yazar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yazar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Aralık 2019 Cuma

Amelie Kafası/7

# Babam bizimle yine yeniden hamd olsun ! 80 yaşında kendisi.  Bi süreliğine bizimle yaşayacak. Kulakları ağır işittiği için ona söylediklerimi yüksek sesle duyurmam gerekiyor. Ama sesimi yükseltirken de rahatsız oluyorum çoğu zaman, sanki onu rencide edecekmişim gibi geliyor. Bi değişik... 

#Şehir kütüphanesine abone oldum. Hem spor olsun gider gelirim bi kaç haftada bir diye, hem de aradığım bazı kitapları bulurum diye. Buluyorum da... Kütüphaneler iyi ki varlar. 

#Geçen gün, büyüdüğüm kasabadaki Aysel teyzeyi aradım. Annemin kankasıydı bir zamanlar. Annemi kaybettikten sonra onun dostları daha bir kıymete bindi gözümde. Tek başına yaşıyor Aysel teyze. Romatizmaları azmış son dönem, onu anlattı. Oturduğu daire üçüncü kat. Odun sobası yakıyormuş halen. Eşi vefat etmeden önce, bi makara sistemi kurup odunu kömürü daha kolay daireye taşımayı akıl etmiş ama Aysel teyze binanın görüntüsü bozulur diye reddetmiş. Şimdi zar zor taşıyormuş. Bazen de iyi kalpli insanlar yardımcı oluyormuş. Yalnızlık ve gitgide  zorlaşan fiziksel koşullar... Yine güzel bi ihtiyarlık duası yaptırdı yüreğime. 

# Geçen gün üst katımdaki doktor komşumla (beyin cereahı) asansörde karşılaştık. Genelde hep koşuşturma içinde ve telaşlı olur. Göz kontağı bile kurmaz pek, vakti yok kadının haklı. Ama geçen gün beni gördüğünde sarılıp öptü. Şaşırdım. Bi şeylere susamış gibiydi. Ayak üstü lafladık. Belki de sıradan bir muhabbete susamıştı. 

# Blog dünyasını gezemiyorum pek ama aklım kalıyor aslında çoğunda. Kimler neler yapıyor nelerden bahsediyor. Ah vakit ah...

# Günler çıldırmış bir hızla akıyor resmen. Koşuşturmadan rutinlere bile yetişmek mümkün değil. Uzun yaz günlerini özlemek için erken mi ? 

# Farkındaysanız ne kadar ağır oturaklı şeyler yazdım, Amelie köşesine  hem de. Sanırım artık gerçekten olgun biri olmaya başladım şükürler olsun. Yani yaşım gibi hani kırklar filan... Neyse hadi inşaallah. 

#Kışın gelmesiyle birlikte kaloriferleri açtık. Kalorifer peteklerimizde bir hava boşluğu var sanırım. Belli aralıklarla tık  tık diye ses çıkarmaya başlıyor. O esnada gidip düğmesini hafifçe kımıldattığınızda ses kesiliyor. Önceleri sinir  oluyordum çünkü sürekli yerimden kalkmam gerekiyordu. Geçen gün aklıma hematoloji doktorumun dedikleri geldi. Kanımda pıhtılaşma eğilimi varmış. "Sürekli hareket halinde olmalısınız Bilge hanım. Uzun süreli durağanlıklardan kaçının. " Tabi yaa... dedim sonra kendi kendime. Okumayı sevdiğim için vaktimin çoğu oturarak geçiyor malesef. Yani çoğunkla öyle... Mevlâ benimle ki beni öylece kendi halime bırakmıyor.  Kalorifer petekleriyle irkiltip beni harekete geçiriyor şükürler olsun. 

# Bugünlerde ısırgan otuyla aşk yaşıyoruz. Her türlü seviyorum onu seviyorum duysun alem ! Salatası, mücveri, böreği... O kalp ben. 

# "İrade terbiyesi" diye bir kitaba başladım. Yazarı Jules Payot. Okuyanınız vardır belki. Bitirince paylaşırım yorumumu. Şimdilik faydasını görüyorum diyebilirim ama. 

Hadi bugünlük bu kadar olsun ;) 
Sevgiler herkese, iyi bakın yüreciğinize... 

30 Temmuz 2019 Salı

Bu ülke

   Geçtiğimiz anneler gününde almıştı bu kitabı sevgili eşim. Annelik nasip olmadı bana. Şu saatten sonra olur mu bilmem.  Rabbim bilir. Hiç bir konuda ihtirasla istememeyi öğretti yıllar bana.  Annelik de öyle bir arafta konu benim için.  Olsa süper olur ama olmuyorsa da vardır Mevla'nın bir bildiği düşüncesindeyim yani.  Sevgi dolu anne evlat diyaloglarına bayılırım, bebişlere her türlü tav olup  dibim düşene kadar hayran kalırım filan... Ama yine de böyle şeylerin içimde yakıcı hisler oluşturmasına fırsat vermiyorum şükür. Rabbimin izniyle tabi...

