Bayram mı ?
Bayram biraz " Çok karıştırdım ben almayayım" dır.
Biraz "Ya ben Ayşe halalara gitmem ya ne işim var! " dır.
Biraz "Bak görüyo musun bayram deyip bi aradı mı? " dır.
Biraz "Al şu bozuklukları,çocuklara bayram harçlığı olsun"dur.
Mesela bazıları için biraz da "Bayram gelmiş neyime"dir.
Bazen de" Bugün bayram her şey serbest çocuklar! " dır.
Kimisi için mezarlık ziyaretidir sadece mesela bayram, yaşayanı kalmamıştır filan...
O kadar çok insana bi o kadar çeşitte akseder bayram. Bin renkte bir çiçek gibidir biraz.
Herkesin bayramı kutlu olsun. Sevinçli kalpler, hüzünlü kalpler ve aradaki ruh hallerinde seyreden tüm kalpler... Herkesin bayramı bayram olsun emi canlar!
...
12 Ağustos 2019 Pazartesi
8 Ağustos 2019 Perşembe
Zaman
Zaman ne kadar çok şeyin değişmesine vesile...
*Yeğenimin bebeği on günlük minik Zehra, misafir yanında bu kadar uyunmaması gerektiğini zamanla öğrenecek.
*Balkona astığım yeşil biberler zamanla kırmızıya dönecek.
*Kitaplığımdaki gıcır gıcır yeni kitaplar, zamanla sararıp o zarif yapraklı sahaf kitaplarına dönüşecek.
*İçimizdeki taze hüzünler, zamanla yeni meşgaleler çıktıkça yerini maziyi unutmuş telaşlara bırakacak.
*Yeni aldığım dantel ayakkabılarım, zamanla yıpranıp eskiyerek değersiz bir çöpe dönüşecek.
*Önüne konan yiyeceklere sürekli burun kıvıran sarı saçlı minik prenses Pelin, yetişkinlikte önüne her şeyin bu kadar hazır gelmeyeceğini zamanla öğrenecek.
*Bugünün yaşanmışlığı zamanla anlatılası hikayelere evrilecek.
*"Ay okumaktan nefret ederim" diyen, aramızın hiç düzelemediği o x bayan kişisi... Şu an tüm enerjisini fiziki güzelliğe ve instagramda elit görünmeye harcadığı için enerjisiz kalmaktan ölmüş ruhuna yaşlılık gelip çattığında zamanla depresyonlu bir ihtiyara dönüşecek.
*Balkonumdan görünen inşası yeni tamamlanmış cansız görünümlü site, zamanla içinde binbir insanın ışıklarıyla hareketlenen canlı bir organizmaya dönüşecek.
*Güneşler doğacak güneşler batacak. Belki milyon kere... Ve hiç batmaz denen dünya, zamanla kaçarı olmayan o sona erişecek.
Hepsi ama hepsi zamanla... ;)
Siz de eklesenize bir şeyler :) Kendi hayatınızdan notlar içeren cümleler olsun ama. Ah neler çıkar neler kimbilir :)
Sevgiler herkeslere.
Fotoğraf, Galata kulesi/İstanbul. Gece turumuzda çekilmiş bir fotoğraf.
*Yeğenimin bebeği on günlük minik Zehra, misafir yanında bu kadar uyunmaması gerektiğini zamanla öğrenecek.
*Balkona astığım yeşil biberler zamanla kırmızıya dönecek.
*Kitaplığımdaki gıcır gıcır yeni kitaplar, zamanla sararıp o zarif yapraklı sahaf kitaplarına dönüşecek.
*İçimizdeki taze hüzünler, zamanla yeni meşgaleler çıktıkça yerini maziyi unutmuş telaşlara bırakacak.
*Yeni aldığım dantel ayakkabılarım, zamanla yıpranıp eskiyerek değersiz bir çöpe dönüşecek.
*Önüne konan yiyeceklere sürekli burun kıvıran sarı saçlı minik prenses Pelin, yetişkinlikte önüne her şeyin bu kadar hazır gelmeyeceğini zamanla öğrenecek.
*Bugünün yaşanmışlığı zamanla anlatılası hikayelere evrilecek.
*"Ay okumaktan nefret ederim" diyen, aramızın hiç düzelemediği o x bayan kişisi... Şu an tüm enerjisini fiziki güzelliğe ve instagramda elit görünmeye harcadığı için enerjisiz kalmaktan ölmüş ruhuna yaşlılık gelip çattığında zamanla depresyonlu bir ihtiyara dönüşecek.
