İçimde bazen öyle hisler açığa çıkıyor ki. Bol baharatlı alengirli yiyecekler gibi bir şeyler... Hani hem tadına bakmaya çekinirsin ama hem de deli gibi merak edersin. Öyle bi uçlarda hayaller, söyleşiler, mizahlar planlar, ütopik şeyler işte... Kafamın içinde bazen, çılgıncasına renklerle bezenen karnaval meydanına dönmüş manzaralar canlanıyor.
Eğer o anlardan birinde yanımda birileri varsa, ona ucundan bir manzara görüntüsü açayım diyorum. Kafamın içindekilerden bir güzellik hani... Gel gör ki çoğu zaman büyük bir hayali silginin hışmına uğruyor o karnaval meydanı. Gülünüp geçilerek bazen, konu apar topar kapatılarak, ciddiyete davet telaşıyla bazen...Ama hep telaşla... O renkli baharatlı harika yiyecekler acımasızca çöpe gidiyor. Sonra araba vergilerinden konuşuluyor, kira getirilerinden, ev temizliğinden, siyasetin yanık tenine bile dokunuluyor. Ama asıl seyredilesi renkler ziyan oluyor. Yeryüzünde yalnız değilsem eğer... Ki hiç sanmam.
Aman Allahım... Ne çok renk heba ediliyor her gün. Milyarlarca ton belki, vahşet...
Güzel hafta sonları olsun dostlar...
Renkleri ziyan etmeyin, seyreyleyin...
fikir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
fikir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
7 Aralık 2019 Cumartesi
30 Temmuz 2019 Salı
Bu ülke
Geçtiğimiz anneler gününde almıştı bu kitabı sevgili eşim. Annelik nasip olmadı bana. Şu saatten sonra olur mu bilmem. Rabbim bilir. Hiç bir konuda ihtirasla istememeyi öğretti yıllar bana. Annelik de öyle bir arafta konu benim için. Olsa süper olur ama olmuyorsa da vardır Mevla'nın bir bildiği düşüncesindeyim yani. Sevgi dolu anne evlat diyaloglarına bayılırım, bebişlere her türlü tav olup dibim düşene kadar hayran kalırım filan... Ama yine de böyle şeylerin içimde yakıcı hisler oluşturmasına fırsat vermiyorum şükür. Rabbimin izniyle tabi...
Ne var ki şu anneler günü gelip çatınca az biraz dengem oynuyor. Yani belki de çok biraz :) Bilemiyorum artıkın. Hayır rahmetli anneciği kaybetmişim 2010 da. Kendimin de bir evladı yok halihazırda. Ama her yer "anne anne!" nidalarıyla inlerken iç sesi susturmak zor tabi. Her şeyin ama her şeyin, tüm varlıklarımızın ve yokluklarımızın da Allah'tan gelen güzel birer mektup olduğu gerçeğini hatırlayarak pansuman etmek var ya hani dertleri... İşte o süper bir şey. Anında kalıcı etki. Bin şükür...
Yine de geçtiğimiz anneler günü dedim ki kocam kişisine: " Bak kocacım ! Doğum günümde istemem evlilik yıldönümü filan da tırt! Ama anneler gününde bana hediye alacaksın! Kitap olursa makbule geçer! " Ay ne yapayım onun akıl etmesini mi bekleyeyim? Hiç bekleyemem. Arabada gidiyorduk. Canımcım hemen hay hay deyip rotasını değiştirdi arabanın. En yakın kitapçıya gidip mutlu etti beni. Cemil Meriç'in "Bu ülke" siyle buluşmamız böyle oldu işte :)
Şu fikir kitabından bahsetmek için bu alakasız girişi yapmak da bana özgü yapacak bir şey yok :)
"Bu ülke" bir iki kez okunası bir kitap bence. Daha çok bir ansiklopedi havasında sanki. Yazarın dönemine ve öncesine dair fikir adamları,akımlar,tarihi gelişmeler ve dillendirilmeyen onca gerçeğin en objektif şekilde aktarımı yapılmış. Ayrıca Cemil Meriç'in biyografisi de mevcut kitapta. Fildişi kulesini kıskanmamak mümkün değil. O da ne derseniz yazarla birlikte efsaneleşen bir metafor diyebiliriz belki. Cemil Meriç gibi fikir adamlarının değerinin yaşarken bilindiği özel bir dünya hayal ediyorum. Ne güzel olurdu.
