5 Temmuz 2019 Cuma

Vardınız/Varsınız

Ah hep yanımızda olanlarımız...Yokmuş gibi davransak da hep varlarımız...
Değerini fazlaca bilemediklerimiz...Üstü başı belki biraz pejmurde ama ruhu hep düzgün olanlarımız... Anca sıkıldığımızda aklımıza gelince arayıp sorduklarımız...Zarar versek de, kalplerini kırsak da terketmeyenlerimiz... Gösteriş olsun diye değil de mertçe yanımızda duranlarımız...  Saçmalayışlarımıza katlananlarımız... Başkalarının yanında saçmalamayalım diye önümüze set çekenlerimiz... Densiz söylemlerimizi sineye çekip hep afdedenlerimiz... Affettikçe nasıl da büyüyor ruhlarınız bir bilseniz. Küçücükmüşsünüz gibi davranıyoruz ama nasıl büyüyorsunuz bizde ah bir bilseniz. Dertlerimizle dertlenenlerimiz... Sevinçlerimizle mutlu olanlarımız... Abartıyı sevmeyen, yorgun ama onurlu yoldaşlarımız... Güldüğümüzde sebepsiz ama gönülden gülenlerimiz... Belki müzik zevkini bile sevmediklerimiz. Bize benzemeyen taraflarıyla alay ettiklerimiz. Görmezden ve duymazdan gelenlerimiz...
Hepimizin hayatında bir dönem rol almıştır böyle birileri değilmi.  Belki kaybettik belki halen var...  Hepsine hürmeten gönülden bir teşekkür yazısı olsun dedim.  İyi ki vardınız ve varsınız. Şunu bilin ki bizim için kesinlikle "varsınız". Yokmuşsunuz gibi davransak da iyi ki iyi ki yanımızdasınız.

   Güzel cumalar olsun ahali!
 Gizli güzelliklerin avcılığı mahiyetinde bir yazı ilişmiş oldu şuracığa böylece... Avcıyız ne de olsa değil mi :)
Sevgiler herkese...
Fotoğraf, geçtiğimiz ay ki İstanbul gezisinden.

4 Temmuz 2019 Perşembe

Asla

   İnsan yaşı ilerledikçe olmaz denilenlerin olduğunu görüyor. Yapmam dediklerini paşa paşa yaptığını görüyor.Gitmem dediği yerlere tıpış tıpış gittiğini görüyor.  Görüyor da görüyor...

   Hayatının daha başındayken bıdı bıdı konuşan gençler tanıyorum. Peynir ekmek gibi kullandıkları "asla" ile başlayan cümleleri işitiyorum.  Sırıtıyor  içimdeki Bilge. Ne kadar bol keseden atıyor gençler bazen.  İşin kötüsü nasihat de edemiyorsun çünkü o "asla" ların içinde "Asla başkalarının sözleri ile hareket etmem" muhteviyatlı cümleler de işitmiş oluyorsun.

   Gençlere ulaşmanın bir yolu olmalı.  Bu dünyanın sürprizlerle dolu bir bahçe olduğunu ve daha gezecek çok fazla köşe bucak olduğunu... Daha bahçenin başındayken gereksiz konuşmanın saçma olduğunu... Tüm bunları anlatabilmenin bir yolu olmalı.  Sanat iyi bir yol bence.  Sanat iyi...  O sebep yazmaya devam...

   Son olarak iliştireyim şuraya. Bugün asla yapmam dediğim bir şeyi yaptım ve sonuçtan memnun kaldım.  Hatta daha önce niye yapmadım ki diye hayıflandım. Oysa cevap çok basit: "Asla" kelimesini kullandığım için tabiki.
Hadi sevgiler olsun insanlık. Ne yap et ama asla asla deme!  ;)

Fotoğraf: Foça, gün doğarken...

30 Haziran 2019 Pazar

İstanbul gezisinden...


