Bir ağacın dallarıyla bir beynin nöronları çok benzer birbirine.
Dallar, nöronlar...
Uzaklardan bir kuş gelip konar ağacın dallarından birine. Tam meyveyi didikleyip zarar vereceği sırada bir rüzgâr eser, uçar gider kuş. Zarar veremez.
Uzaklardan bir acı hatıra gelip konar nöronlardan birine. Tam köklenip acı vereceği sırada bir "hamd" rüzgârı eser zihninde. Her şeye rağmen yaradana kul olma rızası serinletir ruhunu. Acı hatıra, uçar gider nörondan. Zarar veremez.
Beyin sağlığı önemli. Dallar ve nöronlar...Teşbih güzel şey.
Huzurlu vakitler olsun canlar.
Fotoğraf, Ayrancılar /İzmir
edebiyat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
edebiyat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
10 Mart 2020 Salı
7 Şubat 2020 Cuma
Hayaller
Buraya bir hayal bırakıp da gideyim.
Meselâ çok hızlı bi insanmışım artık çok. Aynı gün içine sığdırabiliyormuşum bir sürü şeyi. O kadınların hazırladıkları cafcaflı kahvaltı sofralarını hazırlayarak başlıyormuşum güne. Parmağı şıklatır gibi bi hızla da kaldırıyormuşum sofrayı. Hem sıra sıra bekleyen okunacak kitaplarımı okuyormuşum hem ütüleri yapıyormuşum.
Hem eşi dostu ağırlıyormuşum hem akşama nefis yemekler döktürüyormuşum. Araya da adım başı sosyal medyaya yazıyormuşum. İnstagirl ablalar gibi, hayattan, insandan, ruhtan ince ince döktürüyormuşum. Hem geridönüşüm elişlerimle uğraşıp etrafa hediyeler yapıyor hem de öyküleri denemeleri çeşit çeşit edebi işleri yazıp dosyalayıp yayınevlerine postalıyormuşum.
Yani pes etmiyormuşum. Günün yarısında "yetişemedim yine" deyip postu sermiyormuşum.
Ay nasıl hayal ama... Yok dua olsun bu. Hayırlı mübarek Cuma günü hürmetine. Kabul görsün inşaallah.
Hızlan Bilgee!
İyi de bunu yapan insanlar nasıl yetişiyo acep? O da ahirete kadar cevabını alamadığım bi soru olarak kalacak.
Sevgiler canlar!
Fotoğraf, Urla / İzmir
Meselâ çok hızlı bi insanmışım artık çok. Aynı gün içine sığdırabiliyormuşum bir sürü şeyi. O kadınların hazırladıkları cafcaflı kahvaltı sofralarını hazırlayarak başlıyormuşum güne. Parmağı şıklatır gibi bi hızla da kaldırıyormuşum sofrayı. Hem sıra sıra bekleyen okunacak kitaplarımı okuyormuşum hem ütüleri yapıyormuşum.
Hem eşi dostu ağırlıyormuşum hem akşama nefis yemekler döktürüyormuşum. Araya da adım başı sosyal medyaya yazıyormuşum. İnstagirl ablalar gibi, hayattan, insandan, ruhtan ince ince döktürüyormuşum. Hem geridönüşüm elişlerimle uğraşıp etrafa hediyeler yapıyor hem de öyküleri denemeleri çeşit çeşit edebi işleri yazıp dosyalayıp yayınevlerine postalıyormuşum.
Yani pes etmiyormuşum. Günün yarısında "yetişemedim yine" deyip postu sermiyormuşum.
Ay nasıl hayal ama... Yok dua olsun bu. Hayırlı mübarek Cuma günü hürmetine. Kabul görsün inşaallah.
Hızlan Bilgee!
İyi de bunu yapan insanlar nasıl yetişiyo acep? O da ahirete kadar cevabını alamadığım bi soru olarak kalacak.
Sevgiler canlar!