Kitaptan bir kaç alıntıyla sonlandırayım yazıyı.
"Din, aşk, şiir. Boşlukta yuvarlanan insanın, bir yıldıza attığı merdivenler..."
"Münakaşa eden iki insan... Aynı graniti yontan iki heykeltıraş, aynı hakikati arayan iki yol arkadaşı, hedefi tahrip değil terkiptir bu kavganın.... "
"Denize attığın bir şişe her kitap. Asırlar kumsalda oynayan birer çocuk, içine gönlünü boşlattığın şişeyi belki açarlar, belki açmazlar."
Ah ruhum... Diyor insan değil mi. Okuyalım güzelleşelim be canlar. Tavsiyemdir kitap. Sevgiler herkeslerime :)
Ne var ki şu anneler günü gelip çatınca az biraz dengem oynuyor. Yani belki de çok biraz :) Bilemiyorum artıkın. Hayır rahmetli anneciği kaybetmişim 2010 da. Kendimin de bir evladı yok halihazırda. Ama her yer "anne anne!" nidalarıyla inlerken iç sesi susturmak zor tabi. Her şeyin ama her şeyin, tüm varlıklarımızın ve yokluklarımızın da Allah'tan gelen güzel birer mektup olduğu gerçeğini hatırlayarak pansuman etmek var ya hani dertleri... İşte o süper bir şey. Anında kalıcı etki. Bin şükür...
Yine de geçtiğimiz anneler günü dedim ki kocam kişisine: " Bak kocacım ! Doğum günümde istemem evlilik yıldönümü filan da tırt! Ama anneler gününde bana hediye alacaksın! Kitap olursa makbule geçer! " Ay ne yapayım onun akıl etmesini mi bekleyeyim? Hiç bekleyemem. Arabada gidiyorduk. Canımcım hemen hay hay deyip rotasını değiştirdi arabanın. En yakın kitapçıya gidip mutlu etti beni. Cemil Meriç'in "Bu ülke" siyle buluşmamız böyle oldu işte :)
Şu fikir kitabından bahsetmek için bu alakasız girişi yapmak da bana özgü yapacak bir şey yok :)
"Bu ülke" bir iki kez okunası bir kitap bence. Daha çok bir ansiklopedi havasında sanki. Yazarın dönemine ve öncesine dair fikir adamları,akımlar,tarihi gelişmeler ve dillendirilmeyen onca gerçeğin en objektif şekilde aktarımı yapılmış. Ayrıca Cemil Meriç'in biyografisi de mevcut kitapta. Fildişi kulesini kıskanmamak mümkün değil. O da ne derseniz yazarla birlikte efsaneleşen bir metafor diyebiliriz belki. Cemil Meriç gibi fikir adamlarının değerinin yaşarken bilindiği özel bir dünya hayal ediyorum. Ne güzel olurdu.
Kitaptan bir kaç alıntıyla sonlandırayım yazıyı.
"Din, aşk, şiir. Boşlukta yuvarlanan insanın, bir yıldıza attığı merdivenler..."
"Münakaşa eden iki insan... Aynı graniti yontan iki heykeltıraş, aynı hakikati arayan iki yol arkadaşı, hedefi tahrip değil terkiptir bu kavganın.... "
"Denize attığın bir şişe her kitap. Asırlar kumsalda oynayan birer çocuk, içine gönlünü boşlattığın şişeyi belki açarlar, belki açmazlar."