Ah bi oturup da bloğuma döktürecek zamanım mı var. Sorsan ev hatun kişisiyim ama boş vakte gelince Trump'ın sekreteri  mübarek. Neysem ben de şimdi oturdum Foça sahildeki yazlığın balkonuna; ıssız gece, kuvvetli  rüzgâr  ve de hırçın dalgalar eşliğinde bir blogcanlık yapayım dedim.   İstanbul gezimizden  fotoğrafların altına notlar yazıp bi paylaşım bırakayım şu gariban kalmış blogcuğuma... Birer cümle bırakıp kaçayım hemencik. Ev halkı söylenmesin. Yok telefon elinde napıyosun da, yok bi gel içeri otur da... Bıdı bıdı bıdı...

17 Haziran 2019 Pazartesi

Yaza dair...


Size yaza dair hislerimi döktüreyim canlar ;)  

#Erik olayı çok güzel. Mevla eriği yaz meyvesi yaptığı için yazı sevmemek mümkün değil diyebilirim.

#Tesettürlü hatun kişi olduğum için "mümkünse evde kalayım olur mu" modunda olurum yazları. Sokağa adım atıcam diye ödüm kopar. Dondurma almaya hep başkaları gider, çöp dökmeye hep babam giderdi onunla yaşarken, balkondan misafire eşim el sallar falan filan... Benim bahane hep hazır : "Ama  şimdi ben örtünene kadar... " (Tabi bu benim tembelliğim, çoğu tesettürlü hatun kişi ben gibi değil.Çoğu pratik ve hızlı bence)

#Antep fıstıklı kornet dondurma değişmez karavanım olur yazları.Sabah öğle akşam yiyebilirim.  Marka pek önemli değil. Küstüklerim ondan getirir. Sevindireyim şu Bilgeyi diyen ondan getirir. Yesin gariban diyen onu bilir onu alır hep.

#Evimizde buzdolabımın kapağını açtığım noktanın görüş alanına tam olarak sitenin havuz başı manzaralarının sirayet etmesi can sıkıcı gelir.Yani dolabın kapağını açtınız sonra bi saniyeliğine Hmm ne alacaktım diye düşünmeye başlarken gözünüz batı yönünde bir milim kayma yaptı. Hoopp...  Görmek istemiyorum ayol çıplak beden dolaba taze fasulyemi koyarken. (Giyim kuşam, herkesin kendi tercihi de ben burada buzdolabımın stratejik konumundan bahsediyorum)

#Eşimle birlikte yüzebilmek için deniz kenarında tenha koy bulma maceralarımızı derleyip toplasam ufak bir fasikül elde ederiz sanırsam, bi de o var. Neyse artık bir yazlığımız ve pek de keşfedilmemiş bir koyumuz var. Ama hayat ne gösterir, Mevla orada vakit geçirmeye ne kadar izin verir  bilinmez tabi.

#Yaz bana biraz evin ergen oğlunu anımsatır. Hani gece yarıları eve gelir. Hesap sormaya gelmez hemen atarlanır. Özgürdür o ne de olsa filan. Yazda da böyle gece gündüz kavramları birbirine karışıyor az biraz. Gece yarıları insanlar sokaklarda olabiliyor. Neden ? Çünkü hava çok sıcak. Üşümek yok, eve kapanmak yok. Öyle ergen oğlan havaları... 

#Tarlada bahçede güneş altında çalışması gereken insanları düşünürüm yazları. Off zor iş. Ya da kurumsal yerlerde takım elbise ve kravatla çalışması gereken beyaz yakalıları. O da zor. Nerden bilicez hangisi daha zor ? Bilemeyiz işte. Çünkü zor. Hava sıcak mı sıcak... 

#Tebdili mekan eden göçmen kuşlar var bir de.Bir süre sonra gidecek olan misafirler. Aaa leylekler bi de tabi ! Hep o yaz başlangıcı leyleği ilk  havada görürsem "ohh çok gezicem bu yaz demek" kehaneti. Ne ilgisi varsa elin leyleği ile benim yaz programımın :)) Hep de havada görürüm ;)

#Yaz demek uzuuun yaz günleri demek aslında. O uzuun günleri güzel ve anlamlı şeylerle doldurayım telaşı demek biraz da... "Tatili iyi değerlendirin" cümlesi bebe halimizdeyken kodlanıyor zihnimize ne de olsa. 