*Balkonumdan görünen inşası yeni tamamlanmış cansız görünümlü site, zamanla içinde binbir insanın ışıklarıyla hareketlenen canlı bir organizmaya dönüşecek.
*Güneşler doğacak güneşler batacak. Belki milyon kere... Ve hiç batmaz denen dünya, zamanla kaçarı olmayan o sona erişecek.
Hepsi ama hepsi zamanla... ;)
Siz de eklesenize bir şeyler :) Kendi hayatınızdan notlar içeren cümleler olsun ama. Ah neler çıkar neler kimbilir :)
Sevgiler herkeslere.
Fotoğraf, Galata kulesi/İstanbul. Gece turumuzda çekilmiş bir fotoğraf.
Etiketler:
değişenler,
değişkenler,
denemeler,
düşünce,
keşif,
listeli yazılar,
yazmak,
zaman
5 Ağustos 2019 Pazartesi
Buçuk kromozom fazlalı...
Sanırsam bir Down sendromlu'dan yarım kromozom filan eksiğim. Sanki buçuk kromozom döndürmüş gibi beni down sendromlu olmaktan. Kendime ve çevremdeki yaşıtların davranışlarına baktığımda bu kanıya varıyorum. Yani şimdi öyle olsa bile bunu buraya niye yazdım? E çünkü bloğumu az biraz günlük yazar gibi de kullanıyorum da ondan.
1 Ağustos 2019 Perşembe
Hamarat kelebek
Bugünlerde acayip hamarat bir insanım. Bin şükür. Kelebekler gibi ordan oraya uçup duruyorum sanki. (Sırf fotoğrafa atıf yapmak için kurdum şu cümleyi)
Sabahları afyonumun patlaması sürecini nerdeyse minimuma indirdim diyebilirim. Yok öyle sabah uyanınca eline telefon almalar dakikalarca instagram kaydırmalar filan. Çünkü babam bize geldi ve uyanır uyanmaz kahvaltı yapmak ister tatliş insan. Baba olunca bekletemiyosun. Koca olursa bekletirsin. Ayılır bayılır ağırdan alırsın, olmadı hadi dışarda yapalım mı deyip elin oğluna bir de simit peyniri kitlersin, oldu bitti işte kahvaltı. Ama babacık olursaaa... Gözünü mutfakta açıp, kendini çay demlerken buluyorsun uyur uyanık.
Kahvaltıdan sonra bulaşıklar halledilip ev düzene sokuluyor. Bir yandan yeni güne niyetler yapılıyor. Dualar ediliyor. Bugünlerde şöyle diyorum :
Allah'ım bugün öğreneceğim şeyler beni daha da olgunlaştırsın, gelişmeme katkı sağlasın ve beni sana daha da yaklaştırsın. Daha da daha daa... Yetmez bu yakınlık bana! Amin...
İşler bitince ara vermeden hoop evin kütüphane köşesine ışınlanıyorum. Sabahları serin oluyor köşe. Ama öncesinde ocaktaki çay ısıtılıp yanına kayınvalidemin Konya dan getirdiği kuruüzümler konuluyor. Her gün 21 tane kuruüzüm... Hadis var hakkında araştırın isterseniz. Çay tepsisiyle masaya oturuluyor. Bahrül medid'den yudumlamak için kollar sıvanıyor. Onun ne olduğunu merak eden yan taraftaki kategori kısmında var, tık tık yapsın oraya. Öğle vaktine kadar devam ediyor bu okuma eylemi. Ama durun bi dakika! Arada bir mola verip sabah sporumu da icra ettiğimi söylemeliyim. Çünkü sağlam kafa sağlam vücut kombini biliyorsunuz :)
Neyse öğleden sonra programı başlıyor ardından. Günün yemeği titizlikle tespit edilip uygulamaya konuluyor. Yemek yapmadan güne devam etmem mümkün değil. Önceleri yoktu bu hassasiyet. Yemeğiyle kocasını mutlu etme eğilimli Geyşa ruhu ne ara içime kaçtı ben de çözemedim. Dedim ya bunlar hep Emine Beder sendromu. Ya da Sahrap Soysal mı demeliyim? İkisinin karışımı bir şey oldum işte şu aralar. Günün geri kalanında biraz eve dair işler güçler (çoğunlukla ıvır zıvır temizlik ya da çekmece düzenlemece v.s.) alıyor vakti. Yalnız bi nokta var. Bu işler yapılırken telefon yanımda ya bir beyin bilimci döktürüyor oluyor youtube zımbırtısında, ya da kaçırdığım bir açık oturumu dinliyorum. Ütü yaparken bir kaç sesli kitap da bitirmişliğim var. Yani işler körü körüne yapılmıyor bilgilendirici videolarla vokallerine kavuşturuluyor mutlaka. Ve bazen videolar otomatik oynamaya başlayınca hiç hedeflemediğim videolar açılıp çok ilginç şeyler öğreniyorum. Bana faydalı şeyler. Faydalı çünkü neden? Çünkü sabah duasını yapmıştım ya o yüzden :) Çaktınız mı?? Önce iyi niyet, ardından güzel dua ve hoop gelişme! Her gün ayrı bir vadide geçmiş oluyor sanki böylece :)
Öğleden sonra için bir arkadaşla çay saati yapılacaksa da bazı kriterler var tabi. Zaman sınırlaması oluyor en başta. Saldım çayıra türünde oturup kalkmalara ısınamadım oldum olası. Saat 18 de kalkmayı mı planladım? Aynen uyguluyorum. Yani çoğu zaman diyeyim bari.