Ah ruhum... Diyor insan değil mi. Okuyalım güzelleşelim be canlar. Tavsiyemdir kitap. Sevgiler herkeslerime :)
Etiketler:
annelik,
bu ülke,
Cemil Meriç,
edebiyat,
fikir,
iç sesler,
kitap,
Okuduklarımdan,
şükür,
ütopya,
yazar,
yazmak
24 Şubat 2019 Pazar
Fazıl Say / Black Earth
Madem ki bugünüm çok hareketli geçti ve bloğuma dönüp bir şeycikler yazamadım. Madem ki yarın da plan program dolu ve bloğuma dönüp bir şeyler yazamayacağım yine. O vakit iki arada bir derede geceye bir tını bırakır da giderim.
Ha belki de şuncacık bir şey de anlatabilirim gece gece. İnandığım gibi yaşadığım için alışılmış kalıplara zorla sokulmak sık sık karşılaştığım bir şey. Telefonumdaki dinlediğim şarkıları, kafasında beni soktuğu kalıba uygun bulmayan bir yakınım "Bilge senin bunları dinlemen doğru mu ? Türk sanat müziği filan dinlemez mi senin gibiler ?" diye sorunca içine zorla konulduğum kalıpta bana iyice daral gelmişti bir gün. "Türk sanat müziğinden de dinlediğim güzel şeyler var. Ama dinlediğim müziği de seviyorum." demekle yetinmiştim ama içimde ne isyanlar ne feveranlar... Sonra dedim ki kendime, "Kızım bu ne şiddet bu celal ? İlk defa mı karşılaşıyorsun bu kalıp şeysiyle ?"
Oysa daha sakin olabilseydim o an, şunları söylemek isterdim :
Müzik, tarihimizde mizaçlara göre şifa niyetine kullanılmış bir tedavi unsuru. Herkesin doğum anına göre yatkın olduğu müzik tespit edilip onlar dinletilirmiş Osmanlı şifahanelerinde. Ayrıca ben (Yaradan'dan) gaflete düşmekten imtina ederim müzikten ziyade. Gaflet sadece müzikle değil, bazen ticaretle, bazen işle güçle, bazen evlatla giriyor usulca şu bünyelere... Neyse...
O zaman ? O zaman iyi geceler herkese ve düşmeyin hiç bir şeyle (bir saniyeliğine bile) gaflete ! ;)
Şunu dinlerken bile... :)
Not : Fotoğraf, Hafza Sultan Şifahanesi/Manisa
Ha belki de şuncacık bir şey de anlatabilirim gece gece. İnandığım gibi yaşadığım için alışılmış kalıplara zorla sokulmak sık sık karşılaştığım bir şey. Telefonumdaki dinlediğim şarkıları, kafasında beni soktuğu kalıba uygun bulmayan bir yakınım "Bilge senin bunları dinlemen doğru mu ? Türk sanat müziği filan dinlemez mi senin gibiler ?" diye sorunca içine zorla konulduğum kalıpta bana iyice daral gelmişti bir gün. "Türk sanat müziğinden de dinlediğim güzel şeyler var. Ama dinlediğim müziği de seviyorum." demekle yetinmiştim ama içimde ne isyanlar ne feveranlar... Sonra dedim ki kendime, "Kızım bu ne şiddet bu celal ? İlk defa mı karşılaşıyorsun bu kalıp şeysiyle ?"
Oysa daha sakin olabilseydim o an, şunları söylemek isterdim :
Müzik, tarihimizde mizaçlara göre şifa niyetine kullanılmış bir tedavi unsuru. Herkesin doğum anına göre yatkın olduğu müzik tespit edilip onlar dinletilirmiş Osmanlı şifahanelerinde. Ayrıca ben (Yaradan'dan) gaflete düşmekten imtina ederim müzikten ziyade. Gaflet sadece müzikle değil, bazen ticaretle, bazen işle güçle, bazen evlatla giriyor usulca şu bünyelere... Neyse...
O zaman ? O zaman iyi geceler herkese ve düşmeyin hiç bir şeyle (bir saniyeliğine bile) gaflete ! ;)
Şunu dinlerken bile... :)
Not : Fotoğraf, Hafza Sultan Şifahanesi/Manisa
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