#Bazen de bir hamak geliyor gözümün önüne sadece yaz deyince. Güneşi ardına almış ağaçlar altında dünyayı umursamadan sallanan bir hamak. 

#Aslında yaz deyince aklıma çocukluğumda annemle gittiğim komşu evleri de gelir. Taş döşemeli avluları olan evler. Bir iki dakika önce buz gibi suyla yıkanmış taş döşeme avlular ve etrafını donatan renk renk sardunyalar...  Beyaz tülbentli teyzelerin eski tariş tenekelerini saksı niyetine kullanıp renkli renkli çiçeklerle doldurduğu avlular... 

Benim cephede yaz böyle canlar.Sizin cephede nasıl geçer yazlar ?
Sorup kaçıyorum. Çünkü mevsim yaz, hava da  sıcak mı sıcak...  ;) 

Fotoğraf, Alaçatı / önceki yazdan... 


13 Haziran 2019 Perşembe

Bayram ve Elif

   Günler geldi geçti. Ramazan bi güzeldi, bayram bi başka güzel... Ramazan her güzel şey gibi bi çırpıda  bitiverdi. Seneye daha güzel hemhal olalım vedasıyla bırakıp gidiverdi.

   Bayramda ise İstanbul'da idik. Gezmeyi seven dostlarımızla buluşup yine sabah akşam gezdik. Gözüme uykular basmışken gece yarılarında, afyonum patlamamışken sabahın nurunda hep birileri beni çekiştiriyor yeni yerlere gitmeyi, evden çıkmayı, sokaklara taşmayı teklif ediyordu. "Bak şurası da var!, bak buraya da gidelim!, aman ha uyumaa çıkıcaz birazdan ! Oturmaya mı geldiniz ayol !" Bu gibi baskı ve gasp cümleleriyle vaktimiz gezmeye mühürlenmişti :)  "Yorgunum, uykum var, biraz dinlensek aslında ? " gibi cümleleri de pek duymuyorlardı. Kimdi onlar ? Bizi sevgiyle ağırlayan cancağızlarımız arkadaşlarımız :)  Daha bir iki gün anca oldu evcaazıma kavuşalı ve de aklım başıma yeni  geliyor sanki :) İşte her şey bu hızla akıp giderken dertdaşım blogcuğuma uğrayamadım ve blogcanlarıma da tabii.

   Neyse evimdeyim şükür ve  az biraz daha sakinledi her şey. Ben ev insanıyım anacım, bunu bilir bunu söylerim hep.  Gelemiyorum kırlangıçlar gibi ordan oraya uçuşmalara. Ben daha çook... Nasıl desem ? Hani böyle bi yaprak yiyen Koala... Hani bi gölgede gerine gerine demlenen kedi vurdumduymazlığı... Hani bi çamurun içinde esneyen gergedan asaleti... Yok canım, son örneği çıkartalım arşivden. Yani rahat insanım, onu dicem. O sebep fazla atraksiyon ruhuma ters. Fazla sıkıştıran olursa da "Ben hızı sevmiyorum ruhum yetişemiyo sonra" deyip Kızılderili felsefesi çakıyorum muhatabıma. Öyle bakıp kalıyo. Garfield ruhcanlarıma tavsiye ederim :))

   Ha bi de kendini yerden yere vurma sendromum var ki evlere şenlik. Bence bana haksızlık ediyorum bazen. Cıks... Olmaz. Ne de olsa yaptığım çok güzel işler de var. Mesela fotoğraftaki tatliş hatunu ben diktim yeğenimin doğmamış minnağı için. Adı Elif. Ve daha bir sürü planım var yaz için. Bakalım yaptıkça yayınlarım muhakkak. Kendim için bazı kıyafet tasarımları, ev dekorasyonum için şirin dokunuşlar ve irili ufaklı hediyeler için kollarımı sıvayacağım bu yaz bol bol inşaallah. Okunacak kitaplar, izlenecek filmler ve başka başka işlerle bloğuma da asksatmadan yazabilirsem oh miss ! :)