Fotoğraf, Urla / İzmir
Etiketler:
edebiyat,
ev işleri,
gündelik yazılar,
hareket,
hayal,
hayalgücü,
hız,
işler güçler,
vakit,
yazmak
30 Temmuz 2019 Salı
Bu ülke
Geçtiğimiz anneler gününde almıştı bu kitabı sevgili eşim. Annelik nasip olmadı bana. Şu saatten sonra olur mu bilmem. Rabbim bilir. Hiç bir konuda ihtirasla istememeyi öğretti yıllar bana. Annelik de öyle bir arafta konu benim için. Olsa süper olur ama olmuyorsa da vardır Mevla'nın bir bildiği düşüncesindeyim yani. Sevgi dolu anne evlat diyaloglarına bayılırım, bebişlere her türlü tav olup dibim düşene kadar hayran kalırım filan... Ama yine de böyle şeylerin içimde yakıcı hisler oluşturmasına fırsat vermiyorum şükür. Rabbimin izniyle tabi...
Ne var ki şu anneler günü gelip çatınca az biraz dengem oynuyor. Yani belki de çok biraz :) Bilemiyorum artıkın. Hayır rahmetli anneciği kaybetmişim 2010 da. Kendimin de bir evladı yok halihazırda. Ama her yer "anne anne!" nidalarıyla inlerken iç sesi susturmak zor tabi. Her şeyin ama her şeyin, tüm varlıklarımızın ve yokluklarımızın da Allah'tan gelen güzel birer mektup olduğu gerçeğini hatırlayarak pansuman etmek var ya hani dertleri... İşte o süper bir şey. Anında kalıcı etki. Bin şükür...
Yine de geçtiğimiz anneler günü dedim ki kocam kişisine: " Bak kocacım ! Doğum günümde istemem evlilik yıldönümü filan da tırt! Ama anneler gününde bana hediye alacaksın! Kitap olursa makbule geçer! " Ay ne yapayım onun akıl etmesini mi bekleyeyim? Hiç bekleyemem. Arabada gidiyorduk. Canımcım hemen hay hay deyip rotasını değiştirdi arabanın. En yakın kitapçıya gidip mutlu etti beni. Cemil Meriç'in "Bu ülke" siyle buluşmamız böyle oldu işte :)
Şu fikir kitabından bahsetmek için bu alakasız girişi yapmak da bana özgü yapacak bir şey yok :)
"Bu ülke" bir iki kez okunası bir kitap bence. Daha çok bir ansiklopedi havasında sanki. Yazarın dönemine ve öncesine dair fikir adamları,akımlar,tarihi gelişmeler ve dillendirilmeyen onca gerçeğin en objektif şekilde aktarımı yapılmış. Ayrıca Cemil Meriç'in biyografisi de mevcut kitapta. Fildişi kulesini kıskanmamak mümkün değil. O da ne derseniz yazarla birlikte efsaneleşen bir metafor diyebiliriz belki. Cemil Meriç gibi fikir adamlarının değerinin yaşarken bilindiği özel bir dünya hayal ediyorum. Ne güzel olurdu.
Kitaptan bir kaç alıntıyla sonlandırayım yazıyı.
"Din, aşk, şiir. Boşlukta yuvarlanan insanın, bir yıldıza attığı merdivenler..."
"Münakaşa eden iki insan... Aynı graniti yontan iki heykeltıraş, aynı hakikati arayan iki yol arkadaşı, hedefi tahrip değil terkiptir bu kavganın.... "
"Denize attığın bir şişe her kitap. Asırlar kumsalda oynayan birer çocuk, içine gönlünü boşlattığın şişeyi belki açarlar, belki açmazlar."
Ah ruhum... Diyor insan değil mi. Okuyalım güzelleşelim be canlar. Tavsiyemdir kitap. Sevgiler herkeslerime :)
Ne var ki şu anneler günü gelip çatınca az biraz dengem oynuyor. Yani belki de çok biraz :) Bilemiyorum artıkın. Hayır rahmetli anneciği kaybetmişim 2010 da. Kendimin de bir evladı yok halihazırda. Ama her yer "anne anne!" nidalarıyla inlerken iç sesi susturmak zor tabi. Her şeyin ama her şeyin, tüm varlıklarımızın ve yokluklarımızın da Allah'tan gelen güzel birer mektup olduğu gerçeğini hatırlayarak pansuman etmek var ya hani dertleri... İşte o süper bir şey. Anında kalıcı etki. Bin şükür...