Eve geliyorum, eşim kişisi gelene kadar az biraz instagramda sevdiğim sayfaları ya da Semerkand dergi sayfalarını karıştırıyorum. Sonra sofrayı hazırlıyorum ve bunu yaparken kısa bir şeyler dinlemek için yine telefonumu açıyorum. Hoopp eşim geliyor. Yemek yedik, sofrayı topladım derken saat 7 30 oluyor. Benim yürüyüş vaktim! Her gün en az 40 dk. yürümeye çalışıyorum. Evin arkasındaki uzun yürüme parkurunda... Palmiyeli hoş bir İzmir köşesi burası. Yürüyorum çünkü sağlam kafa biliyosunuz siz nerede oluyor dimi? Taş kafalı olucam yakında, bi o kadar sağlam olacak yani :) Neyse yürüyüş sonrası eve gel.
Akşam eşim kişisi ya bir gezme planlamıştır ya da doğaçlama bi teklifle gelir filan... Ya da güzel bir film açılır çay demlenir şükürle içilir. Ama hiç okuma saati olmaz çünkü eşim kişisi buna yanaşmaz. Bana kalsa süper olur aslında. Gün böylece biter. Boş kaldım mı hiç? Hayır, ya da çok az. Ama sürekli duyduğum şey şu : "Ay Bilge, hayat sana güzel valla iş yok güç yok." Ya da şu: " Kızım tutanın yok çekenin yok gez dolaş işte! " Ya da şu:" Ay yaa çocuk filan da yok napıyosun gündüzleri sıkılıyo musun çook" Yani hayat güzel tabiki şükür de o kadar da boş kalmıyorum be. Kalmamalı da hiç kimse. Diyesin gelir ama demez es geçersin. Niye diyeyim ki. Önce Allah bilsin. Sonra bloğuma yazarım bloğum bilsin :))
Yani bu yazının ana fikri şu canlar : Ev hatun kişilerini boşun boşu görüyorsunuz ya hani bazen. Boş başak dik dururmuş, dolu başak eğilirmiş. Bunu da unutmayın tamam mı? Ha bir de... Bence yeryüzündeki en büyük başarı, bir insanın kendini bilerek huzuru yakalamasıdır. Çünkü tüm insanların huzurlu olduğu bir dünya tadından yenmez olurdu.
(Başak benzetmesi klişenin dibi oldu ama neyse :))Bu arada son olarak belirtmeliyim ki tüm bunlar Rabbin istemesi ve yardım etmesiyle mümkün olan şeyler. Onun rahmeti olmasa yaşam enerjisinin zerresi bulaşmaz ruhlarımıza. Şükür milyon kere.
Hadi gidip yatayım. Yarın yoğun bi gün yine ve hamarat kişiler çok yorulup erken uyumak ister malum :)
Sevgiler ahali! ;)
Fotoğraf, Çanakkale'de bir tepeden... geçtiğimiz aylarda çekmiştim.
Sabahları afyonumun patlaması sürecini nerdeyse minimuma indirdim diyebilirim. Yok öyle sabah uyanınca eline telefon almalar dakikalarca instagram kaydırmalar filan. Çünkü babam bize geldi ve uyanır uyanmaz kahvaltı yapmak ister tatliş insan. Baba olunca bekletemiyosun. Koca olursa bekletirsin. Ayılır bayılır ağırdan alırsın, olmadı hadi dışarda yapalım mı deyip elin oğluna bir de simit peyniri kitlersin, oldu bitti işte kahvaltı. Ama babacık olursaaa... Gözünü mutfakta açıp, kendini çay demlerken buluyorsun uyur uyanık.
