blog yazmak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
blog yazmak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Ocak 2020 Perşembe

2020

   Durun şuraya yeni yıl ile birlikte kazanmak istediğim alışkanlıkları bi yazayım. Hani yıl içinde falan karşıma çıkarsa, kendime hatırlatma olur. 

#Herhangi bir ortamda herhangi bir konuda fikrim sorulduğunda susmak yerine en doğru şeyi söylemek. Yani kimseyi  kırmadan tabi yine de... 

#Her gün bir konuda araştırma yapmak. Notlar almak. 

#Göz nimetini daha iyi koruyabilmek. Her ıvır zıvırın oradan içeri girmesine engel olmak. Beynin penceresi çünkü o. 

#Sosyal medyanın, ben farkında olmadan vakti vakumlamasına karşın daha dikkatli olmak. Akışa dalıp gitme gafleti var ya ondan bahsediyorum. 

#Meleklerin evde ben yalnızken bile benimle olduğunu hep hatırda tutmak. Etrafında kendine hizmet eden bir ordunun sultanına yaraşır zarafette yaşama gayretinde olmak. 

#Evi her an için misafir gelebilir durumda tutmak. 

#Her gün bir yemek tarifi öğrenmek. Damak tadını zenginleştirme gayretinde olmak. (Bu daha çok eşimin yerleştirmemi istediği bir alışkanlık aslında) 

#Az yemek, çok su içmek, daha fazla meyve ve sebze tüketmek. 

#Vakti kullanırken hep bi sonraki saatin plânını yapmak ve boşta kalmamak. 

#Özellikle Turk-islam tarihi, edebiyat ve yeni bilimsel gelişmeler konularında gelişim göstermek. 

#Her gün yazmak. Ama mutlaka yazmak... 

#Blogları daha fazla ziyaret etmek. Daha fazla blogcan tanımak. 

#Daha fazla canlı kanlı sohbetler. Oturup çay/kahve içmeli sohbetler. Daha fazla muhabbet. 

Aklıma gelenler bunlar oldu. Daha vardır ama zihne ilk gelenler önemli o sebep gerisi için zorlamaya lüzum yok sanırsam. 

Herkeslere plânlarının hayallerinin gerçekleştiği ve güzellikler getirdiği vakitler dilerim. 
Sevgiler:) 
Fotoğraf, Cunda /Ayvalık 

22 Ağustos 2019 Perşembe

Mektup



   Son üç gündür bazı sağlık sorunlarıyla imtihan oluyorum.O yüzden pek uğrayamadım bloğuma.  Aslında Mevladan kucağımıza düşenlere "sorun"demek ne kadar doğru onu da bilemiyorum. Hepsi güzel birer mektup değil mi aslında ?
Sevgilinin seni terk etmesi, hastane odasında yapayalnız serum yemen, maaşının ay sonu gelmeden bitmesi, evladından gördüğün vefasızlık ya da bir evlat sahibi olamamak falan filan...   Bunların tümü bizim kim olduğumuzu ya da en temelde kime ait olduğumuzu hatırlatan mektuplar. Zarfı açmak lâzım sadece.  İçindekileri okumak ve de... 

    Eve bir icra mektubu gelmiş olsun mesela. Açıp okumazsak orada öylece durur ama yapılacaklara engel olabilir mi bu tavır?  Hayır. İcra eninde sonunda yapılır. Mevladan gelen ikazlar da böyle biraz.Tek fark, Mevla icra memurları kadar ketum değil. Rahmet kapısı hep açık ve sevgi dolu merhameti hep taze. Bu ikazlar, bazen sevgili dilinden gelir, bazen evlat elinden vesaire vesaire... Ama hep yüzünü  en sevgiliye döndürmen için gelir. Açıp okumak gelmeli o vakitlerde ilk olarak akla.  Az utanarak belki,  sıkılarak ama mutlaka sevgiyle okunmalı. Sevgiyle ve  güzel sabırla... (Uygulaması yazmasından daha zor ama ikazlar bu yüzden ardı ardına yapılıyor zaten)  

    İşte ben de sağlığım kanalından böyle bir mektup aldım en sevgiliden. İlk gün afallıyorsun. Mektup olduğunu bile anlayamıyorsun. Ağrı diyorsun sancı diyorsun ıvır zıvır... Sonra aklını başına alınca açıp okuyorsun. Rahmanın sevgi eli merhamet eli oracıkta erişiveriyor sana işte.  
Şükür bu gün daha iyiyim.  İyiyim ki açıp bloğuma bir şeyler karalayabildim.  Aldığımız her sağlıklı nefese bin şükür. Kıymetini bilmediğimiz, alıp geçiverdiğimiz, alıp gafletle tükettiğimiz o canım nefeslerin her birine bin şükür. Yer yüzündeki nefesler sayısınca şükür...  
Bir duanızı alırım canlar. 
Sevgiler, sağlıklar olsun hepinize... 
Fotoğraf, Çanakkale, Sıhhiye bahçesi. 

