoğraftaki tatliş hatunu ben diktim yeğenimin doğmamış minnağı için. Adı Elif. Ve daha bir sürü planım var yaz için. Bakalım yaptıkça yayınlarım muhakkak. Kendim için bazı kıyafet tasarımları, ev dekorasyonum için şirin dokunuşlar ve irili ufaklı hediyeler için kollarımı sıvayacağım bu yaz bol bol inşaallah. Okunacak kitaplar, izlenecek filmler ve başka başka işlerle bloğuma da asksatmadan yazabilirsem oh miss ! :)

   Peki siz neler yaptınız blocanlarım ? Yaza dair planlarınız neler ? Aaa bi yaz mimi mi hazırlasam acep. Yuhh bi sakin olayım ! Mim bloğuna döndü zati blogcuğum. Dur bi neler yaptığınıza kendim bakayım elim armut toplamıyoken ve de birileri beni bi yerlere sürüklemiyorken hazır :)))

Şuraya bi müzik de bırakayım mıı ? E tabiii bırakayım ! :)))


7 Şubat 2019 Perşembe

Bereket üzerine...


   Yan tarafa "Okuduklarımdan" diye de bir kategori açtım biliyorsunuz canlar. O kısma genellikle, abone olduğum aylık tasavvufi dergiden ilgimi çeken bölümleri eklemeyi düşündüm.(Zaman zaman başka okuduğum kitaplardan da alıntılar ekleyebilirim tabi)  Semerkand dergiyi duyanlarınız vardır belki. Son bi kaç yıldır sabahları güne bu dergiyle başlamak en büyük zevklerimden biri. Yani şu alışkanlığın yerini, ne komşuyla sabah kahveleri ne tv de janjanlı doktorlu moktorlu sabah programları ne de watsap geyikleri... Hiç biri alamadı şükür :) 

5 Şubat 2019 Salı

Elimden gelenler...

   Yan tarafa aslanlar gibi "Elimden gelenler" kategorisi açtıysam eğeer...   Ee içini de doldurmak lâzım :)  Sanırım önceki yaz yapmıştım bu hediyelik ıvır zıvır şeysilerini.  Hediyelik çünkü kendimin pek kullanmayacağı  şeyler bunlar.  Tamamen hayalgücüm kişisi ve ben ikimiz,  öylesine takılırken ortaya çıkmış şeyler. 

19 Ocak 2019 Cumartesi

Lunch Box

   Az film paylaşırım ama öz paylaşırım blogcanlarım :)  Bakın bu filmi sakin kafayla bi izleyin bu hafta sonu derim. Nefis bir lezzet bırakıyor insanda.  Günlerce etkisinden kurtulamamıştım. "Önyargılı olmamak" üzere bir kısım var filmde. Otobüs yolculuğunda geçen bir mevzu... Mesela o kısım, her önyargı taşıyacağım vakit gelir neon ışıklarıyla karşımda oynamaya başlar halen :) İzleyince hak vereceksiniz. 

16 Ocak 2019 Çarşamba

Gizli dost

  Dün uzun süredir dönüp bakamadığım bu defteri aldım elime. Hayatımın köşe başlarını, gizli sokaklarını, uçuk hayallerini döküp saçtığım bir dosttur kendisi. Uzun süredir buna yazamamıştım çünkü evlilik kurumu insanı çılgın bir iş makinesine döndürüyor kısa zamanda. Yani benim gibi ülke çoğunluğuna hükmeden işsiz ev hanımları kategorisinde olsanız bile, gün boyu boş kalıp kendinize ait bir şeylerle uğraşma imkanı lüks kaçabiliyor çoğu zaman.
  Ama 2019 la ilgili değişik bir enerji var içimde. Ev hayatına ve gün içinde kendim için de vakitler ayırmaya bi miktar daha yatkınlık sağladım sanki hamd olsun. (Tabiki en sevgilinin (c.c.) izni ve yardımıyla...) 
  Hayat su gibi akıp giderken ısrarla ve inatla ruhunu yanında tutup ona sıkı sıkı sarılan, kendini bulma ve bilme derdine düşmüş, her anın içinde saklı yaratılma lezzetini tadabilen güzel insanlara ne mutlu ama ! 
  Bugünlük bu kadar, kısa... :) 

Aa bi dakka !  güzel bir slow da bu sabahın promosyonu olsun mu? Olsun olsun  ;) 

Bolca sev, ruhuna sahip çık ve çokça yaz sevgili dünya ! :))