Kahvaltıdan sonra bulaşıklar halledilip ev düzene sokuluyor. Bir yandan yeni güne niyetler yapılıyor. Dualar ediliyor. Bugünlerde şöyle diyorum :
Allah'ım bugün öğreneceğim şeyler beni daha da olgunlaştırsın, gelişmeme katkı sağlasın ve beni sana daha da yaklaştırsın. Daha da daha daa... Yetmez bu yakınlık bana! Amin...
İşler bitince ara vermeden hoop evin kütüphane köşesine ışınlanıyorum. Sabahları serin oluyor köşe. Ama öncesinde ocaktaki çay ısıtılıp yanına kayınvalidemin Konya dan getirdiği kuruüzümler konuluyor. Her gün 21 tane kuruüzüm... Hadis var hakkında araştırın isterseniz. Çay tepsisiyle masaya oturuluyor. Bahrül medid'den yudumlamak için kollar sıvanıyor. Onun ne olduğunu merak eden yan taraftaki kategori kısmında var, tık tık yapsın oraya. Öğle vaktine kadar devam ediyor bu okuma eylemi. Ama durun bi dakika! Arada bir mola verip sabah sporumu da icra ettiğimi söylemeliyim. Çünkü sağlam kafa sağlam vücut kombini biliyorsunuz :)
Neyse öğleden sonra programı başlıyor ardından. Günün yemeği titizlikle tespit edilip uygulamaya konuluyor. Yemek yapmadan güne devam etmem mümkün değil. Önceleri yoktu bu hassasiyet. Yemeğiyle kocasını mutlu etme eğilimli Geyşa ruhu ne ara içime kaçtı ben de çözemedim. Dedim ya bunlar hep Emine Beder sendromu. Ya da Sahrap Soysal mı demeliyim? İkisinin karışımı bir şey oldum işte şu aralar. Günün geri kalanında biraz eve dair işler güçler (çoğunlukla ıvır zıvır temizlik ya da çekmece düzenlemece v.s.) alıyor vakti. Yalnız bi nokta var. Bu işler yapılırken telefon yanımda ya bir beyin bilimci döktürüyor oluyor youtube zımbırtısında, ya da kaçırdığım bir açık oturumu dinliyorum. Ütü yaparken bir kaç sesli kitap da bitirmişliğim var. Yani işler körü körüne yapılmıyor bilgilendirici videolarla vokallerine kavuşturuluyor mutlaka. Ve bazen videolar otomatik oynamaya başlayınca hiç hedeflemediğim videolar açılıp çok ilginç şeyler öğreniyorum. Bana faydalı şeyler. Faydalı çünkü neden? Çünkü sabah duasını yapmıştım ya o yüzden :) Çaktınız mı?? Önce iyi niyet, ardından güzel dua ve hoop gelişme! Her gün ayrı bir vadide geçmiş oluyor sanki böylece :)
Öğleden sonra için bir arkadaşla çay saati yapılacaksa da bazı kriterler var tabi. Zaman sınırlaması oluyor en başta. Saldım çayıra türünde oturup kalkmalara ısınamadım oldum olası. Saat 18 de kalkmayı mı planladım? Aynen uyguluyorum. Yani çoğu zaman diyeyim bari.
Eve geliyorum, eşim kişisi gelene kadar az biraz instagramda sevdiğim sayfaları ya da Semerkand dergi sayfalarını karıştırıyorum. Sonra sofrayı hazırlıyorum ve bunu yaparken kısa bir şeyler dinlemek için yine telefonumu açıyorum. Hoopp eşim geliyor. Yemek yedik, sofrayı topladım derken saat 7 30 oluyor. Benim yürüyüş vaktim! Her gün en az 40 dk. yürümeye çalışıyorum. Evin arkasındaki uzun yürüme parkurunda... Palmiyeli hoş bir İzmir köşesi burası. Yürüyorum çünkü sağlam kafa biliyosunuz siz nerede oluyor dimi? Taş kafalı olucam yakında, bi o kadar sağlam olacak yani :) Neyse yürüyüş sonrası eve gel.