16 Temmuz 2019 Salı

O kadar da özne değilsin be yavrum...

Bu başlığı kendime attım.  Yani içimdeki ben duysun diye.  İnşaallah duyar. Aslında hepimiz az az da olsa içimizdeki benlerle konuşsak dışarıdan eleştirel bir ağızmış gibi.  Güzel olmaz mı ? Olur olur...

    Öyle bir zamanda yaşıyoruz ki artık insanoğlunun kendini bir tek Yaradanın yerine koymadığı kaldı.  Her eşyanın en iyisini kullanalım, en iyi yerleri gezelim, en iyi yemekleri yiyelim haaa hepsinden önemlisi var!! Nedir o?  En kaliteli dostlar bizim olsun.  Tabi tabi. (Bulursan bu kadar madde esiri insan içinde manevi zenginliği olan bir dost bana da haber ver.)

   Bu kadar "en iyi"yi neden ve nasıl hak ediyoruz ya da hak ettiğimizi düşünüyoruz o da ayrı konu ama meselenin daha özünde olan bir şey var.  Daha facia bir şey. Daha acınası bir şey. O nedir peki?  Bulamayışımız! Bulamıyoruz çünkü her şeyin en iyisine tek bir hayat içinde kavuşmak çok zor.  Velev ki zar zor kavuştun, bu sefer de kaybetme korkusu huzur bırakmıyor.  Çünkü eninde sonunda o güzelliklerden kopacağını biliyorsun.

    Bir tanıdığım vardı. Bu saydığım "en iyi"lere aşağı yukarı sahip olmuştu. İyi bir eş iyi bir meslek çok tatliş çocuklar ve sabah akşam gezmeler tozmalar amanın!  Tam bir instagram çiçeğiydi :))  Bir keresinde ailesiyle çekildiği mutlu bir fotoğrafın altına şöyle yazmıştı: Keşke zaman durup kalsa!  Evet çünkü biliyordu şimdi mutluydu ama bir akıbet gelecek ki hepsinden ayrılacaktı. Belki onun ayrımına vardığı bir andı.

    Yani demem o ki, öznesi değiliz şu hayatın sadece nesnesiyiz. Bir kenarda duran ve bir süre sonra oradan eksilip gidecek bir nesne... O zaman neden özne taklidi yapıp duruyoruz.
 "En güzel şeyleri yiyorum yuppiee!  Hatta bunu herkes bilsin aman haaa!!! "  Bu saçma hezeyan bir nesne için fazla abartılı değil mi. Bir de bunu yaparken kırıp incittiklerimiz özendirdiklerimiz ve bir sürü yıkıcı duyguyu  inşa edişimiz...
"Ay sadece kaliteli insanlarla dostluklar kurarım" Ooo ne kalite sendeki de ama. Bir yaralı yüreğe derman olma da git maddi manevi kendini düzeltmiş seçkinlerle gönül eyle. Yönsüz kalmış bir çaresize ışık tutuvermek senin neyine?! Sen kaliteli dost bul anca... (Şahsen bu insan seçme mevzusunda da çok radikal dönüşümler içindeyim bilahare ayrı bir yazıda buna da yer vermek isterim hatta. ) Açıkçası bir hayat kadınına  cesaret verip güzel bir yöne evrilmesini sağlayacaksa eğer muhabbetim, en kaliteli(!) dosta ayrılacak vaktin önüne koyarım o muhabbeti.

    Yahu özne değiliz!  Tekmişiz biricikmişiz gibi davranıp duruşlarımız niye?  Tabiki Rabbimizin biriciğiyiz ama bizim gibi milyon tane biricik var yeryüzünde. Kimisi ücra bir varoşta kimisi yatta handa hamamda...  Herkesin serüveni farklı hikayesi ve imtihanı farklı ama aynı olan bir şey var. Herkes Rabbinin biriciği!  O vakit niye her şey etrafımızda dönüyormuş gibi gülücükler saçıyoruz?

    Gülücüklerimizi tüm bu evrenin bir parçası oluşumuzun şükranı için saçsak ya.  Dönüp duran şu  alemin onca  tılsımlı yaradılmışına duyduğumuz hayranlık için saçsak ya. Kendimiz, sahip olduklarımız ve maddi şeyler dışında gülümseyerek hayatın içinden çekip çıkarılacak onca şey varken...Denizler okyanuslar varken...  Bir yudumluk bile yer kaplamayan varlığımızla vakit kaybedip durmak niye ?

