Hayatım boyunca kaotik şeylere hiç girmedim. Herhangi bir şey eğer fazlaca karmaşıksa oradan uzaklaştım hemen. Yani kişisel gelişim kitaplarının yazdıklarının tam tersini yaptım. Çözmeye çalışmadım. Hayaller, renkler, estetik, zerafet, duygular v.s. İlgilendiğim şeyler bunlar oldu genelde.
Neden böyle oldu bilmiyorum. 0/7 yaş aralığımdaki bazı ebeveyn ihmalleri olabilir. Mesela çocukluğumda çok tv izlerdim. Genelde etrafımdaki herkes beni konuşturmaya çalışırdı. Herkes tarafından çokça şımartıldım. Sevgi manyağı yapılır mı bi insan. Ben yapıldım. Annemin dedikodusunu yapmayacağım şimdi burda. Ama bence bu ve benzeri bi takım eğitim falsoları, mücadele ve sorun çözme kabiliyetimi köreltmiş olmalı. Çünkü çocukluğumda tüm sorunlarım etrafımdakiler tarafından itinayla çözüldü hep.
Diğer yandan, içimde bitmek bilmeyen bir yaşam enerjisi oldu hayatım boyunca. En zor zamanlarda bile dibe vurmama engel olan bir enerjiydi bu. Şimdi bu da iyi mi kötü mü o da tartışılır. Ara sıra dibe vurmalı bi insan bence çok sert olmayacak şekilde. Neyse ne diyordum. Yaşam enerjim... Daha sonraları da insanlar bu yaşam enerjisini çok sevdiler. Çok sayıda insan bu enerjiden beslendi de. Zerre miktar sakınmak gelmedi aklıma bu enerjiyi paylaşma konusunda. Yedisinden yetmişine geniş bir yelpazeyle hem de...
Üzerimizde oluşan donanımlar hep bizi koruyan kollayan cinsten şeyler. Mevlânın bize olan sınırsız sevgisinden olsa gerek. Ben sorunlardan kaçtıkça yaşam enerjim arttı. O arttıkça çevremdeki hayran kitlesi arttı. Sorunlar azaldı. Beraberinde benim çözüm yeteneğim de azaldı tabi... Çözüm yeteneğim yok ama çözülüyor ufak tefek sorunlar bi şekilde şükür. Sorun çözmede yetersiz olsam da kimsenin başına sorun olmamaya azami özen gösteriyorum o da ayrı.
Şimdilerde bakıyorum kendime. Yaşıtlarımla aramda devasa farklar var. Kırk yaşında kadınlara bakıyorum, çoğu telâşlı, hırslı, kaygılı ve çilekeş... Çözümleyecek bir sürü sorunları ve benimkinden çok daha maharetli çözüm kabiliyetleri var. Ama yine de çok yıprandıkarını söylüyorlar. Oysa yaşadıkça yıpranmak yerine parlamalı değil mi insan ? Bence öyle...
Hep basit yaşamayı tercih ettiğim için halen enerji doluyum. Konuşmayı, gülmeyi, sıcacık ilgiyi alakayı seviyorum. Samimiyeti seviyorum. Ama ihtirası sevmiyorum. Yüksek topuklar midemi bulandırıyor. Hep spor ayakkabı olmalı ayaklarımda. Rahat,özgür ve her an için beni ortamdan kaçırabilecek nitelikte... Bi sorun çıkarsa diye.
Elbette her şey bu kadar basit değil. Hayatta mecburiyetler var bi de. İstenmeden omuzlara binen ağırlıklar var. İstese de basit yaşayamayanlar var elbette. Ancak gözlemlediğim bir şey var : Bir insan ne kadar çok ihtirastan vazgeçip hayatını sadeleştirirse o kadar fazla yaşam gücüne kavuşuyor. Yani demem o ki tuttuğunu koparanların eli hep dolu oluyor evet ama kalpleri çok yoruluyor. Çabuk yoruluyor. Yazık oluyor. Çoğu hayat yaşadıkça parlamıyor, tam tersine yıpranıyor.
Sorun büyük. O zaman kaçtım ben.
sadelik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sadelik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
12 Ocak 2020 Pazar
27 Mart 2019 Çarşamba
Amelie kafası-2
#Salıları buluştuğum kızları çok seviyorum. Çünkü gurubumuza yeni birilerini alma yasağıma koşulsuz uyum gösteriyorlar ve de bolca konuşup atıp tutabildiğim vakitler yaşıyorum onlarla. Ufak cumhuriyetimin yegane vatandaşları. Onlara çok şükür...
#Dikiş makinem ve ben flört etmeye başladık bir iki gündür. Bana göz kırpıyor. Şunu yapalım mı bunu yapalım mı havasında planlar önüme seriyor. Anlık heyecanlarla içimi kıpır kıpır ediyor. Ama ben ağırdan alıyorum.Burun kıvırır gibi görünüp dönücem sana diyorum. Her el sallayana hemencik koşsaydık ohoo... Lakin aklım onda.
#Artık farklı düşündüğüm yerlerde ve zamanlarda patlak fren gibi fırlayışlar yapmayı bıraktım. Yani inşaallah... Hatta "doğrudur belki" deyip susturucu takılmış kurşunlar bile sıkabiliyorum muhabbetlere. Sonra onlar görüşlerini ballandıra ballandıra anlatmayı sonlandırıyor. Tavsiye ederim.
#Mutfağa her girişimde ocak tarafından işittiğim "Geldi hasbam! " serzenişini duymazdan gelmeye başladım artık. Çünkü yok öyle bir ses. O benim bilinçaltı şeysim ve mutfak objeleri konuşmazlar.
#Ellerindeki dolarla araba almak istedikleri için doların yükselmesini dileyen insanlar var. Tek arabaya ülkeyi satma arzusu şahane narsizm örneği. Şükür onlardan biri daha çıkıyor hayatımdan.
#Önceki gün izlediğim filmin halen etkisindeyim. Filmin ana kahramanıyla öyle özdeşleştim ki o kahramanı içimden atabildiğim zamanlarda günlük yaşantıma zar zor vakit ayırabiliyorum iki gündür. Onun dışında hep onunlayım. O da benimle...
#Kitap, örgü, sinema ve de kaliteli iki üç insan sohbeti yıllardır aranan mutluluk formülünün en baş faktörleri bence. Erkek kişileri örgü yerine kendilerine uygun bir şey arayıp bulup koysunlar artık. Ama bulsunlar mutlaka. Mesela benim eşim kişisi için yemek yapmak. İyiki de yemek yapmak. Şükür :)
#Son tanıştığım iki yaşıtımın da birer genç kızları var. İki yaşıt arkadaşım oluyor derken yine iki yaşıtım tarafından "uçlarda bir kişilik" olarak görülüp iki genç kızın ise sevip özledikleri Bilge ablaları oldum yine. Bi gün normal bi yetişkinle kaliteli vakit geçirirsem dişimi kırıcam sanırım.
#Birazdan yemeğimi pişirip şehrin kütüphanesine gidecek olma heyecanı Avm de boş boş gezip alamadıklarına kederlenme psikolojisine yüz basar çok net.
Hadi yetsin bu kadar. Daha bir sürü vardır eminim ıvır zıvır şey ama bugünlük bu kadar boşaltım kafidir :)
Sevgiler hepiciğimize ;)
Fotoğraf, Bursa'dan...
Etiketler:
Amelie kafası,
blog,
blogger,
içgüdüsel yazılar,
sadelik,
yazıyorum,
yazmak
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