Akşam eşim kişisi ya bir gezme planlamıştır ya da doğaçlama bi teklifle gelir filan... Ya da güzel bir film açılır çay demlenir şükürle içilir. Ama hiç okuma saati olmaz çünkü eşim kişisi buna yanaşmaz. Bana kalsa süper olur aslında. Gün böylece biter. Boş kaldım mı hiç? Hayır, ya da çok az. Ama sürekli duyduğum şey şu : "Ay Bilge, hayat sana güzel valla iş yok güç yok." Ya da şu: " Kızım tutanın yok çekenin yok gez dolaş işte! " Ya da şu:" Ay yaa çocuk filan da yok napıyosun gündüzleri sıkılıyo musun çook" Yani hayat güzel tabiki şükür de o kadar da boş kalmıyorum be. Kalmamalı da hiç kimse. Diyesin gelir ama demez es geçersin. Niye diyeyim ki. Önce Allah bilsin. Sonra bloğuma yazarım bloğum bilsin :))
Yani bu yazının ana fikri şu canlar : Ev hatun kişilerini boşun boşu görüyorsunuz ya hani bazen. Boş başak dik dururmuş, dolu başak eğilirmiş. Bunu da unutmayın tamam mı? Ha bir de... Bence yeryüzündeki en büyük başarı, bir insanın kendini bilerek huzuru yakalamasıdır. Çünkü tüm insanların huzurlu olduğu bir dünya tadından yenmez olurdu.
(Başak benzetmesi klişenin dibi oldu ama neyse :))Bu arada son olarak belirtmeliyim ki tüm bunlar Rabbin istemesi ve yardım etmesiyle mümkün olan şeyler. Onun rahmeti olmasa yaşam enerjisinin zerresi bulaşmaz ruhlarımıza. Şükür milyon kere.
Hadi gidip yatayım. Yarın yoğun bi gün yine ve hamarat kişiler çok yorulup erken uyumak ister malum :)
Sevgiler ahali! ;)
Fotoğraf, Çanakkale'de bir tepeden... geçtiğimiz aylarda çekmiştim.
30 Temmuz 2019 Salı
Bu ülke
Geçtiğimiz anneler gününde almıştı bu kitabı sevgili eşim. Annelik nasip olmadı bana. Şu saatten sonra olur mu bilmem. Rabbim bilir. Hiç bir konuda ihtirasla istememeyi öğretti yıllar bana. Annelik de öyle bir arafta konu benim için. Olsa süper olur ama olmuyorsa da vardır Mevla'nın bir bildiği düşüncesindeyim yani. Sevgi dolu anne evlat diyaloglarına bayılırım, bebişlere her türlü tav olup dibim düşene kadar hayran kalırım filan... Ama yine de böyle şeylerin içimde yakıcı hisler oluşturmasına fırsat vermiyorum şükür. Rabbimin izniyle tabi...
Ne var ki şu anneler günü gelip çatınca az biraz dengem oynuyor. Yani belki de çok biraz :) Bilemiyorum artıkın. Hayır rahmetli anneciği kaybetmişim 2010 da. Kendimin de bir evladı yok halihazırda. Ama her yer "anne anne!" nidalarıyla inlerken iç sesi susturmak zor tabi. Her şeyin ama her şeyin, tüm varlıklarımızın ve yokluklarımızın da Allah'tan gelen güzel birer mektup olduğu gerçeğini hatırlayarak pansuman etmek var ya hani dertleri... İşte o süper bir şey. Anında kalıcı etki. Bin şükür...
Yine de geçtiğimiz anneler günü dedim ki kocam kişisine: " Bak kocacım ! Doğum günümde istemem evlilik yıldönümü filan da tırt! Ama anneler gününde bana hediye alacaksın! Kitap olursa makbule geçer! " Ay ne yapayım onun akıl etmesini mi bekleyeyim? Hiç bekleyemem. Arabada gidiyorduk. Canımcım hemen hay hay deyip rotasını değiştirdi arabanın. En yakın kitapçıya gidip mutlu etti beni. Cemil Meriç'in "Bu ülke" siyle buluşmamız böyle oldu işte :)
Şu fikir kitabından bahsetmek için bu alakasız girişi yapmak da bana özgü yapacak bir şey yok :)
"Bu ülke" bir iki kez okunası bir kitap bence. Daha çok bir ansiklopedi havasında sanki. Yazarın dönemine ve öncesine dair fikir adamları,akımlar,tarihi gelişmeler ve dillendirilmeyen onca gerçeğin en objektif şekilde aktarımı yapılmış. Ayrıca Cemil Meriç'in biyografisi de mevcut kitapta. Fildişi kulesini kıskanmamak mümkün değil. O da ne derseniz yazarla birlikte efsaneleşen bir metafor diyebiliriz belki. Cemil Meriç gibi fikir adamlarının değerinin yaşarken bilindiği özel bir dünya hayal ediyorum. Ne güzel olurdu.
Kitaptan bir kaç alıntıyla sonlandırayım yazıyı.
"Din, aşk, şiir. Boşlukta yuvarlanan insanın, bir yıldıza attığı merdivenler..."