    Mevlana'nın "güneş gibi ol" deyişini ben nasıl algılayayım ki başka?  Güneş her ücraya nüfuz etmek için yanmıyor mu deli gibi? Gösteriş telaşından ziyade her zerreye ışık vurmaya gayret etmiyor mu?    "Kaliteli dost seçerim valla" diyor mu ?  Rabbi ona öyle emretmedi mi çünkü?

   Neyse coştum dostlar...  Gün başlasın hadi. Sihirli tılsımlı halleriyle ne öğretecekse öğretsin bugün de zaman. Ama hiç unutturmasın özne olmadığımızı.
Günaydınlar herkese.

Fotoğraf, Denizli'de bir dere kenarı. Kök kısımları kendinden daha fazla bir ağaç. Toprağın üstünde gördüğümüzde ne kadar farklı.  Hiç bir şey göründüğü gibi değil dimi. Biz de dahil olmak üzere... Daha dikkatli bakalım kendimize. Neyiz aslında?

27 Şubat 2019 Çarşamba

Kadınlar günü şeysi...


# Dün aile büyüklerimden birini kırmamak için katıldığım kadınlar gününün son bir saatinde, baş ağrım tavan yaptığı için tüm anlatılanları sinek vızıltısı olarak işittim. 

#Kadınlar tamamen oturma şekillerine göre yanlarına denk gelen kadınlarla ufak sohbetler açıp konuşmaya başlayarak  odanın içinde dağınık bir uğultunun oluşmasını sağlıyordu. 

#Ellili yaşlarda olduğunu tahmin ettiğim bir teyze oğlunun düğünü için aldığı bol pullu mor elbiseyi anlatırken kafasının üstünden çıkardığı  kalpler tavana fırlıyordu.

#İçlerinden bir tanesi diğeri için "Bu para harcamayı çok seviyor valla" diyordu. "Ver eline iki üç bin lirayı bir saat içinde harcayıp gelsin." Bir iki dakika sonra da ülkedeki olası bir kıtlık halinden bahsedildi. Durum iyiye gitmiyor denildi. Maaşlarımız kesilirse naparız diye dertlenildi.

#İyi bir fakültenin iyi bir bölümünde son sınıfta  okuyan evin genç gelin adayı, ders çıkışı gelip ikram servisine yardım ederken tam da bir Osmanlı gelini edasında hareket ediyordu. Acaba evlendikten sonra da iş çıkışı gelip kayınvalidesinin gün muhabbetine dahil olur muydu ?  (İnşaallah hep birlikte olurlardı) 

#İkram tabaklarında börek seçeneği ikiye çıkmıştı. Tek börek seçeneğini bile başarıyla kıvıramayan ben, iki çeşit böreği de afiyetle yerken başımın derdi ikram sorunsalına yine keyifsiz bir bakış fırlatmıştım.

#Salon parkelerinin üstüne nostaljik bir halının serilmiş olması beni keyiflendiren tek detaydı. Bazı yerleri yıpranmış bazı yerleri daha sağlam eski zaman bir el işleme halının desenlerini inceleyip dururken ben, kadınlar hunharca gezilesi alışveriş yerlerinden konuşuyorlardı.

#Orta yaş ve üzeri kadınların toplandığı her mekanda zamane gençliğinin sağlam bir dedikodusu icra ediliyor bu çok net. Ama bu zamane neslin yetiştirilmesinin de bu orta yaş ve üzeri guruba ait bir mevzu olduğu üzerinde pek durulmuyor o da çok  net. 

#Pembe fuşya eşarbı taktığım için ev sahibesi bana dönüp "sen nasılsın bitanem" diye sordu sorusunu. Yaş skalamın yine altlarda tahmin edildiğini düşünürken gülümseyip "İyiyim sağolun siz nasılsınız " dedim sadece. Ama içimden dediğim şuydu " Ay kırkına gelmişim nasıl olayım iyi valla. Her pembe fuşya eşarplıyı genç çıtır görmeyin beaa ! Bazıları o eşarpları mahalle baskısıyla da örtebiliyor işte." 

#Evin aile büyüğü bana bakarak "Pek tatliş bir gelininiz var, huyu da güzel mi ?" diye sordu kayınvalideme. O esnada az biraz satın alınmış yeni eşya hissiyatı yaşamadım değil. Bi yandan da hep söyleniyordum kendime "ah bunlar hep fuşya pembe yüzünden!" 