Yine de geçtiğimiz anneler günü dedim ki kocam kişisine: " Bak kocacım ! Doğum günümde istemem evlilik yıldönümü filan da tırt! Ama anneler gününde bana hediye alacaksın! Kitap olursa makbule geçer! " Ay ne yapayım onun akıl etmesini mi bekleyeyim? Hiç bekleyemem. Arabada gidiyorduk. Canımcım hemen hay hay deyip rotasını değiştirdi arabanın. En yakın kitapçıya gidip mutlu etti beni. Cemil Meriç'in "Bu ülke" siyle buluşmamız böyle oldu işte :)
Şu fikir kitabından bahsetmek için bu alakasız girişi yapmak da bana özgü yapacak bir şey yok :)
"Bu ülke" bir iki kez okunası bir kitap bence. Daha çok bir ansiklopedi havasında sanki. Yazarın dönemine ve öncesine dair fikir adamları,akımlar,tarihi gelişmeler ve dillendirilmeyen onca gerçeğin en objektif şekilde aktarımı yapılmış. Ayrıca Cemil Meriç'in biyografisi de mevcut kitapta. Fildişi kulesini kıskanmamak mümkün değil. O da ne derseniz yazarla birlikte efsaneleşen bir metafor diyebiliriz belki. Cemil Meriç gibi fikir adamlarının değerinin yaşarken bilindiği özel bir dünya hayal ediyorum. Ne güzel olurdu.
Kitaptan bir kaç alıntıyla sonlandırayım yazıyı.
"Din, aşk, şiir. Boşlukta yuvarlanan insanın, bir yıldıza attığı merdivenler..."
"Münakaşa eden iki insan... Aynı graniti yontan iki heykeltıraş, aynı hakikati arayan iki yol arkadaşı, hedefi tahrip değil terkiptir bu kavganın.... "
"Denize attığın bir şişe her kitap. Asırlar kumsalda oynayan birer çocuk, içine gönlünü boşlattığın şişeyi belki açarlar, belki açmazlar."
Ah ruhum... Diyor insan değil mi. Okuyalım güzelleşelim be canlar. Tavsiyemdir kitap. Sevgiler herkeslerime :)
Etiketler:
annelik,
bu ülke,
Cemil Meriç,
edebiyat,
fikir,
iç sesler,
kitap,
Okuduklarımdan,
şükür,
ütopya,
yazar,
yazmak
6 Şubat 2019 Çarşamba
Biraz duygusal...
Annem beni büyütürken bir kız çocuğuna yüklenmesi gereken somut donanımları hep es geçti. İsteyerek yaptı ya da şartlar onu gerektirdi bilemiyorum. Belki ben de çok istekli bir öğrenci olamadım gündelik hayata karışma konusunda. Bir şekilde yaşıtlarımın güncellemesi zamana ve şartlara karşı habire yenilenirken, ben hep gerilerde kalıyordum. Mesela bakıyordum, yaşıtlarım bazen evin o günkü yemeğini tek başına yapabiliyordu. Ama ben halen önüne hazır getirilen yemeği yemem için yalvarılan yaşa takılı kalmıştım...Bilge kitap okumak istiyorsa onu okusundu. Meşru dairede ne yapmak istiyorsa onu yapsındı hep. Annecim rahmetli, beni 40 yaşları civarında doğurmuştu. Evin en küçüğüydüm.Bazen benimle ilgili olarak şöyle derdi: "Bunu keyif çocuğu olarak doğurdum. Elini sıcak sudan soğuk suya sokmak istemiyorum, öyle de bir hayat yaşasın inşaallah" Ah kuzum...
Etiketler:
ağır yazılar,
Biraz duygusal,
blog,
blogger,
deneme,
edebiyat,
oku,
okumak,
yazmak
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