"Münakaşa eden iki insan... Aynı graniti yontan iki heykeltıraş, aynı hakikati arayan iki yol arkadaşı, hedefi tahrip değil terkiptir bu kavganın.... "
"Denize attığın bir şişe her kitap. Asırlar kumsalda oynayan birer çocuk, içine gönlünü boşlattığın şişeyi belki açarlar, belki açmazlar."
Ah ruhum... Diyor insan değil mi. Okuyalım güzelleşelim be canlar. Tavsiyemdir kitap. Sevgiler herkeslerime :)
Ne var ki şu anneler günü gelip çatınca az biraz dengem oynuyor. Yani belki de çok biraz :) Bilemiyorum artıkın. Hayır rahmetli anneciği kaybetmişim 2010 da. Kendimin de bir evladı yok halihazırda. Ama her yer "anne anne!" nidalarıyla inlerken iç sesi susturmak zor tabi. Her şeyin ama her şeyin, tüm varlıklarımızın ve yokluklarımızın da Allah'tan gelen güzel birer mektup olduğu gerçeğini hatırlayarak pansuman etmek var ya hani dertleri... İşte o süper bir şey. Anında kalıcı etki. Bin şükür...
Yine de geçtiğimiz anneler günü dedim ki kocam kişisine: " Bak kocacım ! Doğum günümde istemem evlilik yıldönümü filan da tırt! Ama anneler gününde bana hediye alacaksın! Kitap olursa makbule geçer! " Ay ne yapayım onun akıl etmesini mi bekleyeyim? Hiç bekleyemem. Arabada gidiyorduk. Canımcım hemen hay hay deyip rotasını değiştirdi arabanın. En yakın kitapçıya gidip mutlu etti beni. Cemil Meriç'in "Bu ülke" siyle buluşmamız böyle oldu işte :)
Şu fikir kitabından bahsetmek için bu alakasız girişi yapmak da bana özgü yapacak bir şey yok :)
"Bu ülke" bir iki kez okunası bir kitap bence. Daha çok bir ansiklopedi havasında sanki. Yazarın dönemine ve öncesine dair fikir adamları,akımlar,tarihi gelişmeler ve dillendirilmeyen onca gerçeğin en objektif şekilde aktarımı yapılmış. Ayrıca Cemil Meriç'in biyografisi de mevcut kitapta. Fildişi kulesini kıskanmamak mümkün değil. O da ne derseniz yazarla birlikte efsaneleşen bir metafor diyebiliriz belki. Cemil Meriç gibi fikir adamlarının değerinin yaşarken bilindiği özel bir dünya hayal ediyorum. Ne güzel olurdu.
Kitaptan bir kaç alıntıyla sonlandırayım yazıyı.
"Din, aşk, şiir. Boşlukta yuvarlanan insanın, bir yıldıza attığı merdivenler..."
"Münakaşa eden iki insan... Aynı graniti yontan iki heykeltıraş, aynı hakikati arayan iki yol arkadaşı, hedefi tahrip değil terkiptir bu kavganın.... "
"Denize attığın bir şişe her kitap. Asırlar kumsalda oynayan birer çocuk, içine gönlünü boşlattığın şişeyi belki açarlar, belki açmazlar."
Ah ruhum... Diyor insan değil mi. Okuyalım güzelleşelim be canlar. Tavsiyemdir kitap. Sevgiler herkeslerime :)
Etiketler:
annelik,
bu ülke,
Cemil Meriç,
edebiyat,
fikir,
iç sesler,
kitap,
Okuduklarımdan,
şükür,
ütopya,
yazar,
yazmak
29 Temmuz 2019 Pazartesi
Plansız yaşam...
Büyük planların insanı olamıyorum. Günlük bile olsa plan yapma alışkanlığım yok. Bazılarına bakıyorum da bir hafta içinde nerede ne yapacağının çizelgesini yapıyor mesela. Kişisel gelişimciler de bas bas bağırıyor halen, plan yapın diye. Yok bende yok.
Buna neden olan travmatik değişiklikler oldu hayatımda. Kuvvetli hislerle yapıp inandığım planlar hayal oldu. Hatta bi baktım, her şeyin tam tersi oldu. Bu Mevla'nın "Fazla heyecan yapma, planları ben yaparım" deme şekliydi belki.
Sonunda kabullendim. Plan yapmıyorum. Vakit önüme neyi getirirse onu yaşıyorum. Ne varki insan, hayatının düzgün ve istikrarlı yürümesini de istiyor tabi. Bu kapsamda bir şeyler yapmak da istiyor. Ben de planı yapanla aramı güzel tutmaya gayret ediyorum ve de en küçük an dilimlerini planlayıp vakti boş geçirmemeye gayret ediyorum. Plansız ama sorumsuz değil, ihtirassız ama miskince değil... Böyle bir tavır işte. Her zaman başarılı mıyım tartışılır... Ama yine de çılgınlar gibi yıllık plan yapıp her şeyin alt üst olmasını izlemekten daha iyidir.