#Gün sonu gelip akşam yemeklerimizi yerken büyük bir görevi yerine getirmiş olmanın rahatlığıyla eşim kişisine günün detaylarını anlattım kıkırdaya kıkırdaya. Buna rağmen sözüm bitince bana sorduğu soru manidar : Sen strese mi girdin bugün biraz  ?  :)) 

#Akşamına güzel kalpli arkadaşlarımla buluşurken yine aynı fuşya pembe eşarbı taktım mecburiyetten. Dalga geçileceğimi de hesaba katarak az tedirgindim ama herkes sadece "iyi ki geldin!" havasındaydı ve ben içimden geçirdim "Ohh işte bu insanların arası benim yerim :) 

Kadın günleri çılgınca icra edilen ritüeller memleketimizde ;) Dün de böyle bir gündü işte. Ama yine de ara sıra katılıp gündemin nabzını tutmak lazım diye düşünüyorum artık. Hem büyükleri memnun etmek hem de bizim gibi kitap şeysi canlıların azıcık sosyalleşmesi adına... Bu arada iyi ki Amelie kafası kategorisini açtım da içimi boşaltıyorum buraya da işte. 
Sevgiler blogcanlar ! :) 
Fotoğraf, Alaçatı'dan... 


30 Ocak 2019 Çarşamba

Bugünlük böyle

Şu yağmurlu nefis İzmir Çarşambası...  *Bloğuma şakır şakır yazılar döktürebilirdim. 
*Kitabımı elime alıp ruhun derinliklerine yolculuk edebilirdim. 
*İstediğim bir filmi izleyip sinema listemden bir elemanı daha elemiş olabilirdim. 
*Evde yapılacak işlerden birini daha halledip  evcilleşmiş hatun  profiline az daha yaklaşabilirdim. 
*Yazmayı düşündüğüm şeyin taslağına çalışabilirdim. 
*Araştırılacak şeylere bakınıp notlar alabilridim.  
Ama ben ne yapıyorum?  
Genç çıtır yeğenim kişisi misafirimle "Uzay yolculuğu" filmini izleyip,  onun okul hayatına dair yaşadıklarını dinliyorum. Neden?   
Çünkü gençlerin gönlüne girmek önemli ;)  
Yani bu yazının size kattığı şey şu olabilir: Yiyeceğini paylaşmak nasıl kutsalsa bazen vaktini paylaşmak da öyle...  
Huzurlu günler olsun canlar,  yarın size döktürürüm artıkın bol bol.  Bugünlük böyle  ;)  


22 Ocak 2019 Salı

Blogger aşkına!

Bu sabah itibariyle blog dünyasına dair ufak tefek notlarım şöyle canlar :

# İnşaallah çok tatlı blogcanlar tanıyacağım bu sene.  Ya da ne zaman nasipse işte. Hatta tanımaya başladım bile ! :)

#Blog okumanın keyif vermesi için yaşımın 40 a tekabül etmesi gerekiyormuş. Başka yaşamları gözlemleyip hayattan lezzet almak isteyen 40 yaşı beklesin ! mottosunu taşıyorum artıkın ;) 
 
#Orta yerimden ikiye çatlasam da laf olsun diye yorum yazamıycam galiba. Oysa bu işte hızlı olmak için az ama öz yorumu bolca yaz diyollaa :/

#Bloğun teknik donanımıyla uğraşmak eşittir dibi tutmuş tencere temizlemek.  Çok net.

#Bir blogcan "Hayatım dört dörtlük valla. Gezip dolaşıp yiyip içiyorum annem be! " ayarında yazıyor ve bana hiç bir şey vermiyorsa uzay mekiği hızında ortamdan uzaklaşıyorum.

#Bazı bloglarda  aklıma hayalime gelmeyecek bakış açıları yakalayınca kendi zekamdan utanıp "vay be,  sen çok yaşa ademoğlu ! haykırışıyla tepkiselleşiyorum :) 

#Mutfakta çorbamı karıştırırken, " bloğuma şehir belirten ziyaretçi sayacını nasıl eklerimkine?! " gibi ıvır zıvır blogger şeysilerini düşünüyorum.

#Yemişim "seo"sunu ya da "google plus" platformlarını filan dicem dee...   daha fazla güzel insana ulaşmak için kuzu kuzu bunlara da çalışmam gerek diye düşünüp sesimi yutuyorum.  Pehh! 

   Bunun gibi şeyler işte. Bu arada bloğumla ilgili önerileriniz ya da fikirleriniz varsa  yedi yirmi dört açığım blogcanlar :)  Beynim az daha yoğurt olsun, tabi tabi kendiminkiler az geliyo ne de olsa :)))

Güzel Salılar olsun hepiciğimize :)
Blogger aşkına şu dımbırtıyı bırakıp da gideyim, şık olur ;)

Not: Fotoğraftaki, geçen geceden arkadaş evindeki çay görseli.