   Peki siz neler yaptınız blocanlarım ? Yaza dair planlarınız neler ? Aaa bi yaz mimi mi hazırlasam acep. Yuhh bi sakin olayım ! Mim bloğuna döndü zati blogcuğum. Dur bi neler yaptığınıza kendim bakayım elim armut toplamıyoken ve de birileri beni bi yerlere sürüklemiyorken hazır :)))

Şuraya bi müzik de bırakayım mıı ? E tabiii bırakayım ! :)))


7 Mayıs 2019 Salı

İstiridye'den "eski Ramazanlar" mimi !

   Sevgili blogcanlar ! Güzel bir ruh atmosferine girdik Ramazan'la birlikte değil mi... Hani o kafamızda "eski ramazanlar" diye etiketlediğimiz bir dönem var ya. O renkli dönemin kokusu gelip bizi başka alemlere sürüklemiyor mu yine ? Yapıyor. Ramazan, Rabbimizin inananlara ikram ettiği inancımıza özgü güzel bir mevsim.Bize kim olduğumuzu, olmamız gerektiğini, olabildiğimizi hatırlatan altın günlerin mücevher kutusu sevgili Ramazan. Ramazan, geçmişimiz,geleneğimiz ve aslında yetişen nesle onun adına ne verebilirsek biraz da geleceğimiz...

   Dedim ki: Ramazan'la ilgili de bir mim hazırlayayım. Ama akıllı uslu hanım hanımcık hazırlayayım.Çok şamata yapmayayım. Amaç sadece gönüllerin derinlerinde kalmış Ramazan sevinçlerini açığa çıkarmak olsun. Tek tek istiridyelerin sedef kapaklarını açayım. İncileri dereyim. Kimbilir bu güzel manevi mevsime dair ne incelikler ne anılar ne kokular açığa çıkar hayaliyle sizlerin zihinlerine tek tek ziyaretler edeyim.İyi mi dedim bilmem :) İyi olur dilerim :) O vakit gelsin Ramazan mimi ! 

3 Mayıs 2019 Cuma

"Benim babam, benim oğlum"

   Film tavsiyesi yapmayalı da epey olmuş. Neden ? Çünkü şu aralar pek seçici oldum  filmler konusunda. Bir film tavsiyesi alıyorum mesela, açıp konusuna bakıyorum. Sonra önüne ıspanak yemeği konulmuş çocuk gibi bi burun kıvırmalar bi "aman içi boş" ya da "bişey vermez bu adama" gibilerden ön yargılı yaklaşımlar...Ve  izleme kısmına geçemiyorum. İyi bir şey mi bilmem ama zaman kıymetli napayım. 

   Neysem. Geçen akşam tv de gezerken canımm Trt2'de bu filme denk geldik. Canım diyorum çünkü bayılıyorum Trt2'nin şu son haline. Nadiren televizyon izlediğim için eşim kişisi de saygı gösteriyor sağolsun. 

   Aslında pek Japon filmi izlemem. Gerekçem bariz: Karakterleri ayırt edemiyorum. Çünkü hepsi çekik gözlü. Ama bu filmdekiler farklı sınıflara mensup olduklarından çok net seçiliyordu. Bayıldık filme. Cannes fil festivalinden ödülü varmış. Konudan bahsetmeyeyim. Bulun buşurun izleyin işte. Filme ayırdığım her dakikaya değdi onu da diyeyim. Ha bi de Trt 2 filmlerini kaçırmayın. Sonra Edebiyat söyleşileri diye bir programı var onu da keyifle izliyorum. Sanata düşkün insanlara çok şey veriyor bu Trt2. Neyse konu film. Filmin adı da şu : Benim babam, benim oğlum. Bana deseniz ki: Bilge Bilge ! Bu film için tek bir cümle söylemek istesen ne derdin ? En ciddi filozof pozunu takınarak şöyle derdim :" Hopps dedik ! Her şey kan bağı değil. Sevgi diye de bir şey var ! ;)" 

   Keyifli izlemeler, bol sevgiler  :)