Mesela önceleri, gün içinde ne okumayı ya da neyi öğrenmeyi planlarsam bir asker edasıyla başına geçiyordum. Bu denli plan gerilim yaratıyor ve okuduğum ruhuma ulaşmıyordu. Ulaşsa da bir duygu birikintisi oluşmadığı için kalıcı olmuyordu. Şimdilerde okuma işini de dsiplinden azade kıldım. Güne başlarken niyetime alıyorum çoğu zaman: "Allah'ım bugün ne yaparsam senin rızan için olsun" diye. (Çünkü niyetlerimiz devasa önem taşıyor hayatlarımızda.Niyet demek kim olduğun demek. Ama bu başka bir yazının konusu. ) Gün dolu dolu geçiyor o vakit şükür. Karşıma çıkan şeyler okuduklarımdan daha etkili oluyor ve elime tevafuk eseri alıp okuduklarım daha bir kalıcı oluyor. Çünkü plan yapma kibrini taşımıyorsun o vakit. Yaradana emanet ediyorsun varlığını. Tüm planların sahibine yani. O müfredatı hazırlayıp önüne koyuyor.
Hayatımın bir dönemimde kişisel gelişimciler mürşidim olmuştu, şu anda çoğu delikanlı türk gencinde olduğu gibi... Zaman gülümsüyor sanırım böyle zamanlarda. Devam et diyor devam et... "Sana ben neler göstereceğim gör bak." Sonra aynı o zaman, her şeyin ne kadar da yalan olduğunu gösteriyor. Çırpınıp durmanın tamamen safsata olduğunu. Kişisel gelişimcilerden daha güvenilir bir mürşide ihtiyacın olduğunu hatırlatıyor sana. Sonra onu buluyorsun. Ve sükunete bürünüyor her şey. En azından şükür ki benim çizgim bu şekilde yön buldu. Yok illâ da kişisel gelişimciler mürşidimdir diyenlerin halen çırpındığını görmekteyim.
Sonuç olarak beni plansızlığa iten trajedik zaman dilimleri için bir teşekkür borçluyum Mevlaya. Dünya hayatı çok kısa. Kısa ama çarçur edilesi de değil. Çok özel bir yolculuk. Anlamına uygun sindire sindire yürümek lâzım bu yolda. Krokilerle çılgına dönmüş hız tutkunu ruhlarla değil... Belki patikalara evrilir ya da büyük ana yolların ayrımına gelirsin ama plan yapmadan yürümelisin. Varış yerinde seni bekleyenin isteğine uygun adımlarsan yolu, hiç plan yapmasan da sükunet ve sevgiyle tamamlarsın onu.
Bugün de bu kadarlık :)
Sevgiler olsun canlar.
Fotoğraf, Balat/İstanbul
Buna neden olan travmatik değişiklikler oldu hayatımda. Kuvvetli hislerle yapıp inandığım planlar hayal oldu. Hatta bi baktım, her şeyin tam tersi oldu. Bu Mevla'nın "Fazla heyecan yapma, planları ben yaparım" deme şekliydi belki.
Sonunda kabullendim. Plan yapmıyorum. Vakit önüme neyi getirirse onu yaşıyorum. Ne varki insan, hayatının düzgün ve istikrarlı yürümesini de istiyor tabi. Bu kapsamda bir şeyler yapmak da istiyor. Ben de planı yapanla aramı güzel tutmaya gayret ediyorum ve de en küçük an dilimlerini planlayıp vakti boş geçirmemeye gayret ediyorum. Plansız ama sorumsuz değil, ihtirassız ama miskince değil... Böyle bir tavır işte. Her zaman başarılı mıyım tartışılır... Ama yine de çılgınlar gibi yıllık plan yapıp her şeyin alt üst olmasını izlemekten daha iyidir.