    Ne var ki şu anneler günü gelip çatınca az biraz dengem oynuyor. Yani belki de çok biraz :) Bilemiyorum artıkın. Hayır rahmetli  anneciği kaybetmişim 2010 da.  Kendimin de bir evladı yok halihazırda. Ama her yer "anne anne!" nidalarıyla inlerken iç sesi susturmak zor tabi. Her şeyin ama her şeyin,  tüm varlıklarımızın ve yokluklarımızın  da Allah'tan gelen güzel birer mektup olduğu gerçeğini hatırlayarak pansuman etmek var ya hani dertleri...  İşte o süper bir şey. Anında kalıcı etki.  Bin şükür...

   Yine de geçtiğimiz anneler günü dedim ki kocam kişisine: " Bak kocacım !  Doğum günümde istemem evlilik yıldönümü filan da tırt!  Ama anneler gününde bana hediye alacaksın!  Kitap olursa makbule geçer! "  Ay ne yapayım onun akıl etmesini mi bekleyeyim?  Hiç bekleyemem. Arabada gidiyorduk. Canımcım hemen hay hay deyip rotasını değiştirdi arabanın. En yakın kitapçıya gidip mutlu etti beni. Cemil Meriç'in "Bu ülke" siyle buluşmamız böyle oldu işte :)

    Şu fikir kitabından bahsetmek için bu alakasız girişi yapmak da bana özgü yapacak bir  şey yok :)

    "Bu ülke" bir iki kez okunası bir kitap bence. Daha çok bir ansiklopedi havasında sanki.  Yazarın dönemine ve öncesine dair fikir adamları,akımlar,tarihi gelişmeler ve dillendirilmeyen onca gerçeğin en objektif şekilde aktarımı yapılmış.  Ayrıca Cemil Meriç'in biyografisi de mevcut kitapta.  Fildişi kulesini kıskanmamak mümkün değil. O da ne derseniz yazarla birlikte efsaneleşen bir metafor diyebiliriz belki.  Cemil Meriç gibi fikir adamlarının değerinin yaşarken bilindiği özel bir dünya hayal ediyorum. Ne güzel olurdu.
Kitaptan bir kaç alıntıyla sonlandırayım yazıyı.

"Din, aşk, şiir.  Boşlukta yuvarlanan insanın,  bir yıldıza attığı merdivenler..."

"Münakaşa eden iki insan... Aynı graniti yontan iki heykeltıraş, aynı hakikati arayan iki yol arkadaşı, hedefi tahrip değil terkiptir bu kavganın.... "

"Denize attığın bir şişe her kitap. Asırlar kumsalda oynayan birer  çocuk, içine gönlünü boşlattığın şişeyi belki açarlar, belki açmazlar."

Ah ruhum... Diyor insan değil mi. Okuyalım güzelleşelim be canlar. Tavsiyemdir kitap.  Sevgiler herkeslerime :)

29 Ocak 2019 Salı

Ayşe Sevim

   Bonesi yamur yumur gözüken bu bayan yazarın adı Ayşe Sevim. Şimdi siz diyeceksiniz ki "Aaa kadının bonesine laf etti !" Yoo valla onun yazılarında  kendisiyle geçtiği dalgalara siz şahit olsanız benim yazdığım şeye çoktan  gülüp geçeceğini  bilirdiniz. 
Bana birileri   "Hey Bilge Bilge ! Söylesene yeryüzünde yaşayan ve  bi asansörün içine  24 saat tıkılıp kalmak isteyebileceğin tek insanoğlu kimdir bu dünyada?!" diye sorsalar  kesinlikle onun adını söylerim. Neyse böyle de absürt soru olmaz da... Yani "Sessiz bir köşede saatlerce oturup sohbet etmeyi istediğim bir insan kendisi" diyerekten az önceki uçuk hayali sileyim akıllardan. 
   Onu instagramda tanıdım. İyiki de tanımışım. O günümüzün çoğu  yazarlarının tam aksine, yazarlığı "Temizliğe kendi kapısının önünden başlamak" boyutunda icra eden özel bir sanatçı. Bir çok kitabı var. Çocuklar için de birbirinden zihin açıcı kitapları mevcut. Ayrıca şiirleri... Ahh nefis... Bir de "net yazı" isminde onlıne bir yazarlık atölyesi var. Hem de çok tatliş bir anne bence :) Açın bakın kitaplarına çalışmalarına hangi birini yazayım, google amca diye bir şey var dimi ama. Hem hepsini buraya yığdırırsam sıkılırsınız. Kısaca on parmağı on marifet ama yine de kendini yerden yere vurur durur her seferinde. Bu yüzden beni avladı ya işte. Toplumu öteleyen sanatçı kibri yerine kendi nefsiyle savaşlarını anlatan modern bi Donkişot !  
   Aaa bu arada instagram şeysinde bi kere olsun yazdığım yorumlara cevap vermişliği yok, hain.Gerçi kimseye pek cevap vermiyor. Eminim veremiyordur. Ama yine de günün birinde tanışırsam ( ki inşaallah) mutlaka bununla ilgili iki çift laf yiyecek benden kaçarı yok. 

Şiirilerinden bi kuple ile veda edeyim ve herkeslere güzel Salılar dileyeyim canlar  ;) 

"yorgunluktan yaratılmış bütün kızlar
kat kat kestirip kuaförde kabuslarını
ay ışığından rujlar sürüyorlar
dünyanın jelatinini açmadan yaşlanıyor hepsi"