Bu başlığı kendime attım. Yani içimdeki ben duysun diye. İnşaallah duyar. Aslında hepimiz az az da olsa içimizdeki benlerle konuşsak dışarıdan eleştirel bir ağızmış gibi. Güzel olmaz mı ? Olur olur...
Öyle bir zamanda yaşıyoruz ki artık insanoğlunun kendini bir tek Yaradanın yerine koymadığı kaldı. Her eşyanın en iyisini kullanalım, en iyi yerleri gezelim, en iyi yemekleri yiyelim haaa hepsinden önemlisi var!! Nedir o? En kaliteli dostlar bizim olsun. Tabi tabi. (Bulursan bu kadar madde esiri insan içinde manevi zenginliği olan bir dost bana da haber ver.)
Bu kadar "en iyi"yi neden ve nasıl hak ediyoruz ya da hak ettiğimizi düşünüyoruz o da ayrı konu ama meselenin daha özünde olan bir şey var. Daha facia bir şey. Daha acınası bir şey. O nedir peki? Bulamayışımız! Bulamıyoruz çünkü her şeyin en iyisine tek bir hayat içinde kavuşmak çok zor. Velev ki zar zor kavuştun, bu sefer de kaybetme korkusu huzur bırakmıyor. Çünkü eninde sonunda o güzelliklerden kopacağını biliyorsun.
Bir tanıdığım vardı. Bu saydığım "en iyi"lere aşağı yukarı sahip olmuştu. İyi bir eş iyi bir meslek çok tatliş çocuklar ve sabah akşam gezmeler tozmalar amanın! Tam bir instagram çiçeğiydi :)) Bir keresinde ailesiyle çekildiği mutlu bir fotoğrafın altına şöyle yazmıştı: Keşke zaman durup kalsa! Evet çünkü biliyordu şimdi mutluydu ama bir akıbet gelecek ki hepsinden ayrılacaktı. Belki onun ayrımına vardığı bir andı.
Yani demem o ki, öznesi değiliz şu hayatın sadece nesnesiyiz. Bir kenarda duran ve bir süre sonra oradan eksilip gidecek bir nesne... O zaman neden özne taklidi yapıp duruyoruz.
"En güzel şeyleri yiyorum yuppiee! Hatta bunu herkes bilsin aman haaa!!! " Bu saçma hezeyan bir nesne için fazla abartılı değil mi. Bir de bunu yaparken kırıp incittiklerimiz özendirdiklerimiz ve bir sürü yıkıcı duyguyu inşa edişimiz...
"Ay sadece kaliteli insanlarla dostluklar kurarım" Ooo ne kalite sendeki de ama. Bir yaralı yüreğe derman olma da git maddi manevi kendini düzeltmiş seçkinlerle gönül eyle. Yönsüz kalmış bir çaresize ışık tutuvermek senin neyine?! Sen kaliteli dost bul anca... (Şahsen bu insan seçme mevzusunda da çok radikal dönüşümler içindeyim bilahare ayrı bir yazıda buna da yer vermek isterim hatta. ) Açıkçası bir hayat kadınına cesaret verip güzel bir yöne evrilmesini sağlayacaksa eğer muhabbetim, en kaliteli(!) dosta ayrılacak vaktin önüne koyarım o muhabbeti.
Yahu özne değiliz! Tekmişiz biricikmişiz gibi davranıp duruşlarımız niye? Tabiki Rabbimizin biriciğiyiz ama bizim gibi milyon tane biricik var yeryüzünde. Kimisi ücra bir varoşta kimisi yatta handa hamamda... Herkesin serüveni farklı hikayesi ve imtihanı farklı ama aynı olan bir şey var. Herkes Rabbinin biriciği! O vakit niye her şey etrafımızda dönüyormuş gibi gülücükler saçıyoruz?
Gülücüklerimizi tüm bu evrenin bir parçası oluşumuzun şükranı için saçsak ya. Dönüp duran şu alemin onca tılsımlı yaradılmışına duyduğumuz hayranlık için saçsak ya. Kendimiz, sahip olduklarımız ve maddi şeyler dışında gülümseyerek hayatın içinden çekip çıkarılacak onca şey varken...Denizler okyanuslar varken... Bir yudumluk bile yer kaplamayan varlığımızla vakit kaybedip durmak niye ?
Mevlana'nın "güneş gibi ol" deyişini ben nasıl algılayayım ki başka? Güneş her ücraya nüfuz etmek için yanmıyor mu deli gibi? Gösteriş telaşından ziyade her zerreye ışık vurmaya gayret etmiyor mu? "Kaliteli dost seçerim valla" diyor mu ? Rabbi ona öyle emretmedi mi çünkü?
Neyse coştum dostlar... Gün başlasın hadi. Sihirli tılsımlı halleriyle ne öğretecekse öğretsin bugün de zaman. Ama hiç unutturmasın özne olmadığımızı.
Günaydınlar herkese.
Fotoğraf, Denizli'de bir dere kenarı. Kök kısımları kendinden daha fazla bir ağaç. Toprağın üstünde gördüğümüzde ne kadar farklı. Hiç bir şey göründüğü gibi değil dimi. Biz de dahil olmak üzere... Daha dikkatli bakalım kendimize. Neyiz aslında?
içimden gelenler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
içimden gelenler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
16 Temmuz 2019 Salı
30 Haziran 2019 Pazar
İstanbul gezisinden...
Ah bi oturup da bloğuma döktürecek zamanım mı var. Sorsan ev hatun kişisiyim ama boş vakte gelince Trump'ın sekreteri mübarek. Neysem ben de şimdi oturdum Foça sahildeki yazlığın balkonuna; ıssız gece, kuvvetli rüzgâr ve de hırçın dalgalar eşliğinde bir blogcanlık yapayım dedim. İstanbul gezimizden fotoğrafların altına notlar yazıp bi paylaşım bırakayım şu gariban kalmış blogcuğuma... Birer cümle bırakıp kaçayım hemencik. Ev halkı söylenmesin. Yok telefon elinde napıyosun da, yok bi gel içeri otur da... Bıdı bıdı bıdı...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