Mesela önceleri, gün içinde ne okumayı ya da neyi öğrenmeyi planlarsam bir asker edasıyla başına geçiyordum. Bu denli plan gerilim yaratıyor ve okuduğum ruhuma ulaşmıyordu. Ulaşsa da bir duygu birikintisi oluşmadığı için kalıcı olmuyordu. Şimdilerde okuma işini de dsiplinden azade kıldım. Güne başlarken niyetime alıyorum çoğu zaman: "Allah'ım bugün ne yaparsam senin rızan için olsun" diye. (Çünkü niyetlerimiz devasa önem taşıyor hayatlarımızda.Niyet demek kim olduğun demek. Ama bu başka bir yazının konusu. ) Gün dolu dolu geçiyor o vakit şükür. Karşıma çıkan şeyler okuduklarımdan daha etkili oluyor ve elime tevafuk eseri alıp okuduklarım daha bir kalıcı oluyor. Çünkü plan yapma kibrini taşımıyorsun o vakit. Yaradana emanet ediyorsun varlığını. Tüm planların sahibine yani. O müfredatı hazırlayıp önüne koyuyor.
Hayatımın bir dönemimde kişisel gelişimciler mürşidim olmuştu, şu anda çoğu delikanlı türk gencinde olduğu gibi... Zaman gülümsüyor sanırım böyle zamanlarda. Devam et diyor devam et... "Sana ben neler göstereceğim gör bak." Sonra aynı o zaman, her şeyin ne kadar da yalan olduğunu gösteriyor. Çırpınıp durmanın tamamen safsata olduğunu. Kişisel gelişimcilerden daha güvenilir bir mürşide ihtiyacın olduğunu hatırlatıyor sana. Sonra onu buluyorsun. Ve sükunete bürünüyor her şey. En azından şükür ki benim çizgim bu şekilde yön buldu. Yok illâ da kişisel gelişimciler mürşidimdir diyenlerin halen çırpındığını görmekteyim.
Sonuç olarak beni plansızlığa iten trajedik zaman dilimleri için bir teşekkür borçluyum Mevlaya. Dünya hayatı çok kısa. Kısa ama çarçur edilesi de değil. Çok özel bir yolculuk. Anlamına uygun sindire sindire yürümek lâzım bu yolda. Krokilerle çılgına dönmüş hız tutkunu ruhlarla değil... Belki patikalara evrilir ya da büyük ana yolların ayrımına gelirsin ama plan yapmadan yürümelisin. Varış yerinde seni bekleyenin isteğine uygun adımlarsan yolu, hiç plan yapmasan da sükunet ve sevgiyle tamamlarsın onu.
Bugün de bu kadarlık :)
Sevgiler olsun canlar.
Fotoğraf, Balat/İstanbul
Etiketler:
blogger,
deneme,
insan,
insan halleri,
kişisel gelişim,
plan,
psikoloji,
ruh,
yazmak
24 Temmuz 2019 Çarşamba
Sen dünyaya gelmeden...
Filmin adı bu. "Sen dünyaya gelmeden". Ah güzel filmdi. Şimdi anlatıp da tüm heyecanı kaçırmayayım. Spoiler vermek diyor şimdikiler buna. İşte onu yapmayayım. Ama izleyin diyorsam vardır bi bildiğim dimi :) Öyle zırt pırt film önermiyorum malum ;)
Film önerirken de böyle değişik şekillere giren tek blogcan benimdir herhalde :)) Film önermiyorum da vize alma şartı gibi dayatıyorum mübarek :))
Neyse az biraz bilgiden bir şey olmaz yine de. Dram türündeki film İtalya İspanyol ortak yapımı. Penelope ablamızla Saadet Işıl Aksoy adındaki Türk aktristin de başrolde olduğu güzel bir çalışma. 2012 yayınlanma tarihi. Bence çoğunuz izledi. Olsun. Bi daha izleyin. Bence güzel olur. Konusuna dair diyebileceğim tek şey: Savaş yer yüzüne yapılan en büyük ihanet bence. Bu da kayıtlara böyle geçsin.
İzlemeyen kaldıysa ilk başa alsın izlenecekler listesinde.
Herkeslere sevgiler canlar! ;)
Film önerirken de böyle değişik şekillere giren tek blogcan benimdir herhalde :)) Film önermiyorum da vize alma şartı gibi dayatıyorum mübarek :))
Neyse az biraz bilgiden bir şey olmaz yine de. Dram türündeki film İtalya İspanyol ortak yapımı. Penelope ablamızla Saadet Işıl Aksoy adındaki Türk aktristin de başrolde olduğu güzel bir çalışma. 2012 yayınlanma tarihi. Bence çoğunuz izledi. Olsun. Bi daha izleyin. Bence güzel olur. Konusuna dair diyebileceğim tek şey: Savaş yer yüzüne yapılan en büyük ihanet bence. Bu da kayıtlara böyle geçsin.
İzlemeyen kaldıysa ilk başa alsın izlenecekler listesinde.
Herkeslere sevgiler canlar! ;)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)






